unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Korgan – Soma Hattı

09.12.2017 12:36

2 hafta önce Yeni Halkçılıkta Halk Kimdir? başlıklı yazımda yurtdışında hesabı olmayanların, dışarıya para kaçırmayanların, ekmeği küçülenlerin, toprağından sürülenlerin, Somada madene inmeye, İstanbulda inşaata çıkmaya zorlananların toplamıdır halk demiştim. Öyleyse halkı anlatmaya, halkı anlarken halkçı çözümler aramaya devam.

Belki izlemiş, denk gelmişsinizdir. Öğrencilerimle birlikte okullara kütüphane kuruyoruz. Ordu ilçelerinden başladık, tüm ülkeye yayıldık. 6 ay içinde Ordudan Mardine, Bayburttan Çoruma, Giresundan Zonguldaka ülke genelinde 15 okula 10 bin kitap ulaştırdık.

korgan4.jpg

Bu kapsamda Cuma günü Orduda iki kırsal ilçeye daha gittik. Önce Çatalpınar ilçesinde Karahamza Köyünde bir ilk-ortaokula kütüphane desteği sunduk. Ardından Korgana ulaştık. Toplam 43 dağınık yerleşim güzergahından 700 çocuğun eğitim için toplandığı Tepealan İlk ve Ortaokuluna yüzlerce kitabımızı götürdük.

Müthiş bir dayanışma hikayesi; sürüyor ve sürecek. Kamu yoksa kamuculuk var. Burada biriken dayanışmayı, deneyimleri ve dersleri ayrıca yazıyorum, kitaplaştırıyorum. İlgilisi okuyacaktır.

korgan3.jpg

Fakat bugün bir başka boyuta bakacağız. Korgan-Soma hattına. Bu aslında ne sadece Korganın ne de sadece Somanın hikayesi. Bu Türkiyenin çalışan halkının ve çoğunluğun hikayesi. Memleket isimlerini değiştirin, özne aynı kalacaktır. Yalısı, rezidansı, teknesi, yatı olmayanların, geminin yükünü taşıyanların hikayesi.

İLK AŞAMA: GEÇİNEMEME – YERİNDEN OLMA - İŞÇİLEŞME

Ordunun tüm iç yerleşimleri gibi Korgan da zor bir coğrafya. Siyasetçilerin seçimden seçime hatırladığı yerler. Ulaşımı zor; ekmeği az; geçimi güç. Fındık mı? Para etmiyor; hayvancılık mı? İthal etin devlet eliyle teşvik edildiği ortamda mı?

Geriye kalan tek seçenek var: Göç etmek ve işçileşmek. Ya yarı göçer bir hayat yaşamak ya da bir süre sonra tamamen memleketinden kopmak. Başka yol yok. Tam da bu yüzden Ordu hemen arkasında yer alan Tokatla birlikte son yıllarda İstanbula en fazla göç veren şehirlerden biri.

Korgan da bu kaderi yaşayanlardan. Yerinden, yurdundan edilen insanların seçenekleriyse belli. Ya inşaata çıkmak ya da madene inmek. Soma bu açıdan özel bir anlam taşıyor. Korgandan Somaya bir göç hikayesi uzanıyor.

Bugün Somada doğrudan Korgan nüfusuna kayıtlı 3 bin kişi yaşıyor. Ordulu nüfusun 5 bin ile 10 bin arasında olduğu da biliniyor. Ve bu kişilerin çoğunluğu madende çalışıyor.

Mülksüzleştirilen, işçileştirilen Korgan insanı için Ordudan Manisaya gitmek; madene inmek bir zorunluluk hali.

Otoriterleşme mi arıyoruz? Buyrun sınıf temeli. Arkadaşlarım öldü, ama ben yarın yine madene inmek zorundayım cümlesindeki özet kadar somut bir zorlama programı var mı? Dikta mı arıyoruz? Çocuklarımı, eşimi bırakıp dışarıda karın tokluğuna, ölümüne çalışmak zorundayım cümlesinden öte bir dikta var mı? Bir dikta varsa kişilerin konuşmalarında değil, halka dayatılan programda yatıyor. Gücünü oradan alıyor; oradan beslenenlerin ittifakı diktayı ayakta tutuyor.

İNŞAAT-MADEN EKONOMİSİNDE YA ÖLÜM YA DA GEÇİNEMEME

İkinci aşama özelleştirme programıyla başlıyor ve büyük yıkımı kapsıyor. TKİnin Soma madenlerini rödovans yoluyla kiralaması, kiralayan firmaların daha fazla kar için üretim zorlaması, iş güvenliğinin hiçe sayılması ve sonuç elbette 301 işçinin hayatını kaybetmesi.

Bu yıkım programının altında kalan 4 işçi Korganlıydı. Tıpkı İstanbul - Esenyurtta AVM inşaatında çıkan çadır yangınında can veren 11 işçiden ikisi gibi.

Ve Soma madeninde can veren Korganlı işçilerden ikisi baba oğuldu: Hüseyin ve Ferhat Avkaş.

Avkaş ailesi Somaya Korgan Tepealandan göç etmişti. Baba Hüseyin Avkaş emekli olmuş; fakat emekli maaşıyla 4 çocuğunun geçimini sağlayamayınca madene geri dönmüş ve oğlu Ferhatı da yanına işe aldırmıştı. Tıpkı o gün rahatsız olduğu için madene inmeyen diğer oğlu Fatih gibi.

Korganda geçinemeyip göç eden Avkaş ailesi için Soma madeninde yıllarca çalıştıktan sonra emeklilikte yine geçinememek, yeniden madene inmek, babadan oğula aktarılan mecburiyet olmuştu. Emeklisini yeniden çalışmak zorunda bırakan programdır dikta.

Hüseyin Avkaşın çocuklarına bırakacağı holdingler, yurtdışı hesaplar, yüklü ihale ve rant imkanları yoktu. Madene inmek oğullarına bırakabileceği tek mirastı. Zorunluluktu. Öyle de oldu.

Ve o kara günde baba-oğul birlikte can verdiler.

KORGANDAKİ SOMA

Meliha Avkaş, yani merhum Hüseyin Avkaşın eşi ve Ferhatın annesi bugün Somada yaşıyor. Buruk. Ulaştık; telefonda konuştuk. Her yıl köye, Tepealana geliyorum çocuklarla ama buruğum, gelen giden olmuyor; mevlit okutuyoruz ama sahipsiz kalıyor dedi özetle.

Karar verdik; Hüseyin ve Ferhat Avkaşın memleketine, yani geçinebilselerdi terk etmek zorunda kalmayacakları topraklara adlarını kazıyalım; başka çocuklar bu zorlukları yaşamasın dedik ve memleketleri Tepealandaki Tepealan İlk-Ortaokuluna Somada yitirdiğimiz Korganlı madenciler anısına Hüseyin ve Ferhat Avkaş Kütüphanesi kuracaktık. Meliha Hanıma söz vermiştik.

Okulu internetten araştırdık; bulduk. Okul müdürünün ve müdür yardımcısının özgeçmiş bilgilerinde en çok geçen kelime Somaydı. Somada Korgan gerçekliğiyle karşılaşmıştık, şimdi Korganda Soma gerçekliğiyle buluşuyorduk.

Telefonlaştık, sözleştik ve dün 700 kitabımızla bu çetin coğrafyadaki okula giderek hem kitaplarımızı hem de tabelamızı teslim ettik.

Fedakar öğretmen arkadaşlarımızla sohbetimiz Korgan-Soma hattının genişliğinin en büyük göstergesiydi. Okul müdürü Cengiz öğretmen Soma doğumluydu; aslen Korganlı bir ailenin çocuğu ve babası Somadaki madenden emekli olmuş bir işçiydi. Müdür yardımcısı Hayrullah öğretmen Korganda doğmuş, küçük yaşta Somaya göç etmişti ailesiyle. Babası Darkale madeninden emekliydi.

Yolları Korgandan Somaya çıkmak zorunda kalmış iki maden işçisinin çocukları bugün Korgana öğretmenlik yapmak için dönmüştü. Yurtseverlik, Türkiyenin okumuş insanının halkına olan borcunu ödemesi, Cumhuriyet sevgisi. Bunlar öğretmenlerimizi özetleyebilecek kelimelerdir.

Ortaokul kısmında 300e yakın öğrenci vardı. Şu anda çocukların 100den fazlasının babası dışarıda; ya İstanbulda inşaatta ya da Somada madende bilgisi verdi Cengiz öğretmen. Ve her yıl kayıt aldıran öğrenci sayısı artıyor. Geçici giden, bir süre sonra ailesini de yanına aldırıyor çünkü.

Yaz aylarında fındık için, köyde kalan büyükleri ziyaret için, bayram için Somadan gelenlerin; sonra yine Somaya dönen yüzlerce insanın hikayesini dinliyoruz. Bugün Soma ile Korgan Tepealan arasında doğrudan çalışan bir özel otobüs hattı olduğunu öğreniyoruz.

Çocukken babasıyla madene indiğini, o madenin her yerini bildiğini anlatıyor Cengiz öğretmen. Özelleştirmeden önce güvenliydi diye de ekliyor. Özelleştirmeden ve denetimsizlik dayatmasından önce maden güvenliydi; işçiler ölmüyordu. Ve özelleştirmeden önce maden işçisi çocuklarını okutabiliyor, çocuklarının kendi kaderini yaşamamasını sağlayabiliyordu. Cengiz öğretmen bunun kanıtıydı.

Okula gelince. Kaynak bulmak için uğraşıyor tüm idareciler. Zorlu şartlarda fedakarca iş yapıyorlar. Ve gördüğümüz şu: Türkiyenin kaynağı var, serveti var, fakat kaynaklar kimin için kullanılıyor? Asıl soru bu. Bu nedenle bugün okulların yüzde 70inde kütüphane yok; olanlarda da doğru dürüst kitap yok.

İhale için değil ahali için ekonomi anlayışı olsa böyle olmayacaktı. Sonuçta dün yarı mutlu yarı buruk şekilde kitaplarımızı ve Hüseyin-Ferhat Avkaş Kütüphanesi tabelamızı teslim ettik. Meliha hanıma da haber verdik. Yazın geldiğinde okulu birlikte ziyaret edeceğiz.

TÜRKİYENİN KURTULUŞU

Bu bir Türkiye hikayesi. Korgandan Somaya, Somadan Korgana uzanan.

Saldırı programının aşamalarına bakalım. Öyle bitirelim. İhale ekonomisi yerine Ahali ekonomisini geçirmek için.

Yerinde yurdunda geçinememe. Ya maden ya inşaat dayatması, işçileşme. Arkasından özelleştirme ve rant ekonomisiyle canının hiçe sayılması, ya ölüm ya da geçinememe. Bu döngüden çocuklarımızı kurtarabilmek için elde kalan tek umut olan eğitimin yerle bir edilmesi, eğitimin içeriksiz ve ülkenin geleceksiz bırakılması.

Tersi mi? Mümkün. Bu memleketin tarımını ayağa kaldıracak; tekelleri değil halkı geçindirecek; ithalatı değil yerli üretimi güçlendirecek bir ekonomiyle. Maden-inşaat-enerji ekonomisine ucuz ve ölümüne işçi yaratan modelin tersine insan ihtiyaçlarını merkeze alan bir programla. Bu memleketin yoksul çocuklarının iyi eğitim alabilmesini, geleceğe umutla bakabilmesini sağlayacak bir kamucu eğitim anlayışıyla. Mümkün.

Soma maden katliamı yaşandığı yıl İstanbulda inşaattan düşerek can veren 20 yaşındaki Ordu Kabataşlı işçi Salih Karayalının son paylaşımı şöyleydi: ölürsem mezarımın üstüne topraklar örtün, taştan bıktım artık.

Bu halkı taşa, kayaya, betona mahkum eden programdan kurtarmak, toprağımıza yaşarken kavuşturmak boynumuzun borcudur. Toprağını savunmak böyle olur. Yurtseverlik böyle olur. Kuru kuru milliyetçi nutuklar atıp geminin altında süren zulüm hikayesine sessiz kalarak değil. Taşa, kayaya, betona memleketi mecbur bırakan maddiyatçı programa sarılıp maneviyatçılık edebiyatı yapanlara susarak değil.

Eğitim