unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Dünyada dengeler değişirken uzlaşma hangi zeminde olmalı

18.08.2016 07:16

Son makalemde dünyanın, ülkemizin ve bölgenin emperyalist güçler tarafından nasıl yeniden şekillendirilmeye çalışıldığını, bu çerçevede Türkiyenin geleceği konusunda ne tür planların hazırlandığını ana hatlarıyla ifade etmeye çalışmıştım.

Burada yeni veriler ışığında beyin fırtınasına devam edelim.

Dünyada kartlar yeniden karıldı ve yeni dengeler oluştu. Amerikanın şekillendirdiği tek kutuplu dünya çöktü. Bunun yerini çok taraflı ve sesli, çıkarlar temelinde devletlerarası geçirgenliği olan çok kutuplu dünya oluştu. Bu durum tüm taraflarca kabul edilmiş ve yeni statüko kabul edilmişe benziyor. Bu tabloyla birlikte yeni güç dengeleri yeni siyasi ve ekonomik etki alanları oluştu. İşte bu yeni dengede Türkiyenin yeri Rusya ile birlikte düşünülmektedir. Son birkaç haftada bunun ipuçlarını bir dizi olguda gördük.

Politik çizgiler, özellikle rota değişiklikleri bir anda gerçekleşmez. Bunu bir süreç olarak görmek gerekiyor.

Son dönemde AKPde bir politika değişikliği görülüyor. 15 Temmuz sürecinden sonra bu daha belirgin hale geldi. Erdoğan birçok çevreye gülücük göndermeye uzlaşma kültürünün gerekli olduğundan bahsetmeye başladı. Vatan, bayrak ve millet edebiyatı ile güçlü bir milliyetçi dalgayı yükseltmeyi başardı. Uzlaşma elbette önemlidir ama ne için ve hangi zeminde yapıldığının iyi tespit edilmesi koşulu ile.

Tayyip Erdoğanın bu söylem değişikliğini yaparken dünyada gelişen süreçleri dikkate aldığını düşünmemiz gerekiyor. Erdoğan, dünyada Siyasal İslam kökenli, radikal, kökten dinci anlayışlara büyük güçlerin artık tahammül göstermeyeceğini, bugüne kadar bu güçlere gösterdiği sınırsız desteği rahatlıkla yapamayacağını anladı ve bu noktada tavır değişikliğine gitmeye karar verdi.

Bu tavır değişikliği sanılanın aksine 15 Temmuz darbe girişimi ile başlamadı. Önce AKP içinde bir yönetim değişikliğine gidildi. Davutoğlu yönetiminin yerine Yıldırım yönetimini getirdi. Bununla gelecekte karşılaşacağı Radikal İslami örgütlere destek, Ortadoğuda Türkiyenin izlediği karanlık çizgi" gibi konularda suçu başkalarına atma, klasikleşen kandırıldık söylemine sığınmak için de zemin hazırlandı. Yakın gelecekte bu tezin yeniden gündeme geleceğini düşünüyorum.

15 Temmuz sonrasındaki ortam bu sürecin daha da derinleşmesinin zeminini hazırladı. AKP tek çıkış yolunun bu çizgiyi sürdürüp partiyi yeni döneme adapte etmek olduğunu biliyor. Uluslararası siyasette var olmak ve ülkede iktidar olarak kalmanın tek yolunun bu olduğunu görüyordu.

AKP bu zorlukları ve değişim sürecini yaşarken, iktidar karşıtı güçlerin dünyada ve iktidardaki bu değişim sürecini görememesini anlamak mümkün değil. Aksine, iktidarın yarattığı ne idiği bilinmez uzlaşma kültürü adına ona destek verir pozisyona düşmektedir. Sayın Kılıçdaroğlunun Yenikapıya katılımı ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Fevzioğlunun, Erdoğan karşısındaki tutumu nasıl açıklanabilir.

Sol ve demokratik siyaset kendine ait bir duruş gerektirir. Onu kitleler nezdinde iktidar adayı yapacak olan göstereceği tavrıdır.

Eğer AKP ile bir uzlaşma olacaksa bu uzlaşma, demokratik, özgürlükçü bir politika, ülkede kalkınma ve adil paylaşım temelli toplumsal bir zeminde olur. Bu zeminde de inisiyatif kesinlikle demokratik partiler ve güçlerde olmalıdır. En azından uzlaşmanın zemini birlikte oluşturulur. Aksi durumda demokratik güçlerin aleyhine gelişme yaratır. Demokratik dönüşüm için var olan durumun heba edilmesi anlamına gelir. Maalesef süreç, eğer geri döndürülemezse bu doğrultuda gelişir.

Şimdi burada can alıcı soruyu sormak gerek; AKP uluslararası güçlerin kabullenebileceği, Siyasal İslam anlayışından uzaklaşabilecek, tarikat ve cemaatlerle bağını kabul edilebilecek sınırlara çekebilecek mi? Bu soruya verecekleri cevap ve atacakları adımlar bir yanıyla parti olarak AKPnin geleceğiyle doğrudan bağlantılı olacaktır.

Ben, AKPnin doğası, köktendinci yapılarla köklü ilişkileri, 14 yıllık iktidarları süresince ülkeye yaşattıkları tahribatlar ve oluşturdukları yeni tabanları nedeniyle böylesi bir dönüşümü gerçekleştiremeyeceklerini düşünüyorum.

Şimdi tüm muhalefetin birlikte hareket etmeye her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Birlikte politikalar geliştirilebilirler. Şimdi atılacak adımlarda kimin ne diyeceğinden çok toplumsal realite ve ülke çıkarları öne çıkartılmalıdır.

Eğitim