unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Mehmet Ali Güller

ABDnin ılımlı İslamcı-Arap cephesi

09.11.2017 01:00

ABDnin son 10 yıldaki bölgemize dair en temel stratejisi, İranı çevreleme ve baskılama stratejisidir.

ABD başkanlarının seçildikten sonraki ilk yurtdışı gezilerini İsrail hariç bölgemizde nereye yaptıkları, bu temel stratejide hangi kuvvetlere dayanacağını işaret eden bir göstergedir.

OBAMANIN ILIMLI İSLAMCI CEPHESİ
Örneğin Barack Obamanın seçildikten sonraki öncelikli ziyaretler ajandasında Türkiye ve Mısır vardı. Çünkü Amerikan devlet aygıtı, Türkiye ve Mısıra dayanarak Ortadoğuda İranı çevrelemeyi hedef alıyordu. Washington, İrana karşı Ilımlı İslamcı-Arap cephesi kurmayı hedefliyordu. Cephenin ılımlı İslamcı ayağına AKPli Türkiye, Arap ayağına da Mısır liderlik edecekti.

Bu proje tutmadı: Arap Halk Hareketleri, Suriyenin kararlı direnişi, Rusya ve İranın ABD planlarına barikat kurması başta olmak üzere çeşitli nedenlerle ABD, planlarını hayata geçiremedi. Hatta ABD arada cepheyi revize etti ve Türkiye-Mısır ikilisi yerine, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar üçlüsüne dayanmaya çalıştı.

TRUMPIN ILIMLI İSLAMCI-ARAP CEPHESİ
ABD Başkanı Donald Trumpın öncelikli ziyaret ajandasında ise Suudi Arabistan var. Gerçi ABDnin İrana karşı Ilımlı İslamcı-Arap cephesi hedefi stratejikti ama aktörler değişiyordu.

AKP Hükümeti Suriyedeki Rusya faktörüyle sahada yüz yüze gelince, ayrıca içeride iktidarını koruyabilme ihtiyacıyla da örtüşünce, cephesini yavaş yavaş değiştirmeye başladı. Moskova, Astana süreci üzerinden bu değişimi hızlandırdı.

ABDnin Ilımlı İslamcı-Arap cephesine mecburen Suudi Arabistan liderlik edecekti. Kuşkusuz Riyadın buna askeri kapasitesi yoktu. Bir İslam Ordusu kurma türünden girişimler işte o ihtiyacın gereğiydi.

ILIMLI İSLAMCILIK İLANI VE SARAYDA TASFİYE DARBESİ
Geride iki sorun kalıyordu:

Birincisi, Suudi Arabistanın Vahabilik anlayışının böylesi bir cepheye liderlik edemeyecek olmasıydı. Geniş bir sünni bloku vahabiliğin altında birleştirebilmek mümkün değildi. Bunun çaresi de Riyadın vahabilik yerine ılımlı İslamcılık ilan etmesiydi.

Önce Suudilerin Dünya İslam Birliği Örgütü olan Rabıtaya ABDde İslam kongresi düzenlettiler. Sonra Rabıta lideri Şeyh Muhammed bin Abdülkerim el-İsa ile Papa Franciscusun buluşmasını organize ettiler. Kâbe İmamı Abdurrahman Es-Sudeysin ağzından bölgeye ABD ve Suudi Arabistan birlikte dünyayı huzur içinde yönetiyor mesajı verdiler.

Ardından Suudi iç kamuoyuna yönelik kadınlara ehliyet gibi yumuşama hamleleri yaptılar ve en sonunda da Riyadda ipleri elinde tutan Veliaht Prens Muhammed bin Selmanın ağzından Ilımlı İslama geçtiklerini ilan ettiler.

İkinci sorun ise Riyad sarayındaki prens çokluğu, çok aktör bulunması, sermayenin bölünmüş olması ve farklı siyasi eğilimlerdi. 2015 yılındaki kral değişiminden bu yana Riyadda üç iktidar odağı vardı…

İşte 11 prens ve 38 bakana yönelik yolsuzluk temalı saray darbesi de bu ihtiyacın gereğiydi. Eski veliahdın oğlunun helikopter kazası ile ölmesi, önceki kralın oğlunun tutuklama sırasında çıkan çatışmada öldürülmesi gibi olaylar ise bu iç çarpışmanın sertliğini gösteriyor. Bu sertlik aynı zamanda önümüzdeki günlerde bir direnişin ortaya çıkmasının, hatta darbeye karşı darbe ihtimalinin varlığına da işaret ediyor!

Öte yandan gözaltına alınan prenslerin mal varlıklarının dondurulması da sermaye transferine başlandığına işaret ediyor. Bu noktada ABD Başkanı Trumpın operasyonlarla ilgili veliaht prense açık destek verdiğini ve Suudi Arabistandan dev petrol şirketi Aramcoyu ABD borsasına dahil etmesini istediğini not edelim.

Zira ABD açısından petrol ve doğal gazın dolara dayalı ticaretinin sürmesi hayati önemde!

MISIR İRAN KARŞITI CEPHEYE GİRER Mİ?
Öte yandan İranı çevreleyecek ve baskılayacak bir cephe için Riyadın askeri kapasite yeterli değil. Riyada cephede destek verecek ülke, ABD açısından yine Mısır olacak. Mısırın askeri kapasitesi buna nispeten uygun.

Nitekim Arap Halk Hareketinin ikinci aşamasında devrimi çalan Sisi, İhvan karşıtlığı temelinde Suudi Arabistanla ve iktidarını sürdürebilme ihtiyacı üzerinden de ABD ve İsraille yakınlaştı.

Fakat Mısırdaki iç dinamikler buna razı olacak mı? Tamam, Mısır Suudi Arabistanın İslam Ordusuna katılmıştı, Riyadın Yemene savaş açan koalisyonuna girmişti, hatta Katara ambargo uygulayan Körfez koalisyonuna da destek vermişti ama Mısır, Suudi Arabistanın Suriye politikasına karşıydı ve İranla ilişkileri germek istemiyordu.

Bu, ABDnin planları açısından bir büyük sorun olarak varlığını koruyor.

İLK CEPHE: LÜBNAN
ABDnin Suudi Arabistan liderliğindeki Ilımlı İslamcı-Arap cephesinin ilk sahası, görünen o ki, Lübnan olacak.

Lübnan Başbakanı Haririnin prenslere operasyon sırasında Riyadda bulunması ve İranı suçlayarak başbakanlıktan istifa etmesi önemli mesajlar içeriyor.

Diğer yandan ABD ve İsrailin, Suriyede Rusya ve İran destekli Şam kuvvetlerinin egemenlik alanlarını genişletmesine engel olabilmek için sorunu yaymayı esas alan bir çizgiye gireceği anlaşılıyor. Barışı inşa edemeyen ve yeni düzeni kuramayan ABD, Rusyanın da kuramaması için savaş alanını genişletmeye çalışıyor. Yani Suriyedeki çatışmayı, Lübnan ile genişletmek istiyor.

Bunun ABD ve İsrail adına ne kadar yararlı bir sonuç olacağı ise şüpheli. Zira sahada inisiyatif ve avantaj Rusya-İran-Suriye cephesinde!

Türkiyenin Suriyeyle anlaşması ve Mısırla normalleşme yoluna girmesi ise bölge için kritik önemde. 

Eğitim