unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Yeni Anayasa din kurallarına göre mi oluşturulacak?

Aydın TONGA / Araştırmacı/Yazar
İktidar Partisi tarafından son yıllarda defaatle gündeme getirilen ama gerek meclis dışı gerekse de Parlamento içerisinde karşılaşılan direnç nedeniyle hayata geçirilemeyen “yeni anayasa' çalışmaları bugün bir kez daha kamuoyunun karşısına çıkarılmak isteniyor. Öyle ki, iktidarın sözcüleri parlamentoda uzlaşı sağlanamadığı takdirde, kendilerinin yeni bir anayasa hazırlayacaklarını ve bu anayasa üzerinden çalışmalarını devam ettireceklerini açıkça deklare ettiler.

Bilindiği üzere Anayasalar, bir devletin yönetim biçimini belirten ve bireylerin temel hakları ile devletin temel kurumlarının işleyişini düzenleyen, en üst hukuki sözleşmelerdir. Diğer bir ifade ile anayasalar devletin kimlikleridir adeta; dolayısıyla söz konusu metinlerin oluşturulması azami derecede katılımla ve demokratik teamüller eşliğinde gerçekleştirilmelidir. Zira demokratik nitelikten yoksun bir kimliğin toplumsal barışı getiremeyeceği, aksine var olan sorunları daha da şiddetlendireceği gün gibi aşikar bir durumdur.

“Yeni Anayasa' çalışmaları başlı başına bir yazı konusudur. Bu noktada söyleyeceklerimizi burada sınırlayıp, gündeme dair bizce önemli bir haberle yazımıza devam etmek istiyoruz. Habere göre, AKP Kâğıthane Gençlik Kolları'nca düzenlenen toplantıya katılan Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, kendisine yöneltilen "Şüphesiz ki kutsal kitabımız bize bahşedildi. Biz yeni anayasayı oluştururken onu ne kadar kılavuz alacağız, ne kadar onu önemseyip ona göre düzenlemeler yapacağız?" şeklindeki soruya şöyle cevap vermiş: "Modern hukukta da, hukuku oluşturan tabi şartlardan birisi o ülkenin kültürüdür, o ülkenin kültür kodlarını oluşturan temel değerleridir. Bu çerçevede, bu ülkenin kültürünü oluşturan temel kodlardan birisi de inançlarımızdır. Bu tabii ki, ister istemez bu süreçlerin içerisinde, zaten düşünce dünyamızın içerisinde var olan esaslardır. Hukukun doğal kaynaklarından birisi kültürdür, örftür. Bu örfü oluşturan hususlardan birisi de milletin inançları, değerleri, kültürü ve medeniyetidir. Bunun tabii ki her şeyi etkilemesi, en doğal bir yoldur."[i]

Kurtulmuş, ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, yeni anayasa da “İslami kurallardan' yararlanılacaktır dahası bu durum oldukça doğaldır da. Peki, bu gerçekten doğal bir durum mudur? Toplumsal birliktelik ve demokratik bir anayasa anlayışı bu doğallığı doğrulamakta mıdır? Gelin şimdi kısaca bu soruların cevaplarını aralamaya çalışalım.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, tarih boyunca “teokratik' yönetimler, aynı inancın diğer mensuplarınca bile dini emirleri doğru uygulamadığı gerekçesi ile eleştirilmiş, diğer taraftan, hâkim iktidarlar da kendi din anlayışlarının dışında kalan kitlelere baskı uygulama, muhalif hareketleri bertaraf etme yoluna gitmişlerdir. Emeviler döneminden itibaren baş gösteren iktidar çatışmaları, mezhep kavgaları, cemaatler ve tarikatlar arasında baş gösteren iktidar yönelimli hareketler bu durumun açık bir göstergesidir. Dahası bugün bile İslami camiada varlık gösteren örgüt ve cemaatler birbirlerinin din yorumunu çok ağır bir biçimde tenkit etmekte, bunun ötesinde kimi kimselerle ilgili “ölüm' fetvaları bile yayınlanmaktadır. Bu anlamda İslam dini özelinde türdeş, herkesin üzerinde hem fikir olduğu bir inançtan bahsetmemiz olanaklı değildir. Öyle ki İslam dinini “hoşgörünün' “barışın' dini olarak görenlerden tutun, anılan dini IŞİD gibi eli kanlı yapılar da temsil etmektedir. Bu noktada dini esaslara göre bir yönetim kurulsa bile bu ancak diğer dini yorumlara rağmen kurulabilir ki, bu durumun doğal sonucu da çatışma ve kaostur. Çünkü ortada ilahi emirlerin yanlış uygulanması gibi kabul edilmeyecek bir sorun vardır!

Şimdi gelelim meselenin tüm toplum kesimlerini ilgilendiren boyutuna. Daha önce ifade ettiğimiz üzere Numan Kurtulmuş’a soru soran öğrenci açık bir biçimde yeni anayasa da, “İslami buyruklarının' yer almasını ya da bu emirlerden feyz alınarak bir anayasa yapılmasını istemektedir. Sorunun bamteli de burasıdır işte. Zira din/inanç tam bu noktada kişilerin ilahi dünyalarından sıyrılarak, tüm toplumu yönetmeye aday öğretiler bütünü olarak karşımıza çıkarılmakta ve dolayısıyla da inancın ruhani kimliği ortadan kaldırılmaktadır. Bu açıkça dinin iktidar alanına havale edilmesi ve siyasetin din tarafından yönetilmesi gibi bir sonuç doğuracaktır ki, bu elbette insanlığın tarihsel süreç içerisinde biriktirdiği medeniyet tasavvuru, norm, kültür ve diğer kadim değerlerin ışığında kabul edilecek bir durum değildir. Çünkü bu noktada toplum, yasalar başta olmak üzere kimlik ve gelecek tasavvurunu “dinin egemenliğine' bırakmaktadır ki, böylesi bir sonuç da o toplumun beşeri olarak ölümü ile sonuçlanacaktır. Öyle ki, bütün tarihi, bilimsel, geleneksel ve modern değerlerini bir yana bırakarak “beşeri alanı' yok edilen bir toplum ancak ölü bir toplum olabilir.

Somutlaştıralım isterseniz. Suudi Arabistan’da olduğu gibi içki içenin kırbaç cezası ile cezalandırıldığı, din değiştirenin ya da dinsiz olanın idam cezası ile hayatına son verildiği, akıl alır gibi değil ama tecavüze uğrayanın bile kırbaç cezası ile cezalandırıldığı bir dünyanın insani olduğu, insanlığın bu noktada hala yaşadığı ileri sürülebilir mi?

Örnekler elbette bununla sınırlı değil; Brunei Sultanlığı da yeni uygulanacak şeriat yasaları ile Oruç tutmayanlara ve Cuma namazına gitmeyenlere bile para ya da hapis cezası öngörmekte; Müslümanların evlilik dışı cinsel ilişkileri; eşini aldatma, Kuran'a hakaret ve İslam'ı terk gibi suçların ölüm cezası ile cezalandırılmasını düşünmekte ve hırsızlık cezası için de el ve ayak kesme cezasının uygulanmasını istemektedir.[ii] Böylesi bir dünyada insandan, insanlığın kadim ahlaki, insani ve kültürel zenginliğinden; ortak yaşam ve demokratik toplumdan bahsetmek elbette olanaklı olmayacaktır. Bu anlamda beşeri alanın sözüm ona ilahileştirilmesi, aynı anda beşeriyetin de yok edilmesi anlamına gelmektedir.  Dolayısıyla teokratik yönetimler ancak diktatörlükleri ile ayakta durabilir, zaten bu yönetimlerde ortak akıl, eleştirel muhalefet gibi dinamiklerde söz konusu değildir.

Numan Kurtulmuş’un yeni anayasanın oluşturulması sürecinde dinden yararlanılmasının doğal bir yol olduğunu söylemesi bu anlamda oldukça tehlikeli ve yanlıştır. Böylesi bir yol insanlığı çıkmaz bir karanlığa sürükler çünkü. İkincisi bu durum insanların ruhani duygularının siyaset sahnesinde hırpalanmasına ve elbette laiklik ekseninde bu anlayışa karşı çıkanların da “din düşmanı' gibi kodlanmasına yol açacaktır. Hali hazırda dini kurallarla yönetilen ülkelerin durumu ortada iken ve tarihsel pratikte yaşanan acılar hafızalarımızda bile taze iken, bu sorunun varlığı bile rahatsızlık vericidir. Bu soruya verilen cevabın müspet oluşu ise oldukça manidar ve düşündürücüdür!

[i] http://haber.sol.org.tr/toplum/universite-ogrencisi-kurtulmusa-sordu-yeni-anayasada-kurani-ne-kadar-kilavuz-alacagiz-151360

[ii] http://www.dw.com/tr/bruneiye-%C5%9Feriat-geldi/a-17602719

 

Çok Okunanlar

'AKP'ye yakın cemaat saf değiştirdi'

Polis korumasında oy hırsızlığı böyle görüntülendi

Sosyal medya bu görüntüyü konuşuyor: İnce'yi görünce suratını astı

İnce'nin mitingini sindiremediler: İzmir'de 'Erdoğan'a hakaret' gözaltıları

Merdan Yanardağ: Erdoğan ve Cumhur İttifakı kaybetti

İlgili Haberler

ABC Kritik

Prof. Dr. Coşkun Özdemir yazdı...

ABC Kritik

53 yurttaşın katili dediklerinizle neden pazarlık yaptınız?

ABC Kritik

Kandil hamlesi: Terör değil algı operasyonu

ABC Kritik

AKP'nin son seçim hamlesi: Membiç ve Kandil

ABC Kritik

Mesajı Aldığınız İçin Teşekkür Ediyorum Sayın İnce

ABC Kritik

Ürdün domino etkisini bekliyor...

ABC Kritik

24 Haziran'da hemen demokrasi

ABC Kritik

Yeni sınav sisteminin diğer adı: Adaletsizlik!

ABC Kritik

Erdoğan neden sakin

ABC Kritik

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs... Geleceğin körfezi

ABC Kritik

27 Mayıs darbe mi yoksa bir devrim midir?

ABC Kritik

Hain arıyorsan aynaya bak polis telsizcisi Hayko!