• BIST 107.086
  • Altın 143,994
  • Dolar 3,5633
  • Euro 4,1533
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 34 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 39 °C

Asıl Sorun: Politikleşmiş Yenilgi

Deniz YILDIRIM

Kabul edelim; şartlar zor, şartlar ağır. Ve yine kabul edelim ki ilerici muhalefet güçleri ve toplumsal tabanı açısından yaşamı daha da zorlaştıran koşullar, darbecilerle mücadeleyi tüm muhalefetin susturulması ve kuvvetin tekelleştirilmesi yolunda fırsata çeviren Saray Rejimi’nin stratejisinden bağımsız değil. 

Meclis’in devre dışı bırakılması, ülkenin bir nevi olağanüstü başkanlık kararnameleriyle yönetilir hale gelmesi, devlet organlarının hemen hepsinin Saray etrafında ve Saray hiyerarşisine bağlı olarak kişiselleşmiş temelde yeniden yapılanması. 

Listeyi sürdürmek mümkün. FETÖ ile bağının olmadığı bilinen muhalif kamu emekçilerinin soruşturmasız, hukuksuz tasfiyesi; basın üzerinde yoğunlaşan baskılar, toplumsal muhalefetin iyiden iyiye kriminalleştirilmesi. Siyaseti ve karşı siyaseti şiddete-silaha sıkıştırma hedefli PKK terörü de bu tablonun tamamlayıcısı.

İlerici muhalefet güçleri açısındansa içerideki nesnel şartların bu ağırlığını dünya genelindeki olumsuz dönüşümler tamamlıyor. Latin Amerika’da halkçı-solcu hükümetlerin toplumsal dönüşümleri derinleştirememesi ve popülizmi iktidarda kalma stratejisine indirmesi ile birlikte emperyalizm destekli sağ iktidarlar karşısında gerilemesi, yani halkçı hükümet alternatiflerinin yerini yeniden bir sağ yükselişin alması resmin bir yanı. 

Emperyalist merkezlerde ise durum daha da keskin. Faşizm, ırkçılık sistemin uçlardaki tercihleri olmaktan çıkıyor; adım adım iktidara yaklaşıyor. Faşist, aşırı sağ partiler sistemin merkezine yerleşiyor; büyük krizleri ve toplumsal yaraları ilerici temelde politikleştirecek alternatiflerin yokluğu, kitlelerin öfkesini şiddete ve faşist yükselişin siyasal aktörlerine akıtıyor. ABD’de Trump faktörünün yükselişinden İngiltere’de UKIP’e, Fransa’da Le Pen’den Almanya’da Pegida’nın ve şimdi Almanya İçin Alternatif Partisi’nin seyrine, Avusturya’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine baktığımızda durum böyle. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Özeti: Batılı “demokrasi” merkezlerinde de durum otoriter bir sağcılaşmanın kaçınılmazlığına işaret. Bu durum, bizim gibi ülkelerdeki ilerici muhalefet güçlerinin hem içeride hem de uluslar arası ortamda daha otoriter bir dünya ile karşı karşıya kalacağı yakın ve orta vadeli günlerin habercisi.

Tablo karanlık, nesnel şartları ağırlaştıran bu tabloyu daha da siyaha boyamak mümkün. 

Toplumun farklı kesimlerine bakınca herkesin bir baş sorun saptadığını da görüyoruz. Ülkenin asıl sorununun darbecilerle mücadele olduğunu söyleyenler; asıl sorunun diktatörleşme eğilimi olduğunu belirtenler; işsizliğe ve iktisadi kriz dinamiklerine işaret edenler; terör ve şiddet olaylarının yükselişinin altını çizenler ya da barış ortamının yokluğunu başa yazanlar. Toplum bugün, saptanan temel sorun üzerinde bile ayrışmış durumda.

Hepsi tamam; hepsinin gerçeklik payı var. Ve hepsinin işaret ettiği şey; bu ülkenin ciddi sorunlarının olduğu. 
Ciddi, yakıcı ve yapısal sorunlar; yakıcı, yapısal tahliller ve uzun vadeli çıkışlar gerektirir. Bu ise halkla birlikte halkçı bir alternatif yaratabilmeyi.

Bu nedenle tüm bu şartlar içinde dahi, tüm bu sorunlar listesinin tepesinde bir ana sorun bulunuyor: Politikleşmiş Yenilgi.

Nedir Politikleşmiş Yenilgi?

Bir politika denenebilir, bir siyaset çare önerebilir ve buna uygun araçları seferber edemediğinde, kitlesel desteğe ulaşamadığında kaybedebilir, yenilebilir. Politik yenilgi siyasal hayatın doğasında vardır; ancak politik yenilgi ile politikleşmiş yenilgi birbirinden farklıdır. 

Politikleşmiş yenilgi; hem siyasal hem de toplumsal muhalefet saflarında yenilginin ve buna bağlı hareket tarzlarının başlıbaşına bir politika haline gelmesidir. Verili durumu kabullenme; sistemin tek adam merkezli otoriter yönetme pratiği dışında bir seçeneği kalmamasındaki “yönetme krizi”ni görememe, derinleşen çoklu krizler karşısında olağan bir dönemden geçiliyor gibi davranma; olağanüstü dönemin olağan bile olamayan muhalefet çizgisinde ısrar. Tüm bunlar yenilgiyi politikleştirmektedir. Yenilgi hissini belli eden, görev savma türünden siyaseti başa çekmektir.

Politikleşmiş Yenilgi; zor zamanlarda bir çare sunamamak; umudu örgütleyememek; sistemin ekonomiden dış politikaya adım adım sürüklendiği olağanüstü krizler karşısında olağanüstü bir muhalefet, olağanüstü bir çıkış stratejisi belirleyememektir. Seçenek yaratamamak; kendini, hareket tarzını, sloganlarını tekrarlamak; iktidarın mevcut halini verili kabul edip onunla onun gibi olarak, taklitle mücadeleye kalkmaktır. Taklitlerse asıllarını yaşatır.

Politikleşmiş Yenilgi; iktidarın minderinde, onun kurduğu zeminde muhalefetçilik oynamaktır. Basın açıklamacılığa, destek ziyaretçiliğe, karşılıklı dayanışma mesajlarına, süslü ve altı dolmamış slogancılığa, sempozyum ve panel muhalifliğine sıkışmaktır. Stratejisizlik, buna uygun olarak halkı ve çıkışı örgütleyecek en geniş demokratik çarelerden, bir iktidar seçeneğini somut olarak örmekten yoksun olmak; bugünün temel meselesidir.

Yenilginin bir politika biçimine dönüşmesinin halk saflarında yarattığı en büyük sonuçsa tersine savrulmadır. İktidar saflarında yer alan geniş kitlelerde tüm kriz alanlarına rağmen “alternatifsizlik” hissinin yarattığı şey iktidara doğru yeniden zorunlu politikleşme, iktidar karşıtı geniş kitlelerdeyse bu durum depolitizasyon, yani siyasetten hızlı uzaklaşma şeklinde yaşanmakta. Normalde bir darbenin hedefleyeceği tüm siyasetsizleştirme, kitleleri siyasetten koparma yönündeki eğilim bugün tüm açıklığıyla karşımızdadır; birçok nedenin yanında ana nedeni politikleşmiş yenilgidir.

Çevrenize bakınız; gazeteler okunmuyor; televizyonlar izlenmiyor; sosyal medyadan kaçış hızlandı; heyecan ve umut kalmadığı için; bu gidiş karşısında, darbe ve dikta karşısında gerçekten huzurlu, yaşanabilir bir ülke seçeneğinin en çok ihtiyaç olduğu ve daha da olacağı şu ortamda halk siyasetten kaçıyor. 

Dikkat edelim: korkmuyor, kaçıyor. Meselemiz halkın korkusu değil, yenilginin öncü aktörlerde politika haline gelmesidir. 22 Temmuz’da Taksim’de bir araya gelen yüzbinler; Tarık Akan’ın Bakırköy’deki cenazesi öncesinde ve sırasında alanları dolduran onbinler. Bunlar korkan değil; nerede sahneye çıkıp ne zaman geri çekileceğini hesaplayan bir halkın sezgileridir. Bu enerjiyi politikleştirememek, politikleşmiş yenilgidir.

Politika, memnuniyetsizlikleri politikleştirmekle yapılır. Bugün ise ilerici siyasal merkezlere sirayet eden sorun yenilginin politikleştirilmesidir. Nesnel şartların değil, kendi öznel zaaflarının politikleştirilmesi; politikleşmiş yenilgi budur.

Yenilmişlik üzerine bir politik hattan kurtuluş bu ülkeyi darbeye, diktaya, gericiliğe ve şiddete karşı yeniden yaşanabilir, demokratik ve laik bir cumhuriyet sözleşmesi etrafında bir araya getirmek isteyen güçlerin ana sorunudur. Siyasal ve toplumsal muhalefet aktörlerinin bu halini aşmak zorundayız.

Aklı kötümser kılan tüm olguları değiştirmenin yolu, iradeyi yeniden iyimser kılabilmektir. İradeyi bu yenilmişlikten kurtarmalıyız. Gerçekçi, halkçı bir strateji, halkçı bir öncü örgütlenme ve seçenek yaratmalıyız.

Tartışacaksak, bu köşede yine bunları tartışacağız. Hepimize kolay gelsin. 

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)