• BIST 106.239
  • Altın 161,217
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 14 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 12 °C

Atatürkçüler

İbrahim Kaya

Türkiye bugün “tarihi” bir safhadadır; neredeyse herkes gün geçtikçe farkına varmaktadır: Cumhuriyet çok büyük ölçüde karşıt bir rejim tarafından ikame edilmektedir. Ancak, mevcut durum öylesine anomik bir durumdur ki bu değişimi destekleyenler de hiçbir biçimde memnun değildir. Cumhuriyet Devriminin yerinden ettiği tek adam egemenliğinin bugün yeniden inşa edildiği bir vakadır, ama hem toplumun birlikte yaşama kapasitesi hem de ülkenin dış dünya ile baş edebilme becerisi bu inşayı gerçekleştirenleri memnun edecek düzeyde değildir. Kısacası, Türkiye bir bunalım yaşamaktadır ve gittikçe derinleşen bu bunalım bir var olma sorununu dayatacak düzeydedir. Bir kere, her şeyden önce, kolektif varlık olarak toplumdan söz etmek, bu toplumu oluşturan grupların, bireylerin birliktelik hususunda büyük bir uzlaşmaya sahip olmasını gerektirmektedir. Her ne kadar anlaşmazlıklar, karşıtlıklar ve gerilimler toplumu oluşturan toplumsal gruplar ve bireyler arasında hüküm sürse de, kolektif özne olarak toplumun varlığı onlar arasındaki uzlaşıya dayanmaktadır. Son üç yazımda özellikle vurguladığım gibi, artık bu uzlaşı Türkiye’de yoktur ve bu uzlaşmazlık durumu anomik bir sonuç vermiş durumdadır. Bu sonuç hem kendi içinde parçalanma tehlikesine sahip bir Türkiye’yi hem de dış dünya ile “baş etmede” son derece kırılgan bir Türkiye’yi yaratmıştır. Kısacası, epey bir zamandır karanlıkta yaşıyoruz ve bu karanlık öylesine yoğunlaşmış durumdadır ki artık ya bir kurtuluş yaşayacağız ya da daha büyük sorunla yüzleşeceğiz.

CUMHURİYET YIKICILARININ İLK FARKINA VARANLAR
            Bu sözünü ettiğim karanlık süreçten kurtuluş “Yeniden Cumhuriyet” inşasını zorunlu kılıyor. Uzun zamandır yazdığım Yeniden Cumhuriyet inşasının zorunluluğu elbette bu inşanın aktörünü gerektiriyor. Gördüğüm kadarıyla mevcut yapının eleştirmenleri bu hususta aynı noktaya doğru hızla ilerliyor; bu nokta sözünü ettiğim yeniden cumhuriyet inşasının gerektiğini işaret eden noktadır. Büyük uzlaşısı (Cumhuriyeti) bitirilmiş olan insanların yeniden büyük uzlaşıda, günün koşulları gözetilerek, bir araya gelmesi toplum olarak yaşamak için muhakkak şarttır. Esasında bu büyük uzlaşının bozulduğunun farkına ilk varan insanlar, bu yeniden inşanın da aktörü olacaktır. Hem nesnel koşullar hem de onların öznel koşulları bu olasılığın dışında başka bir olasılık olmadığını gösteriyor. “Tehlikenin farkında mısınız?” diyerek, cumhuriyetin kaybedilebileceğini yani gerilemenin potansiyel ve fiili olarak burada, bu coğrafyada bulunduğunu net bir şekilde ifade eden yani uyarıcı dili devreye sokan bu insanlar kuşkusuz Atatürkçülerdi. “Soldan” ve sağdan bir sürü “entelektüelin” “demokratikleşiyoruz” diye deyim yerindeyse “böğürdüğü” bir dönemde, yani on yıl önce, Atatürkçüler yollara düştüler, Cumhuriyet için örgütlendiler, muhteşem Cumhuriyet mitinglerini gerçekleştirdiler. O zamanlar “darbeci”, “elitist”, “ulusalcı” gibi kavramlarla etiketlenen ve aşağılanan bu toplumsal kesit, esasında, toplumun en eğitimli, yetenekli, başarılı ve sorgulayıcı kesitidir. Toplumdaki yaklaşık her dört kişiden biri bu kesittedir. Bu toplumsal grubun dışında muhalefet edebilecek ve örgütleyici, öncü olabilecek başka bir grup yoktur. Gezi Direnişi de bu toplumsal grubun ortaya koyduğu muhteşem örgütlülük ve mücadele timsaliydi. Yapılan sosyolojik araştırmaların gösterdiği gibi, Gezi’ye katılan insanların %80’i kendilerini Cumhuriyetçi, Atatürkçü olarak tanımladılar. Temel dertleri “modern-dışılaşmayı” durdurmak ve Cumhuriyetin temellerinin yeniden tesis edilmesini sağlamaktı. Kurtuluş Savaşını örgütleyen, öncülük eden grup bildiğimiz gibi asker-sivil bürokrasi ve aydınlardı. Kurtuluş mücadelesinin öncülüğünü başka bir katmandan veya sınıftan beklemek o dönemin koşullarında ancak bir hayal olurdu. Bugün ise değişimin öncülüğünü üstlenecek, dönüşüm hareketini örgütleyebilecek kesit CHP’nin de esasında tabanını oluşturan bu Atatürkçü kesittir.

            Cumhuriyetin kaybedilmekte olduğunu herkesten önce gören, kavrayan ve harekete geçen bu toplumsal kesit o dönemde darbeci, askerci, faşist olarak etiketlenmekle kalmadı, önemli sayıda üyesinin hukuksuzca soruşturulması, yargılanması, hapsedilmesi hatta hayatını kaybetmesi hadiselerini yaşadı. Gezi Direnişinde de yaralandı, gözaltına alındı, öldü. Sonra mücadelesini bırakıp, rahatını düşünerek bir kenara çekilmedi. Aksine rejim değişikliğini oylayan referandumda cumhuriyet için var gücüyle mücadele etti. Hem sahadaydı hem de düşünsel faaliyet alanındaydı. Hala umudunu kaybetmiş değildir. Bu ülkenin yeniden kurtuluşunun ve kuruluşunun altına imzayı yine o atacaktır. Bu hususta hem nesnel hem de öznel koşullar şaşmaz biçimde söylediğimize işaret etmektedir. Türkiye tarihi dönemlerinden birini yaşamaktadır ve bu dönemin “Yeni bir modernlik” inşasını zorunlu kıldığı aşikardır. Bu inşayı gerçekleştirecek olan aktör Atatürkçülerden oluşan toplumsal kesittir. Bu konudaki kafa karışıklığını gidermek için bir açıklamaya ihtiyacımız var.

ATATÜRKÇÜLER VE ATATÜRK’Ü SEVENLER
Atatürkçülük, Atatürk’ü sevmek, saymak demek değildir sadece, fakat esasen ilkelerini benimsemek ve onlar uğruna mücadele etmek demektir. Yani Atatürkçü olmak için Atatürk sevgisi tek başına yeterli değildir. Bu yüzden Atatürkçüler ile Atatürk'ü (sadece) sevenler arasında bir ayrım yapmak gereklidir. Atatürk'ü sevenler bu toplumun çok büyük bir bölümünü oluşturuyor ama onun ilkeleri çerçevesinde politik kimlik inşa edenler toplumun dörtte biri kadardır. Her iki grup da, Türkiye’nin sözünü ettiğimiz kurtuluşu için çok önemlidir. Atatürk’ü (sadece) sevenleri Atatürkçüler olarak görürseniz, onların politik bir kimliğe sahip olmadıklarını ve politik eylem geliştirmede yetersiz olduklarını tespit edip Atatürkçülerin apolitik olduklarını sanabilirsiniz. Ancak, bir Atatürkçü politik tercihini yaşamın her alanında gösterir. Çağdaş yaşamı destekler, uygun sendikaya, derneğe, kuruluşa üyedir, çocuklara, gençlere ve kadınlara her daim destektir ve politik etkinliklere katılır; politik mücadelede hep vardır; Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Ali İsmail Korkmaz ve daha niceleri “politikliklerini” canlarıyla ödemişlerdir ve daha nicesi de ödemeye hazırdır. En yaşlısından en gencine yurdu, onuru ve politik değerleri için her yerde vardır ve gerektiğinde her şeye hazırdır. Politik kimliği ve eylemi toplumsal ayrıştırma işlevi için tanımlamaz, aksine toplumsal dengeden yanadır. Kaos yaratma gibi bir işlevselliği benimseyen politizasyon geleneğine dayanmaz. Toplanma, dirilme ve birlikte başarma türündeki uzlaşı amaçlı politik kimliği ve eylemi benimser. Böyle bir geleneğe yaslanır. Devlet ve hükümet ayrımı yapar ve her devlet kurumunu ve görevlisini düşman addetmez. Politik eylem, zorunlu biçimde sistem karşıtlığına odaklanan ve şiddet içeren bir eylemlilik değildir onun için. Hukuku önemser ve meşruluğu eyleminin temeli yapar. Meclis kutsallarındandır. Tek adam rejimine karşı en güçlü aktördür. Cumhuriyetçilik ilkesi gereği politik olmayı, politik sahaya ve etkinliğe katılımı benimser. Gereğinden fazla özenli olduğu düşünülebilir muhtemelen. Mücadelede kimlerle yan yana duracağını seçerken çok dikkatlidir. Kolayca kanmaz bu nedenle ve her daim haklı çıkmak gibi bir huyu vardır. Bir de devleti kurtarmak esastır onun için, yıkmak değil. Bu nedenlerle onun politikliği bazılarına pek politik gelmiyor olabilir elbette. 

ESAS MESELE
Bugün Türkiye’nin esas meselesi; toplumun temel kurumsal yapılanmalar üzerindeki uzlaşısının yokluğudur. Ekonomik, siyasal, epistemik/kültürel alanlar üzerindeki uzlaşının yeniden inşası elbette bir toplum anlayışını gerektirmektedir. Atatürkçülerin dayanışmacı toplum modeli bu hususta çözüm olarak neoliberal, kural tanımaz kapitalizmi kamucu, karma ekonomik modelle, çoğunlukçu ve araçsalcı siyasal yapıyı cumhuriyetçilikle ve yozlaşan kültürel sahayı Aydınlanma ile ikame etmeyi önermektedir. Bu nedenle de Atatürkçü elini taşın altına koyandır ve dayanışma onun ruhunda vardır. Daha önce söylediğimiz gibi bu toplum için Atatürk büyük değerdir ve toplumun önemli bir bölümü ona saygı ve sevgi besler. Atatürkçüler uzlaşmacılığı hedefleyen politik kimlikleriyle Atatürk sevgisine sahip milyonlara ulaşma kapasitesine sahip yegane toplumsal kesiti oluşturmaktadır. Dönüşüm ve inşa zorunlu olarak devrimci tutumu gerekli kılar ama aynı zamanda toplumun önemli bir bölümünün uzlaşısını da gerektirir. Erzurum, Sivas Kongrelerinin arkasındaki esas gaye de elbette birlik olmak, toplanmak ve başarmak gayesidir. Atatürk’ü anmak için toplanmak da kuşkusuz yenilenmek, dirilmek ve birlik olmak için işlev sahibidir ve belirli politik ilkelere ve müşterek toplumsal değerlere işaret etmektedir. Saygı duruşunda bulunmak, anmak ve bu amaçlarla toplanmak deyim yerindeyse yeniden çoğalmak ve yeniden canlanmaktır. Çoğalmak ve canlanmak için “anma ayininde” toplanan Atatürkçüler’e yönelik “itham edici” tutuma ve dile sahip olanların mevcut iktidara muhalif olduklarını düşünmek olanaklı değildir. Eğer mevcut karanlığı yırtacak ve Aydınlığa çıkmamızı sağlayacak başka, daha politik bir özne varsa, onu da elbette değerlendirmeye, konuşmaya hazır olduğumuzu da söyleyelim. Ayrıca, Atatürkçüler olarak ifade edilen insanların yan yana durma hususunda yani cumhuriyeti yeniden inşa etme hedefi çerçevesinde “diğer” muhalif gruplarla bir araya gelme hususunda bir sıkıntısı olamaz. Ancak, AKP ile cumhuriyetin yıkılışında yan yana durmuş yetmez ama evetçi liberal, “sol”, kimlikçi gruplara mesafeli davranacağı kesindir. Birlikte düşünüldüklerinde, Atatürkçüler ve Atatürk’ü sevenler toplumda çok büyük bir kitleyi oluşturmaktadırlar ve diğer muhalif grupların çoğuyla da ortak bir dil tutturabileceklerdir; buradan çıkacak uzlaşı Yeniden Cumhuriyet inşasını mümkün kılacaktır.

            Son olarak, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Atatürkçü olmayacağını Atatürkçülerden daha iyi bilen olamaz. Erdoğan’ın gayesi de herhalde onları ikna etmek değildir. Gelinen noktada ilerlemek için başka bir yol yoktur ve bunun farkında olduğu için “kendine uygun Atatürkçülüğü” hem içeride hem dışarıda sahiplenebileceğini tasarlamaktadır, ama bunun sonuçları tasarlanmadık sonuçlar olacaktır.

            Bu vesileyle büyük devrimciyi ölümünün 79. yıl dönümünde saygıyla andığımı belirterek yazıyı bitirmeliyim.

 

 

 

 

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)