unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Saray Darbesi değil, Saray Rejiminin tescili

06.05.2016 09:24

Başbakan Ahmet Davutoğlu dün AKPyi olağanüstü kongreye götüreceğini ilan etti, fiilen görevi bıraktı. Daha açık ifadeyle, Davutoğlunu getiren Saray, şimdi Davutoğluna görevden el çektirdi.

Tepkiler muhtelif; en müthişleri muhalefet cephesinden. 4 Mayıs Saray Darbesi diyen mi ararsınız, milli iradeye darbe diyen mi; artık fiili başkanlık sistemine geçtik analizlerinden hakkımızı helal ediyoruza kadar uzanan dahiyane bir siyasi duruşla karşı karşıyayız. Umudumuz Hoca. Ekmel hoca olmadı, Ahmet hoca.

Muhalefetin iktidar bloğu içindeki çatlaklara yaslanarak, oradaki çatlaklardan kendisine alan açmaya çalışarak, yüzünü halka dönmeyi asla aklına getirmeyerek ısrar ettiği stratejinin bu vahim halleri ortaya çıkmasaydı, bugünkü yazıya doğrudan Davutoğluna görevden el çektirilmesinin siyasi sonuçlarını tartışarak girmek mümkün olabilirdi. Fakat ne mümkün!

Önce şu yeni durum diye ifade edilen Saray Darbesi meselesini bir açalım ve soralım.

10 Ağustos 2014te Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildikten sonra AKP Kongresine katıldığında, cumhurbaşkanı sıfatıyla bir siyasi partinin kongresine katılıp tek aday olarak Davutoğlunu genel başkanlığa ve başbakanlığa getirdiğinde görmeyip de şimdi gördüğünüz yeni darbe nedir?

7 Haziran seçim sonuçları Saray tarafından tanınmadığında, milli iradenin kararı Sarayın işine gelmediği için ülke adım adım yeni seçime doğru sürüklendiğinde, hükümet kurma görevi anayasal hak olarak yasal süre de olmasına rağmen ikinci parti olan CHPye verilmediğinde görmeyip de şimdi gördüğünüz yeni darbe nedir?

Artık sistem değişmiştir, anayasayı buna uyarlayın açıklaması yapıldığında, parlamenter sistem bekleme odasında denildiğinde görmediğiniz ve şimdi gördüğünüz darbe nedir?

Devletin bütün aygıtları adım adım Saray etrafında toplanırken, rejim giderek Saray etrafında ekonomik, siyasal ve ideolojik araçlarıyla yeniden örgütlenirken görmediğiniz ve şimdi gördüğünüz darbe nedir?

Daha da ileri gidelim: Davutoğlunun başbakanlığı döneminde Saraya kullandırtmadığı, Sarayın denetiminden kurtardığı ve şimdi bu yeni durumda Sarayın fazladan kullanabileceği yeni yetki var mıdır? Varsa nedir?

Listeyi uzatmak mümkün; ancak itirazımızın karakterini değiştirmiyor, sadece pekiştiriyor. Burada keselim. Saray darbesi cumhuriyete karşı olur, demokratik güçlere karşı olur. Saray rejimi içinde, onun inşa ettiği yeni rejim düzlemiyle uyumlu, sadece bu gidişe dair yöntemsel bakış açısı farklılıkları taşıyan kişilere dönük tutumlarda darbe görmekse siyasi saflık değilse ya acziyet ya da teslimiyettir. Büyütmeye gerek yok: getiren götürmüştür. Sarayda taht kavgasının, kardeş katli tartışmasının tarafı biz değiliz, hangi kardeşin nasıl yöneteceğiyle değil, bu yönetimin yerine cumhuriyete nasıl geçeceğimizle ilgiliyiz.

Ne yani, hiç mi önemi yok 4 ve 5 Mayıs gelişmelerinin? Elbette var; sıradanlaştırmaya da gerek yok; ama Amerikayı yeni keşfetmiş gibi analizlere de gerek yok. Yeni rejimin kendi içindeki çelişki ve çatlaklara taraf olarak oradan demokrasicilik oynamaya ise hiç gerek yok, hepsi oradaydı.

Bu köşedeki yazılarda ısrarla vurguluyoruz. Türkiyede rejim uzun süredir fiili bir yürütme darbesi sonucunda zaten Saray etrafında toplanıyor. Bunun kurucu diktatörlük olduğunu, bu kurucu diktatörlüğün eski rejimin hukuksal, anayasal düzenlemeleriyle kendisini sınırlı hissetmediğini ve yeni rejim anayasal güvence altına alınana kadar da bu vasfın süreceğini daha önce belirttik. Son iki gündeki gelişmeler, bu çerçevede bir devamlılık durumunun işaretidir, Saray etrafında inşa edilen yeni rejimin kurucu diktatörlük uygulamalarının hem derinleştirilmesi hem de tescilidir. Bu nedenle Cumhuriyete karşı adım adım gerçekleşen Saray darbelerini görmeyip yüz yıllık cumhuriyet parantezini kapatma iddiasıyla siyasete girmiş, bunu da restorasyon olarak adlandırmış Davutoğluna görevden el çektirilmesinde yeni bir durummuş gibi Saray darbesi görmek, meseleyi hem sulandırmak hem de gerçeğin üzerini örtmektir.

Asıl Yenilik

Yeni olansa şudur: Davutoğlu bir süredir yaptığı açıklamalarla ve kimi uygulamalarla Saray rejiminin otoriter tekelleşmesine karşı yöntemsel (ideolojik değil) itirazlar geliştirmekte, rejimin daha hegemonik araçlarla inşa edilmesini, sürdürülmesini savunan kanatla ittifak halinde yürümektedir. Fakat öze, Cumhuriyetin yerine dinsel bir Saray rejiminin kurulmasına, restorasyona, yüz yıllık parantezin kapatılmasına dair bir ayrışma değildir sözkonusu olan; bunun yöntemine ilişkindir. Kaldı ki Davutoğlu gerek Cumhuriyet rejimi yerine eskinin yeniden inşası anlamına geldiğini bilmesine rağmen ısrarla yaşanan süreci restorasyon kavramıyla anlatan ve diğer yandan dış politikayı Yeni Osmanlıcılık olarak ifade edilen strateji çerçevesinde sistemleştiren kişidir. Bu anlamda inşa edilen yeni Saray Rejiminin en başından beri ideolojik aklıdır, ezberden iki üç Necip Fazıl şiiri okumaya dayalı ortalama İslamcı siyasal ufkunu bir siyasal ütopyaya, doktrine kavuşturandır AKP devrinde. Bu açıdan davanın has ismidir; Davutoğluna yapılanın adı bu nedenle Saray darbesi değildir; olsa olsa karşı devrimin önce kendi evlatlarını yemesi durumudur.

O halde ayrışma neredeydi? AKP içinde bir yöntemsel ayrışma olduğu açıktı. Bu yöntemsel ayrışmanın bir kanadı tam biatçılığa dayalı Reisçiler, diğer kanadı ise yöntem olarak yumuşak geçişi öneren Gülcülerdir. Hocacılık kısmen Gülcülük içi bir pratiktir. Dikkat edilirse Saraycılar ve Gülcüler demiyoruz; iki kanat rejimin Çankayadan Beştepeye, Köşkten Saraya doğru ağırlık merkezinin kayışı karşısında öyle veya böyle onaycıdır. Ortada Saray ve karşıtları çatlağı yoktur; Saray merkezli yeni rejimin işleyişi, yöntemi üzerine bir ayrışma vardır. Stratejik değildir, taktikseldir. Davanın uzun vadeli çıkarlarının hangi yöntemde yattığına dair bir ayrışmadır.

Bu ayrışmada Davutoğlu örneğin gazetecilerin, akademisyenlerin tutuksuz yargılanması konusundaki açıklamalarıyla, dış politikada ise giderek Erdoğan yerine daha fazla muhatap alınmaya başlanmasıyla birlikte zaman zaman Sarayın başta tahayyül ettiği ağırlık dengesinin ötesine geçmeye yönelmiştir. Gidişe itiraz eden, aşırı otoriter yöntemlerin hareketi uzun vadede riske sokacağını düşünen davanın önde gelen Arınç, Gül gibi isimleri Davutoğluna daha yakın durmuş ve Davutoğlunun başbakanlığına bir bakıma yeni anlamlar yüklenmiştir. Gücün tamamen tekelleştiği, Saray etrafında birleştiği, kuvvetler arası dengenin ortadan kalktığı, parlamenter işleyişin tasfiye edildiği bir ortamda Davutoğluna yüklenen anlam ve işlev, Saray Rejimini AKP içinden dengeleme-aşırılıklarını frenleme olmaya başlamıştır. İşte dün biten ya da Saray eliyle fark edilip bitirilen budur.

Nitekim Erdoğan 4 Mayısta Davutoğlu ile görüşmeden önce muhtarlara yaptığı konuşmada kişi bulunduğu makama nasıl geldiğini, hangi amaçlarla geldiğini asla unutmamalı derken bunu açıkça vurguladı. Tercümesi şudur: seni ben getirdim, görevin de başkanlık anayasasıyla yürütme kuvvetinin tamamen benim elime geçmesi sürecini tamamlamandır.

Özeti budur; Davutoğlu Saray merkezli başkanlık sistemi ve anayasası için getirilmiş; bu konuda yeterli çalışmayı yapmadığı, zaman zaman Sarayın aşırılıklarını törpüleyerek güç toplamaya çalıştığı izlenimi sonucunda da tasfiye edilmiştir. AKP yetkililerinin daha düşük profilli bir başbakan olacak açıklamaları bununla ilgilidir.

Siyasi Sonuçları

Bu açıdan siyasi sonuçları vardır. En çok da muhalif cephe için.

4 - 5 Mayıs gelişmeleri önemlidir; fakat Saray rejimi içinde bir yenilik olarak değil, devam eden bir eğilimin tescili olarak. Saray Rejimi tescillenmiş, pekiştirilmiştir. Asıl yenilikse, artık Sarayı AKP ile, AKP içindeki ılımlılarla dengeleme projesinin de çökmesidir ve bu yeniliğin asıl muhatabı muhalefet güçleridir. Mesaj nettir: artık Saray rejimi karşısındaki umutlarınızı, Ekmele, Güle, Davutoğluna, ılımlı AKPlileşmeye ve ılımlı AKPye, AKP eski ayarlarına dönse çok iyi aslında siyasetsizliğine, liberal AKP okumalarına, çökmüş İkinci Cumhuriyetçi tezlere bağlamaktan vazgeçin, bu aşama geçilmiştir. Yeni olan budur.

İkincisi, Davutoğlu ekibinin Sarayı zaman zaman dengeleme, tampon görevi görerek yumuşatma, hukuka, yargıya kısmen alan açma rolü ortadan kaldırıldı. Bu yeni dönemin daha da sertleşeceğinin, Saray merkezli otoriterliğin daha da pekişeceğinin işaretidir.

Bu anlamda muhalefet güçleri 4-5 Mayısı hem AKP dışı çözümler konusunda netleşmeye, hem de daha da sertleşecek dikta pratiklerine karşı daha fazla yan yana gelmeye ve yüzünü sistem içi çatlaklar yerine halka dönmeye vesile olarak değerlendirmek zorunda. Evet doğru, daha da sert bir sürecin ülkeyi beklediğini söyleyebiliriz.

Ama artık yeni bir durum var; 4-5 Mayıs sonrası gerçekten yeni olan denklem şu: Ya Saray kazanacak ya da yeni bir cumhuriyet kuruculuğuyla biz kazanacağız. Ortası yok, orta formüller dün tasfiye edildi, görmeyenlere, görmek istemeyenlere halk hakkını helal etmeyecektir.

Not: Bugün 6 Mayıs. İçlerinden birinin adını taşıyorum, gururla. Üç fidanı saygıyla anıyorum.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

Eğitim