unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Yeni Halkçılıkta halk kimdir?

18.11.2017 10:09

Her popülist siyaset stratejik olarak iki sosyal-siyasal kutup oluşturmaya ve bu kutuplardan birinin genel temsilciliğine kendisini yerleştirmeye çalışır. Bir ayrımla: Sağ popülizm sosyal gerçekliğin üstünü örten ya da ikincil hale getiren yapay zıtlıklar oluşturmaya, sol popülizm ise var olan sosyal zıtlığı görünürleştirmeye, siyaseti bu temelde bir ikilik minderine yerleştirmeye dayanır.

Sağ popülist bir parti olarak doğan AKP de ilkini yaptı. Halk ile bürokratik oligarşi, asker-sivil elitler arasında bir karşıtlık zemini oluşturdu; kendisini ilkinin temsilciliğine yerleştirdi. İkincisinin laik karakterine vurgu yaparak etrafında topladığı geniş halk kitlelerinin sosyal öfkesini ideolojik olarak İslamcılık ile yavaş yavaş uyumlu hale getirdi, önemli oranda başardı da. Eski tip Siyasal İslamcı strateji bunu başaramazdı. Sahası yüzde 20lerde tıkanmıştı, iktidar alanı da kapatılmıştı. AKP bu nedenle mecburdu aşamalı popülist stratejiye.

Şartlar da uygundu. Bir popülist hareketin kendi siyasal tabanının ötesine ulaşmasını sağlayacak stratejik zemin oluşmuştu. Yönetenlerle yönetilenler arasındaki bağ aşınmaya başlamış, sistemin merkez-geleneksel partileri halk içindeki temsil gücünü yitirmişti ve 2001 krizi, sistemin sosyal meşruluğunu tartışılır zemine taşımıştı. Böyle bir ortamda, iktidar bloğunu doğrudan hedef almadan ama halkın temsilciliği iddiasına kendisini yerleştirerek AKP, iktidar bloğu içinde hem ekonomik hem de siyasal olarak kendisine yer açtı ve böylece bugünlere geldik, rejimi Saray merkezli olarak değiştirdi.

Bugün artık yeni bir durumla karşı karşıyayız. Birincisi, sosyal ve ekonomik tablo; AKPnin istediği gibi bir elitler – halk zıtlığı kurmasına artık müsait değil. Bütün krizin faturası halkın sırtında. Vergiler, hayat pahalılığı artarken diğer yanda harcamaları sürekli yükselen bir Saray var; kar oranları halkın ekmeği küçüldükçe artan bankalar ve Saraya ya zıtlaşmadan yanaşan ya da yandaşlaşan grupların elde ettiği hazine garantili ihaleler var. Bugün popülist bir zıtlığı AKPnin ya da gerçek ifadesiyle Sarayın kurma şansı yok.

Aksine sosyal ve ekonomik açıdan bir yanında Saray, diğer yanında halk olan yeni bir ikilik uç vermiş durumda. Henüz halk tarafının, gayrimemnunların siyasetsiz olması, bunun Saray açısından bir tehdit olarak görüldüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle yeni oyun kuruyor; zıtlık milli-gayrimilli çelişmesine; iç zıtlıkları kapatacak bir çimento stratejisine, buna dayalı bir milliyetçi cepheciliğe çevrildi; zıtlıkların odağı içeriden dışarıya yönlendirildi. İçeride sosyal-ekonomik temelli bir yeni siyasal zıtlığın oluşması ihtimaline karşı dış tehdit etrafında yeni bir biz inşa ediliyor. Bu da içerideki bizi çatlaklardan azade kılacak bir OHAL otoriterliği gerektiriyor.

Artık devletin asli sahibi olan bu yapı; artan sosyal eşitsizlikler ortamında elitler-halk ayrımında bir pozisyona oturtulacaksa çok açık şekilde elitler tarafında. Kendileri de ilan etti; sadece kültürel alanda elit yetiştiremediler, uğraşıyorlar.

İktidar tekleşmiş, geçirimsiz bir millet tarifini daha fazla öne çıkarıyor. Tek devlet, tek millet ile süren Rabiacılık felsefesi, sosyal-ekonomik alanda da biz dilini belirginleştirdi. İslamcılık, yeni bir sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış kütle hayaline dayalı olarak tek sınıf vurgusu yapıyor. Toplumu organik bir bütün olarak yeniden kuruyor. Hepimizi kendi bizi içinde gösteriyor.

Millet vurgusunda açıkça gördüğümüz bu bizcilik, aynı zamanda ekonomik elitlerin toplumu kendi denetimlerinde sınıfsız bir bütün olarak inşa etmelerine de zemin hazırlıyor. Ekonomiden sorumlu bakanların biz vurgusunda da bu sürekli açık ediliyor. Mehmet Şimşekten Naci Ağbala açıklamalar hep aynı tonda. Sıkıntılı dönemin sonundayız, Batıdan daha hızlı büyüyoruz.

HALK KİMDİR?
Kim bu sıkıntılı dönemin sonunda olanlar, Batıdan daha hızlı büyüyenler?

Bu soruya verilecek yanıt bugün AKP etrafındaki bizi ve bunun karşısındaki halkı göstermenin anahtarı olacak.

Bu hızlı büyüyenler, sıkıntılı dönemin sonuna gelenler, sürekli zamlanan vergilerle ekmeği küçülenler mi? Bu ülkenin zenginliğini üretip bundan hak ettikleri payı alamayanlar mı? Hayat pahalılığı yüzünden yıllardır izin, tatil yüzü görmeyenler mi? Üniversiteden mezun olup kadro bulamayınca polis, asker olmak dışında seçeneği kalmayanlar mı?

Vandan, Ordudan göçüp İstanbulda inşaata çıkıp, Somada madene inip can vermek dışında yolu olmayanlar mı? Devlet yurt yapmadı diye çocuklarını Aladağda tarikat yurtlarına vermek zorunda bırakılanlar mı?

Borçlandırılan, ay sonunu getiremeyen, gelirinin yüzde 60ından fazlasını gıda, kira ve ulaşıma harcayanlar mı?

Çocuklarını yurtdışında okumaya gönderemeyenler; yurtdışı bankalarda, off shore hesaplarda yüklü paralar bulunduramayanlar mı?

Uludereden geçinmek için kaçağa gidenler mi? Şırnakta kaçak madene ölümüne inmek zorunda olanlar mı? Fındığı bu sene para etmedi diye Orduda, Giresunda çocuğunun düğününü erteleyenler mi?

Sıvasız evlerine oğullarının cansız bedeni girenler mi? Taşeronda çalışırken borçlarını ödeyemeyip intihar etmek zorunda kalanlar mı? Sigortasız, güvencesiz çalışmak dışında seçeneği olmayanlar mı? OHAL aracılığıyla grevlerini önlediğinizi itiraf ettiğiniz işçiler mi? Kardeşini, eşini dostunu şu bakanlığa, bu elçiliğe yerleştiremeyenler mi, yaygın deyimle dayısı olmayanlarmı? Yani halk mı?

Kimdir bu sıkıntılı dönemin sonundayız ifadesinin gizli öznesi olan Biz? Ve kimdir bu ABden 3 kat hızlı büyüyoruzdaki Biz?

YENİ STRATEJİ
Liste uzar da gider. Fakat açık olan şudur. Bu iktidarın adına konuştuğu biz, biz değiliz. Bankalar, sıcak paracılar, kamu garantili ihaleciler, rantçılardır o biz. Bugün yapılması gereken, bu iktidarın bizi ile Halkın bizi arasındaki farkı merkeze alan, daha da görünür hale getiren bir yeni sosyal-siyasal strateji geliştirmektir. Şartlar zordur, ama uygundur.

Bugün Halkçılık tam da bu nedenle, Cumhuriyetin kuruluşunda Gökalp damgasını taşıyan sınıflardan bağımsız bir Halk vurgusuna dayalı olarak kurgulanamaz. Halk, açık şekilde sınıfsal-sosyal bir kategoridir. Karşısında ekmeğini küçültenler vardır ve çıkar birliği yoktur. Akçuranın Gökalp karşısında ihmal edilen yaklaşımı bugün daha belirleyicidir. Halkçılık, çalışan halk ile halk için çalışanlar arasındaki ilişkiye dayalı olmak zorundadır.

Burada artık Saray da Halk da sosyo-politik olarak inşa edilecek, içi yeni stratejiye göre doldurulacak kategoriler. Bunu yapmadığımız sürece, buna uygun bir siyaset ve strateji geliştiremeyiz. Geliştiremeyince de slogan atmayı, kasket takıp iki yaşlı amcanın, teyzenin yanına oturmayı, Ramazanda fakir sofralarına konuk olmayı Halkçılık sanıyoruz. Halk dalkavukluğu ya da halktanmış gibi görünmek Halkçılık değil. Öncelikle siyasal – sosyal alanı iki temel eksene ayırmaya ve bu eksenlerden birinin, yani Halkın çıkarına dayalı, halkla birlikte genişleyen, temel sorun alanlarında halk için halk içinde çalışan, sorun çözen, kendi sınırlı imkanlarıyla bile sorunları çözerken, bir iktidar değişimi durumunda kamu kaynaklarıyla neler yapabileceğini bugünden gösteren bir stratejiden söz ediyoruz. Yeni yazılarda açacağız.

DİLDE HALK
Diğer yandan çoğu zaman dilin bize sunduğu sosyal gerçeklik saptamalarını görmekten kaçıyor ya da fark etmiyoruz. Dil de bir inşadır; sosyal-sınıfsal gerçekliği taşır, hayatın içinden çıkar. Halk kimdir? sorusuna yanıt vermek isteyen, gündelik hayattaki kullanıma baksa yeter. Hangi sosyal gerçekliği taşıdığı orada saklıdır.

Birkaç örnek versek yeter. Halk plajı vardır; özele değil, parasız olarak yararlanmaya, yani kamusallığa vurgu yapar. Marketlerde görürsünüz, Çarşamba Halk Günüdür ya da Perşembe Halk Günüdür ilanlarını. Halka yüklenen anlam nedir çarşıda, pazarda? Halk günü, artık bozulmaya, kötülemeye başlayan sebze meyvenin daha ucuz fiyattan satıldığı gündür. Halk ayrıcalıklı, elit bir kategori değil, geçim sıkıntısı yaşayanların, kuruşun hesabını yapmak zorunda olanların adıdır hayatta. Mecbur bırakılanlar, borçlandırılanlardır.

Sinemaları da düşünün. Pazartesi Halk Günüdür ilanlarını. Biletler ucuzlar. Diğer günler halka kapalı olduğu vurgusu yok burada; Halk geçim sıkıntısı yaşayan, parayı ucu ucuna yetiştirenlerin ya da kuruşu kuruşuna bu hesapları yapmak zorunda olanların toplamıdır çünkü. Dilde Halk sosyal bir gerçekliktir.

70lerde hangi sınıflara hizmet ettiğine, kimin güvenliğini öncelikle gözettiğine bakılarak POL-DERli polislere Halkın Polisi denmiş mesela. Tesadüf müdür? Tarihsel geleneğimizde Saray değil Halk ozanları vardır, halkın içinden, halkın dilinden dertlenen, söyleyen tercümanlardır. Tesadüf müdür?

Bizde Halk hep bir ikiliğin diğer tarafıydı; dil bunu yansıtır. Biz bu ikiliği siyasete nasıl yansıtırız? Buradan sürdüreceğiz. Yeni Halkçılık Stratejisini seri yazılarla açacağız önümüzdeki günlerde.

Bugünlük yeni Halkçılıkta Halk kimdir?in özet yanıtıyla yetinelim.

Halk, ülke servetinin yüzde 60ını eline geçirmiş en zengin yüzde 1in dışında kalanlardır.

 

 

 

 

 

Eğitim