• BIST 107.202
  • Altın 145,420
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 26 °C

Atatürk ile hocası Bursalı Tahir Efendi arasındaki sırlar ortaya çıktı

Atatürk ile hocası Bursalı Tahir Efendi arasındaki sırlar ortaya çıktı
Çankaya’da, cumhurbaşkanı olmadıkça okunamayan Atatürk’e ait elyazması dini kitapların sırrı ve Mustafa Kemal ile hocası Mehmet Tahir Bey arasındaki ilişkinin ayrıntıları gün yüzüne çıkıyor.

Baran Aydın'ın yeni kitabı "Hankâh" Destek Yayınlarından okurlarıyla buluştu. Tasavvufta "Pîr makamı" denilen ve en büyük tekkeyi ifade etmek için kullanılan "Hankâh", yazarın çalışmasında İslam öncesi ve sonrası Türk milletinin kadim sırlarının ve kodlarının korunduğu merkezler olarak tarihselliği içinde inceleniyor.

Oda TV'de yayımlanan kitap incelemesini ABC okurları için paylaşıyoruz; 

"Hankâh"ta gün yüzüne çıkan sırlardan biri de Mustafa Kemal ve Askeri Rüşdiye'de hocası olan Bursalı Mehmet Tahir Bey arasındaki ilişki.

İşte “Hankâh” adlı kitaptan Mehmet Tahir Bey'in hayatı ve Atatürk'le olan ilişkisinin sırları:

“22 Kasım 1861’de Bursa’da doğdu. Abdülmecit’in Hassa Alayı kumandanlarından Üsküdarlı Seyit Mehmet Tahir Paşa’nın torunu ve askeriyeden sağlık durumu sebebiyle ayrılmış Bursa belediye kâtibi Rifat Bey’in oğludur. Tahsiline büyükbabasının ailece yerleştiği Bursa’da başladı. Mülkiye Rüştiyesi’ni bitirince 1875’te Bursa Askeri İdadisi’ne verildi. Daha rüştiyede okurken ayrıca Haraççıoğlu Medresesi’ne devam ederek Niğdeli Hoca Ali Efendi’den hususi dersler aldı.

Bursalı Tahir bu çağlarda tasavvufa merak sarmaya başlamış, Muhyiddin İbnü’l-Arabi’ye gönül bağlamıştı. 1880 Eylül’ünde Harbiye’ye girdi. Harbiye sıralarında Muhyiddin İbnü’l-Arabi ve tasavvuf sevgisi daha da artan Mehmet Tahir, cuma tatillerinde İstanbul tekkelerini dolaşır ve kendisine bir mürşit ararken Haririzade’yi tanıyarak idaresine girdi, onun temsil ettiği Melamiliği seçti.

Temmuz 1883’te piyade teğmeni olarak Harbiye’den mezun olduğunda Üçüncü Ordu emrine verilerek Manastır Askeri Rüştiyesi coğrafya hocalığına tayin edildi. Bunun yanında Mülkiye Rüştiyesi ile yeni açılan Mülkiye İdadisi’nde de tarih ve hitabet öğreten Mehmet Tahir, yeni ve ileri bir anlayışta ders okutuşu ile dikkati çektiği kadar Melamilik yolundaki faaliyet ve temasları ile de çevreye kendini tanıtmıştı.

MUSTAFA KEMAL'İN KURDUĞU ÖRGÜTE ÜYELİK

Hocalığı zamanında birçok genç askerin yetişmesinde ve gelişiminde faydası olmuştur. Bu öğrencileri arasında özel bir önem verdiği isim Mustafa Kemal idi. Nitekim Tahir Bey daha sonraki yıllarda, Mustafa Kemal tarafından kurulan Vatan adlı gizli cemiyetin ilk üyeleri ve Selanik temsilcisi olacaktı. Ayrıca İttihat ve Terakki’den önce milli bir meşrutiyet isteyen Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne de kurucu üye sıfatı ile katılacaktı. Bu cemiyete Mustafa Kemal ile yaptıkları istişare sonucu Vatan adlı teşkilatın dağıtılması sonucu girmişti.

Yüzbaşılıktan kolağalığına yükselince bir sene bile dolmadan yeniden Manastır Askeri Rüştiyesi’ne bu defa müdür olarak tayin edildi. Kendisini ileride meydana getireceği büyük eseri Osmanlı Müellifleri’ne götüren ilk adım olan çalışmalarını risale ve kitapçıklarla bir bir ortaya koymaya başlamıştı. İkinci defasında Manastır’da bir altı yıl daha geçirdikten sonra Selanik Askeri Rüştiyesi müdürlüğüne getirildi.

FARABİ, İBNİ SİNA, BUHARİ VE TİRMİZİ TÜRK'TÜ

Türklerin Ulum ve Fünuna Hizmetleri adlı kitabı büyük yankı uyandırdı. Kendisini yayın âlemine sokan bu araştırması, uyandırdığı akislerle Bursalı Tahir’in adını daha ilk adımda şöhret haline getiren bir eser olmuştur. Medeniyete büyük hizmetleri dokunmuş en ünlü İslam âlim ve mütefekkirlerinin büyük bir kısmının Türk olduğunu öne süren bu küçük kitap, geniş bakış getiren önsözü ile birlikte adeta bir ufuk açmıştı. Akın yapmak ve kılıç kullanmaktan başka kendisine bir sıfat tanınmak istenmeyen Türklüğün henüz medeni hüviyeti hakkında zihinlerde belirli bir fikir yokken, eserlerini Arapça ve Farsça yazdıkları için Arap ve Acem kabul ve zannolunagelen Farabi, Zemahşeri, İbni Sina, Cevheri, Buhari, Tirmizi, Hakim Senaf, Şevket-i Buhari, Emir Hüsrevi Dihlevi gibi nice İslam ünlüsünün aslında Türk olduklarını ileri sürmek suretiyle kendi içinden yetişmiş fakihleri, filologları, filozofları, riyaziyeci, astronom, tabip, tabiat âlimleri, kimyacıları ile Türklerin İslam medeniyetinde nasıl yükseltici bir rol sahibi bulunduklarını gösteren eser hayretle karışık bir hayranlıkla karşılanmıştı. İsmini yeni duyuran müellif, İslam medeniyetine hizmet edenlerin yarısı değilse bile en aşağı üçte birinin kesin surette Türklüklerinin sabit bulunduğuna, hele tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi İslami ilimler sahasında eserler ortaya koymuş büyük müelliflerin hemen yarısının künyeleri ve yetiştikleri çevre bakımından Türklüklerinin açıkça meydanda olduğuna ehemmiyetle işaret etmekteydi.

Türk tarihinin en büyük âlimlerinden biri sayılan Bursalı Mehmet Tahir; II. Meşrutiyet’ten sonra bir dönem milletvekilliği yapmıştır. Ancak milletvekilliği sadece bir dönem sürmüştü.

Çünkü ne İttihatçıların görüşlerine ne de İtilafçıların görüşlerine tahammül edebilmiştir. Ayrıca siyasi sahadan çekildikten sonra bir dernek kuruluşunda yer almıştır. Bu derneğin ismi Türk Yurdu idi. Tahir Bey, Üçüncü Grup’un siyasi ve manevi alandaki temsilcilerinden biri olmuştu. Özellikle döneminde Yusuf Akçura gibi isimlerin düşünce yapısının şekillenmesinde aktif rol oynamıştır.

ATATÜRK VE MEHMET TAHİR BEY ARASINDAKİ İLİŞKİNİN KODLARI

Şimdi Türk tarihinde bir sırrın ayrıntılarını ilk kez açıklayalım...

Atatürk ve Bursalı Mehmet Tahir Bey arasındaki özel ilişkinin kodları... Bu özel ilişkinin maddi alandaki sonuçları; kurulan gizli cemiyetlerde beraber bulunmak olmuştur. Bir başka sonucu ise daha önemlidir. Nitekim işin bu kısmına hiç değinilmez. Üçüncü Grup’un İttihatçı-İtilafçı çekişmesinin devleti felakete sürükleyeceğini düşündüğü ve politikadan uzaklaştığı bir dönemde Mehmet Tahir Bey; bu iki gruba karşı özellikle aralarında Melamilik ile ilişkisi bulunan özel bir grubun da Meclis’ten istifasını ve siyasetten uzaklaşıp yeni grubun gelişmesinde rol oynamasını istemiştir. Bu durum ne İttihatçı kadro da ne de İtilafçı kadroda hoş karşılanmıştır. Çünkü her iki tarafta da sadece ülkesinin çıkarını düşünen ve Melamiliğe muhip olan kişiler bulunmaktaydı.

Bu isimlerin bir süre sonra üçüncü grubun direktifleri doğrultusunda hareket ettiklerini görüyoruz. Türk Yurdu ve Türk Ocakları bunun en güzel örnekleridir. Ancak dediğim gibi büyük bir rahatsızlık olmuştur. Mesela bu dönemde Mustafa Kemal’e suikast düzenlenmiştir. Ahmet Ferit Tek sürgüne yollanmıştır. 

Atatürk ile Bursalı Mehmet Tahir arasındaki somut ilişkiyi daha da ileriye götürebiliriz. Ancak dikkatlerden kaçan işin manevi tarafıdır. Murat Birsel’in 2002 yılında Kenan Evren ile bir röportajından alıntı yapalım:

“Bu belgelere ulaşmanın yolu Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olmak! Cumhurbaşkanı olduğunuzda, arzu ederseniz bu belgeler aracılığıyla Atatürk’ün çok özel dünyasında bir yolculuğa çıkabiliyorsunuz. Kenan Evren’e işte bu gizli kalan kitaplığı sordum... Ve böylece varlığı bir cumhurbaşkanı tarafından teyit edildi, ayrıca Kenan Evren’in oradaki kitapları okuduğu da ortaya çıktı. 7. Cumhurbaşkanı Evren’in anlattıklarına göre Atatürk hemen hemen hiçbir belgeyi atmamış...

Örneğin bir dönem yarbayken bir bayanla arkadaşlığı oluyor, Mustafa Kemal bunu kendine not şeklinde düşüyor. Belli ki detaylı... Kenan Evren ‘Meyli var ama pek ileri gitmemişler’ diye resmi ortaya koyuyor. Atatürk kendine gelen mektupları da arşivlemiş ve bu mektuplar arşivi de Çankaya’da. Bir tane de, tek bir nüsha olan bir kitabı var, onu söyleyemem. Sırdır.

Devlet sırrı değil de... Burada (ATV Haber Ana Haber, canlı yayın) bahsetmem doğru değil. Kötü bir şey değil. Dini bir kitap. Elyazması. Kenarına çıkmalar yapmış.”

Çankaya’da cumhurbaşkanı olmadıkça okunamayan bir külliyatın olduğu doğrudur. Bu külliyatın en önemli kısmı ise Atatürk’e ait elyazması dini kitaplardır. Ancak bu elyazması dini kitapların Atatürk tarafından nasıl ve ne şekilde alındığı bilinmemektedir. En önemlisi de bu kitapların içeriği ve kim tarafından Atatürk’e verildiği bilinmemektedir. Sır demiştik.

Bu sır isim Bursalı Mehmet Tahir Bey’dir. Bursalı Mehmet Tahir Bey’in en önemli arkadaşlarından biri Melami muhiplerinden Mehmet Ali Ayni idi. Türk tarihinin maddi ve manevi alanda en büyük âlimlerinden biri olan Melami ehli Bursalı Mehmet Tahir Bey’in hayatının son zamanları neredeyse parasız geçmiştir. Kitaplarından kazandığı gelirler ile ayakta duran Mehmet Tahir Bey, tüm zorluklara karşın çevresine dirayeti ile örnek olmuştur. Vefatına yakın bir zamanda belki de ailesinin rahatını düşünerek bütün elindeki yazma eserler ve en önemli kitabı olan Osmanlı Müellifleri’ni satabilmek için Mehmet Ali Ayni’den yardım istemiştir. Mehmet Ali Ayni, Osmanlı Müellifleri’nin 2000 adet baskısı için gerekli parayı bulup hemen bastırmış ve bundan kazandığı parayı Mehmet Tahir Bey’e vermiştir. Ancak önemli olan kısım Melamet ehli Bursalı Mehmet Tahir’in elyazması kitapları ve ismini dahi bilmediğimiz hankâhlık sırlarına ait yazdığı önemli eserlerini kimin aldığıdır. Bu eserler bugün dahi paha biçilemeyecek derecede önemli eserlerdir. Hem ilmi alanda hem de Melamilik yolunun maddi manevi tarihi bakımından çok önemlidir.

Mehmet Tahir Bey’in kalan arşivini çok önemli bir isim 500 liraya karşılık almıştı. Bu isim Gazi Mustafa Kemal idi! Eserlerin önemi çok büyüktür ve Atatürk’ün eserlere sahip çıkması demek; Atatürk’ün bu eserlerin içeriği ve muhteviyatını biliyor olduğu anlamına gelmektedir. Oysa Tahir Bey’in en yakın arkadaşı Mehmet Ali Ayni bile anılarında bu eserlerin muhteviyatını bilmediğini itiraf ediyordu.

Bugün cumhurbaşkanı olmadan okunamayan ve Atatürk’ün sır kitaplığındaki dini kitapların çoğu Yesevi-Bayrami-Melami geleneğinin sırlarının korunduğu ve aktarıldığı yazma eserlerdir. Atatürk bu yolun muhibbi olmasa ve yazma eserlere son derece büyük önem vermese; bu kadar önemli bir kütüphanede yıllarca saklanmasını ve sayılı kişinin okumasını istemezdi sanırım!

Atatürk ve Bursalı Mehmet Tahir’in son derece özel ilişkisi sadece bununla da kalmamıştır. Bursalı Mehmet Tahir’in vefatının ardından hiçbir gazetede vefatına ait bir tek haber bile çıkmamıştır. Bu Türk tarihinin ayıplarından biridir. Ancak Türk tarihinin ayıbını el altından kapatan yine Atatürk olmuştur. Nasıl mı? 

Melamet ehli Mehmet İzzi Efendi’yi anlatmıştım. Bir hilal ve üç yıldızdan oluşan sembolün bulunduğu; Aziz Mahmut Hüdai Dergâhı’nın bir haziresinde yattığını belirtmiştim. İşte aynı kabirde Mehmet İzzi Efendi’nin hemen ayağının ucunda mezarı bulunan isim Bursalı Mehmet Tahir Bey idi. Mezara ait fotoğrafı yayımlıyorum.

hocaicerik.jpg

Bu mezar 1935 yılına kadar sadece toprakla örtülü idi. Peki mezarı bu hale getiren kimdir? Gazi Mustafa Kemal Atatürk... Atatürk, 1935 yılında özel bir emir ile Bursalı Mehmet Tahir Bey’in mezarının düzenlenmesini istemiştir. Ancak mezarın şekli gördüğünüz üzere biraz değişiktir. Klasik baş ve ayak taşı yoktur. Ayrıca üzerinde orta kısmında sadece kişinin mesleği ve adı yazmaktadır. Atatürk, Melamet ehli bu ismin mezarının şeklini neden bu şekilde yaptırmıştır?”

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)