unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

100 yıl sonra yeniden: Türkiye nasıl kurtulur?

12.06.2017 09:20

Bu konuda Ziya Gökalp ve Prens Sabahattinin sunmuş olduğu kurtuluş modelleri iyi bilinir. Gökalp dayanışmacı, toplumcu, yeni bir toplum inşası arayışındayken, Sabahattin rekabete dayalı, bireyci bir toplum inşasından yana tavır koyuyordu. Sosyolojideki bu kurtuluş arayışlarının Türkiye Cumhuriyetinin inşasında ve tarihsel yörüngesinde etkili olduğu muhakkak. Bugün geldiğimiz noktada, yüzyıl önceki sorunun, yani Türkiye nasıl kurtulur? sorusunun günümüz koşullarında yeniden sorulması kaçınılmaz hal almıştır. Türkiye Cumhuriyeti, bildiğimiz formu ve içeriğiyle, artık yok! Onun yerinde başka bir siyasanın yükselişte olduğu ise aşikar. Modern toplum olma yolunda atılmış onca adım, gerçekleştirilmiş devasa devrim boşa mı gitti? Başka bir ifadeyle söylersek; Mustafa Kemalin ufukta gördüğü Uygar Türkiyeden hiçbir eser kalmadı mı? Halbuki Türk modernleşmesi Batılı bazı sosyal bilimciler tarafından mucizevi ve istisnai gibi pozitif sıfatlarla değerlendirilmiş, yegane bir deneyim olarak nitelendirilmişti (Ernest Gellner, Bernard Lewis, Feroz Ahmad bu isimlerden birkaçıdır). Bu istisnai modernlik modeli, modern-dışı bir bağlama evrilerek yok olup gidecek mi?

Dolayısıyla, Türkiye nasıl kurtulur? sorusu bugün de sorulmalı ve olası kurtuluş modellerine ilişkin tezler geliştirilmelidir. Bu türden bir tezin öne sürülebilmesi için yani Türkiyenin kurtuluşuna yönelik bir model iddiasında bulunabilmek için öncelikle Türkiye nasıl kurtulur sorusunu sormamızı meşru kılan bir temellendirme yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yani Türkiyenin nereden kurtulması gerektiği sorusunun öncelikle iyi yanıtlanması gerekmektedir.

NEREDEN KURTULACAĞIZ?
Son zamanlarda Türkiyenin yenileştiği büyük ölçüde kabul edilmektedir. Yenileşmenin en net biçimde Yeni Türkiye kavramıyla ifade edilebileceği hususunda önemli bir uzlaşı var. Kuşkusuz Yeni Türkiyenin nasıl tarif edilmesi gerektiği konusunda bir uzlaşı yok. Ben yeni Türkiyenin esaslı olarak demokrasi karşıtı yönde bir gerileme olduğuna tümüyle eminim. Bu nedenle, bizim için Türkiyenin kurtuluşu; Yeni Türkiyeden çıkışla mümkün olacaktır.

Yeni Türkiyeden benim anladığım modernliğini kaybeden Türkiye, yani, Türkiye hızla modern-dışılaşıyor ve bu süreç önemli ölçüde halkın önemli bir bölümünün desteğiyle yürüyor. Modernliğin kaybı, aynı zamanda, kapitalizmin genişlemesi, bütün yaşam alanlarını kuşatması anlamına geliyor. Bu nedenle, Yeni Türkiyeyi modernliği olmayan kapitalizm olarak tanımlıyorum. Bir taraftan kapitalizmin en vahşi biçimlerinden biri bu topraklarda kök salıyor, yani, kural tanımayan, hukuksuz bir kapitalizm gittikçe tutunuyor ve yerleşiyor. Diğer taraftan da modernliğin temel ilkeleri hızla kovuluyor: özgürlük ve rasyonellik veyahut özerklik ve egemenlik ilkeleri yaşamdan uzaklaştırılıyor. Hem demokrasi hem de rasyonel olarak yaşamın düzenlenmesi ortadan kaldırılıyor. Demek ki kapitalizm ve modernlik illaki bir ve aynı olgu değil. İnsanlığın en başından buyana ve özellikle modern dönemde çözmek zorunda olduğu üç temel sorunsal olduğu muhakkak ve bu sorunsallıkların çözümü onların her birinin özerkliğine sadakati şart koşuyor. Bu sorunsallıklar ekonomik, politik ve kültürel/epistemik sorunsallıklar. Yani temel ihtiyaçlarımızı hangi ekonomik model karşılayabilir; hangi politik model toplum halinde birlikte yaşamamızı sağlayabilir ve hangi bilgi/kültür modeli bizim eylemlerimize kılavuzluk edebilir sorularına yanıt bulunması her daim vazgeçilmezdir. Yeni Türkiye eğer bir patoloji ise bu sözünü ettiğim üç sorunsala ilişkin verdiği yanıtların patolojik olduğu anlamına gelir. Mevcut durumu teşhisimiz kurtuluş için temel önem arz ediyor. Bu nedenle, sözünü ettiğim üç sorunsala Yeni Türkiyede bulunmuş çözümlere dikkatlerimizi çevirmeliyiz.

Türkiyede 1980 darbesinden buyana ama özellikle son yıllarda modernliği reddeden bir kapitalizm ekonomik olarak temel ihtiyaçların karşılanması ve yaşam standardının yükseltilmesi için temel görülüyor. Yani modernliği -hukukun üstünlüğünü, liyakati, fırsat eşitliğini, hesap verebilirliği vb- reddeden vahşi bir kapitalizm Yeni Türkiyenin ekonomik model olarak benimsediği model. Ekonomik sorunsal, bir tür feodal mantığa dayalı talancı kapitalizmle çözülmek istenmektedir. Hukuk kurumunun neredeyse yok sayıldığı kuralsız bir kapitalizmdir bu!

Yeni Türkiyede toplum halinde birlikte yaşamanın politik temellerinin nasıl sağlanacağı sorunsalı yani politik sorunsal çoğunlukçu-araçsal bir demokrasi aracılığıyla çözülmek istenmektedir. Yani ortodoks Sünniliğin birleştirici olduğu varsayımına dayanan, farklılıkları bütüncül millet anlayışıyla geçiştiren bir siyasa modeli önerilmektedi.

Eylemlerimize hangi bilginin kılavuzluk edeceği sorunsalı olan kültür/bilgi sorunsalı Yeni Türkiyede İslamcılık ideolojisiyle çözülmek istenmektedir. Bilimsel, sanatsal, felsefi bilginin dışında İslami bilginin eylemlerimize kılavuzluk ettiği, etmesi gerektiği varsayımına dayanan bir kültürel saha anlayışı dikte edilmektedir. Kısacası, Yeni Türkiyenin aktörlerinin sözünü ettiğimiz üç sorunsalın çözümüne yönelik sahip oldukları anlayışlar modernliği reddeden vahşi kapitalizm, çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve İslamcı ideolojidir. Modernliği reddeden kapitalizm, çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve İslamcı ideoloji, demek ki, içinde bulunduğumuz sürecin temellerini oluşturmaktadır. O halde bu sürecin tersine çevrilmesi veyahut ondan çıkılması bu üç sorunsalın çözümüne ilişkin bir projeyi gerektirmektedir. Demek ki kurtuluş yolu önce projeyi bu sözünü ettiğim üç sorunsala yanıt oluşturması anlamında inşa etmeyi zorunlu kılmaktadır.

NASIL KURTULACAĞIZ?
Dolayısıyla, Yeni Türkiyeyi ekonomik, politik ve kültürel sahalarda yaşanan büyük bir gerileme olarak anlamamız şart. Esasında gerileme yalnızca Yeni Türkiyeye özgü görülemez; genel olarak dünya bir gerileme çağında. Yeni Türkiye, yine de, gerilemenin en saf örneklerinden birini teşkil ediyor. Avrupada gerileme temasının bazı önemli sosyal bilimciler için merkezi çalışma temalarından birini oluşturmaya başladığını görüyoruz. Gerileme eğer Aklın bir kere daha boyunduruk altına alınmasına işaret ediyorsa -ki etmektedir- kurtuluş için atılacak her adım elbette Aydınlanmadan yana olacaktır. O halde; Türkiyenin kurtuluşu için atılmasına ihtiyaç duyulan ilk adım üç sorunsal açısından Aydınlanmacı bir projenin kurulmasıdır. Kurtuluş için sözünü ettiğim üç sorunsal açısından şunları söylemek gerekir: ekonomik sorunsalı çözmek için kamunun ve planın ağırlıklı olduğu bir ekonomik model gerekmektedir. Politik sorunsalın çözümü için politik sahanın önemine vurgu yapan, kamusal sahanın önceliğini önemseyen, cumhuriyetçi bir siyasa temelinde toplum halinde birlikte yaşamayı öngören bir model gerekmektedir. Kültürel sorunsalın çözümü için ise bilimsel-laik bilgiyi ve genel anlamda Aydınlanmayı temel olarak gören bir model gerekmektedir. Bu temeller birlikte yaşamanın önemli bir modelini ifade etmektedir: sınırları hukuka riayet etmekle belirlenen, plana dayanan ve toplumun korunmasını önemseyen bir ekonomi, sorumluluk üstlenen katılımcı yurttaşların ortak sorunları ortaklaşa çözmelerini öngören siyasa ve bilimsel bilgiyi eylemlerimizde kılavuz olarak gören kültürel model. Kurtuluş yolu dolayısıyla ekonominin bütün yaşam alanlarına nüfuzunu önlemeyi hedefleyen bir ekonomik modeli; toplum halinde birlikte yaşamayı cumhuriyetçi temellere dayayan bir politik modeli ve eylemlerimize, gündelik yaşamımıza kılavuzluk edecek Aydınlanmacı bir kültürel modeli zorunlu kılmaktadır.

Laik Cumhuriyet birlikte yaşamamızın temel siyasasıdır. Bu Cumhuriyet Aydınlanmacı, halkçı ve devrimci olmak zorundadır. Kültür/bilgi sorunsalını Aydınlanma ile, ekonomik sorunsalı halkçılık ile ve politik sorunsalı laik-kapsayıcı ulus-devlet modeli ile çözecek olan bu Cumhuriyet muhaliflerin üzerinde hemfikir olduğu veyahut olacağı ya da olmak zorunda oldukları temeldir. 

Eğitim