unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

Yobazdan demokrat çıkarma saplantısı insanı cahilleştiriyor mu ?

Cumhuriyet yazarı, kendisini “solcu' zanneden liberallerden Prof. Dr. Nuray Mert, bugünkü yazısında, "Müslüman ülkelerde, katı laikliğe  karşı, muhafazakâr demokratlık umudu fos çıktı" diye yazmış... Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının bu ülkenin başına bela edilmesinde büyük sorumluluğu bulunan isimlerden biri olan Mert şöyle devam etmiş;

"Türkiye’de genel olarak Sünni mezhepçiliğin siyasette öne çıkması bir büyük sorun olmaya evriliyor. Bu koşullar altında, yeniden toplumsal barış tesisi, farklılıklara saygı ve demokratik asgari mutabakat siyaset için yegâne kurtarıcı yol olarak görünüyor."

Vay be! Şu analizin derinliğine, gözlem gücüne, yapılan saptamanın parlaklık ve keskinliğine bakar mısınız! Gerçeği nasıl da yazmış bu çok değerli siyasal analistimiz, sosyoloğumuz ve de kanaat önderimiz...

Sormak gerekiyor; başka ne bekliyordunuz? Ekmek ve hürriyet günleri mi gelecekti? Özgürlük bahçelerine mi girecektik? Sahi ne bekliyordunuz?

Bu ülkenin tarihinden, sosyolojisinden, İslam dininin “ideolojik' yapısından ve Doğu’nun siyasal-toplumsal pratiğinden bu kadar mı kopuk olunur? Tarih biliminin dışına bu kadar mı düşülür? Bilim insanının, özellikle toplum bilimcilerin işi, geleceğe yönelik ön görülerde bulunmak değil midir? Sizin “niyet okumak' diye mahkum etmeye çalıştığınız şey, aslında toplum bilimlerinin ve siyasetin işi değil midir? Partilerin programlarına ve politik pratiklerine bakıp, onların ideolojik dokularını analiz edip, deyim uygunsa niyetlerini okumadan; toplumsal eğilimleri gözlemlemeden, siyasal hareketleri tarihsel bir bağlam içinde ele almadan nasıl toplumbilim ve siyaset yapılabilir?

İnsan, bütün olup bitenlerden sonra liberallerin bu saçmalıklarını duydukça şaşırıyor. Çünkü hala “yanılmadık, ayaktayız, biz değil onlar değişti' diyen edalarına tanık olunca, bu entelektüel sefalet karşısında üzülmek ki gerekiyor öfkelenmek mi, insan kararsız kalıyor.

Bu liberallerin, özellikle “solcu' olanlarının akıllanacağı yok, artık bu kesinleşmiş durumda. Nuray Mert vakası bunun açık, hatta “bilimsel' kanıtını oluşturuyor. Şaka bir yana insan gerçekten ciddi ciddi umutsuzluğa kapılıyor. Bu kadar alıklık, hatta aptallık ve cehalet olamaz diye düşünüyor insan. Şu liberallik ve yobazdan demokrat çıkarma saplantısı insanı cahilleştiriyor mu nedir. Yoksa, Amerikan sosyolojisinden aktarma, hiçbir bilimsel veriye, tarihsel ve toplumsal deneyime dayanmayan bir teze bu kadar yatırım yapılmaz. Bir dönem sürekli tekrar edilerek genel bir kabule dönüştürülmeye çalışılan, Amerikan sosyolojisinden alınma, yaşam tarafından defalarca yanlışlanmış bir hipotez var ortada, o kadar.

Öncelikle belirtelim;

Birincisi, ortada hiçbir zaman “Müslüman ülkelerde, katı laikliğe  karşı, muhafazakâr demokratlık umudu' filan yoktu. Sizin “umut' diye yutturmaya çalıştığınız şey “Amerikancı Ilımlı İslam' projesinden başka şey değildi.

İkincisi, Müslüman ülkelerde bulunduğunu ileri sürdüğünüz “katı laiklik' belirttiğiniz gibi katı filan değildi. Siyasallaşmış islamın saldırısına karşı toplumu korumaya yönelik ve kendi ortaçağından bir çıkış demesi olmaktan başka bir şey değildi. Sizin, “katı laiklik' için vereceğiniz en tipik ülke eğer Türkiye ise –ki öyle- bu ülke gerçekte ılımlı bir İslam toplumuydu.

Ancak, bu ülkenin acılı tarihi içinde oluşturduğu sentezi, aldığı ortalamayı ve kurduğu barışı bozan şey, sizin pek sevdiğiniz ve toplumun başına bela ettiğiniz siyasallaşmış İslam, yani kökten dincilik oldu. Siz, nasıl bir yaşam kurmak istediklerini Suriye’de gördüğümüzislamcılarla“demokratik' şekilde işbirliği yaparak Cumhuriyeti boğazladınız, o kadar.

Oysa Cumhuriyet Devrimi, Doğu’nun, İslam dünyasının kendi Ortaçağından çıkma girişimiydi. İslam’ın uzayan Ortaçağından, İmam Gazali’nin içtihat kapısını kapattığı 11. yüzyıldan beri süren karanlık dönemden aydınlığa ulaşma çabasıydı. Bunu görmediniz. Kadının özgürleşmesinin insanlık tarihinin en büyük demokratik atılımı olduğunu anlamadınız. Bunun yerine 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmasını, “Kemalist diktatörlüğün yukarıdan aşağıya doğru uyguladığı Jakoben modernleşme çabası' olarak değerlendirmeyi tercih ettiniz.

Oysa, Cumhuriyet Devrimi’nin kazanımlarını savunmak için Kemalist olmanız gerekmiyordu. Tıpkı Fransız Devrimi’nin kazanımlarını savunmak için liberal demokrat olmak gerekmediği gibi.. Sosyalistlerin kendi ülkelerindeki ve dünyadaki burjuva devrimlerine bakışı bellidir. Örneğin bir Fransız, kendi ülkesi/devleti daha sonra Paris Komünü’nün bastırılması sırasında on binlerce emekçinin ve aydının kanı döktü ya da Cezayir’de soykırım yaptı diye, Fransız Devrimi’ni suçlamaz. Çünkü bütün bunlar yaşansa bile, Fransız Devrimi insanlık tarihindeki değerinden bir şey yitirmez. Pozitif bilimlerde de sosyal bilimlerde de bağlamı olmayan gerçek yoktur.

Siz ise gerçeği, ideolojik ön yargılarınıza kurban ettiniz.

Siz, laikliğin demokrasinin temelini oluşturduğunu, laiklik olmadan demokrasi olamayacağını görmediniz. Tarihsel ve sosyolojik bakımdan bilimsel bir olgu haline gelen bu durumu kavramadınız.

Ortaçağ değerlerine yaslanan, cahil, insanlığın aydınlanma ve modernleşme sürecinin bütün kazanımlarına düşman olan gericileri, dinci yobazları “muhafazakar demokrat' diye meşrulaştıranlar; laikliği kafirlik sayanlarla ortak bir demokrasi projesi oluşturulabileceğini ileri sürenler; “askeri vesayet yıkılıyor, demokrasi gelecek' diye toplumun direniş refleksini kıranlar; ve nihayet köktendinci hareket için toplumdan rıza üretmek için ellerinden geleni yapanlar, bugünkü tablonun en büyük sorumluları arasındadır.  Mezhepçi faşizan diktatörlüğün değirmenine su taşıyanların bugün yapacakları tek şey, “laikçi teyzeler' diye alay ettikleri kadınlardan özür dilemektir.

Sizler, hala ulusalcıların fantastik bir komplo teorisi sandığınız 'Büyük Ortadoğu Projesi’nin ve bu projenin taşıyıcısı olan “Ilımlı İslam' kavramının ve bir operasyon örgütlenmesi olan “muhafazakar demokrat' partilerin (örneğin AKP’nin) gerçekte Amerikancı bir siyaset planlamasının ürünü olduğunu kavramadığınız sürece, burnunuzun ucunu göremeyeceksiniz.

Yok yapamıyorsanız, bari bu konuda konuşmayın. Çünkü, çok sıktınız ve artık çekilmiyorsunuz.

Merdan Yanardağ

Nuray Mert'in Cumhuriyet'te bugün (20 haziran 2016) yayımlanan, Kürt sorunu bağlamında yer yer doğru tespitlerin de yapıldığı, "Yaraya tuz basmak; Sünniler, Kürtler, Aleviler" başlıklı, ibret verici yazısı şöyle: 

CHP Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak, HDP’li Altan Tan’ın partisine yönelik eleştirilerini baz alarak, ama onun ötesinde Kürt hareketi içinde “Barzanici' ayrışmayı da hesaba katarak, bir rapor hazırlamış; “Kürt AKP’si kuruluyor' iddiasında bulunmuş. Raporun tamamını görmediğim için genel bir değerlendirme yapamayacağım. Kürt siyaseti içinde PKK-Barzani çekişmesi yeni bir hadise değil, PYD’ninRojava hamlesi ile bu gerilim bölgesel planda çetrefilli bir seyir izledi, izliyor. Diğer taraftan, Türkiyeli Kürtler içinde Barzani ile yakınlığı olanlar ile diğerleri arasındaki gerilim de, HDP içi dahil olmak üzere, benzer bir seyir izledi, izliyor. Muhafazakâr Kürtlerin, PKK ideolojisi ile mesafesi anlaşılmaz değil. Diğer taraftan, HDP’nin 7 Haziran seçimleri sonrası PKK’nin çatışmacı stratejisine teslim olmasının, bölgede yaşayan Kürtler arasında, bu çevreleri aşan bir huzursuzluk yarattığı da aşikâr. Ancak bu gerilim ve memnuniyetsizlikten çıkış yolunun, AKP’ye benzer veya değil, Sünnici muhafazakâr bir parti veya siyaset izlemek olmadığını görmek gerek. Kürtlerin siyaset arayışlarının neticesi, PKK karşısında Barzani’nin ömrü tükenmiş siyaset çizgisine iltica etmek olacaksa, Kürt siyaseti demokrasi yolunda yerinde sayıyor, yeni bir ufuk açamıyor demektir. Mezhepçi, İslamcı siyasetlerin bölgeyi ne hale getirdiği ortadayken, böylesi bir çıkış, aynı acı tecrübeyi Kürtlere yaşatmaktan başka işe yaramaz. Yaraya tuz basmanın âlemi yok.

 

İslam kardeşliği

Diğer taraftan, Türkiye Kürtlerinin Sünnici-İslamcı çizgiye savrulmasının, Türkiye’nin demokrasi ufku açısından da çok rahatsız edici sonuçları olur. Zaten Türkiye’de devletin politikası, öteden beri, feodal ilişkiler ve din kardeşliği temelinde Kürtlerin siyasallaşmalarının önünü kesmek şeklinde tezahür etti. AK Parti’nin izlediği siyaset de bu çizgiden hareket ediyordu. Dahası, bölgede İslamcılığı mobilize etmek, AK Parti döneminin öncesinde icat edilmiş bir devlet politikası idi, sonuçları ortada. 2013 barış sürecinin en başında Öcalan’ın “İslam kardeşliği' vurgusu dahi Kürt Aleviler açısından sorun yarattı. Dahası mesele sadece Aleviler değil, siyasetin din, mezhep parantezine sıkışması. Sıklıkla altı çizilen Türk ve Kürt Sünniliği ittifakı, Türklere de, Kürtlere de, bu ülkenin tamamına da çatışma ve gerilimi arttırmak ötesinde hiçbir şey vaat etmiyor. PKK-HDP çizgisi, çatışma, gerilim siyasetlerinden bazen Kürt orta sınıfının gelişimini iyi okuyamadı, ama muhafazakârlık adına siyaset yapma iddiasında olanların da şehirleşen, orta sınıflaşan Kürtlere daha iyisini vaat edemeyeceği, Türkiye’nin yaşadığı “muhafazakâr-demokrat' iddialı AK Parti tecrübesi ile anlaşılmış oldu. Kaldı ki Kürt muhafazakârlığı adına siyaset yapmaya kalkanların, Kürt radikal İslamcılığı tarafından sıkıştırılma ihtimali daha büyük.

 

Çatışmalı siyaset

Geldiğimiz noktada, sadece Kürt siyaseti çerçevesinde değil, Türkiye’de genel olarak Sünni mezhepçiliğin siyasette öne çıkması, giderek daha az konuştuğumuz bir büyük sorun olmaya evriliyor. Kürtler için de, Türkler için de, tüm Türkiye için de Alevileri, dinsizleri, dindar olmayan Müslümanları hesaba katmayan siyaset, toplumsal barışa karşı büyük bir tehdittir, bunu görelim. Muhafazakâr demokratların, “demokrat' olmaktan çıktıkları süreç içinde bu sorun daha da büyüdü. Hal böyle iken, CHP’ye ilişkin olarak gittikçe daha sıklıkla ileri sürülen, “Alevi partisi olması' eleştirisi yaraya merhem olacak bir çıkış olmadığı gibi oldukça hakkaniyetsiz. Zira, ana muhalefet partisinin Alevi ağırlıklı olmaya savrulmasının, sonuçtan ziyade nedenleri önemli; CHP tabanında Aleviler dışında kalanlar, kelaynaklar misali bir avuç katı laiklik taraftarı. Bu durumda, partinin ağırlığının Alevilere kayması kaçınılmaz, diğer taraftan Aleviler açısından da CHP dışında sığınılacak hiçbir yer yok. Üçüncü köprünün adının Yavuz Sultan Selim olması konusunda bile inatlaşan bir Sünnicilikten mustaribiz. Alevilerin Alevicilik yapmaktan vazgeçmesinin yolu, Sünni çoğunluğun tarihsel hoyratlığından vazgeçmesi iken, olmadı; dahası Türkiye dinin ve mezhebin çok öne çıktığı bir siyasi zemine kaydı.

 

Doğrusu, kimlik siyasetlerinin öne çıkması, dünya çapında bir gelişme idi, ama maalesef yine dünya çapında, “farklılıkların zenginliği' çizgisinden ziyade çatışmacı- gerilimli bir siyaset atmosferine evrildi. Müslüman ülkelerde, katı laiklik anlayışına karşı, muhafazakâr demokratlık umudu da fos çıktı. Bu koşullar altında, yeniden toplumsal barış tesisi, farklılıklara saygı ve demokratik asgari mutabakat siyaset için yegâne kurtarıcı yol olarak görünüyor.

Cumhuriyet Gazetesi / 20 Haziran 2016

 

Çok Okunanlar

Anadolu Ajansı seçim sonuçlarını 4 gün önceden açıkladı

Seçime 3 gün kala Gezici'den son anket

Ahmet Hakan, İnce için oran verdi

Konda ilk kez anket sonuçlarını açıkladı: Erdoğan ilk turda...

AA'nın ardından Milliyet de seçim sonuçlarını açıkladı 

İlgili Haberler

Medya

AA'nın ardından Milliyet de seçim sonuçlarını açıkladı 

Medya

Tutuklu gazeteci Doğan'a Gazetecilikte Cesaret Ödülü

Medya

Gazeteci Ece Sevim Öztürk tutuklandı

Medya

Gazeteci Çiğdem Toker'in davası ertelendi

Medya

Twitter'a yeni özellik

Medya

Gazeteci Ece Sevim Öztürk'ün gözaltı süresi uzatıldı

Medya

TELE1 Kanalı'na "Basın Özgürlüğü Ödülü!"

Medya

Gözaltına alınan gazeteci Berzan Güneş tutuklandı

Medya

Hürriyet Okur Temsilcisi Bildirici'den Selvi'ye 'anket' eleştirisi

Medya

Vefat eden Erdoğan Demirören son yolcuğuna uğurlanıyor

Medya

Ahmet Hakan: Arapça da dünya dilidir Muharrem Bey

Medya

Zaman gazetesi davasında karar