• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Atatürk’süz bir Cumhuriyet mümkün mü?

Gaffar Yakınca

Cumhuriyet İslamcıların seksen yıllık travmasıdır. Çünkü onun kurulmasına giden yolda takındıkları tavır utanç vericidir. Bir iki istisna dışında islamcı cenahın ve mollaların kurtuluş savaşı sırasında yaptıkları, bu ideolojinin üzerinde öyle kesif bir leke bırakmıştır ki kırk hamamda kırk gün yıkansalar çıkacak gibi değildir. 

TV’lerde gazetelerde sabah akşam tarihi tersten yazmaya kalkan liberal - dinci kırması türedi tarihçilerin bütün karın ağrısı da budur. Utanç verici gerçekler unutturulamadığına göre, uyduruk tezlerle tarih ters yüz edilmeli, kurtuluş ve kuruluş destanıyla abideleşen semboller değersizleştirilmeli, böylelikle ihanetin kitabını yazmış hocaefendilere tarih sahnesinde yer açılabilmelidir. 

Dolayısı ile o kafasında fes, sırtında Osmanlı tuğrası ile gezenler alelade meczuplar değil, ağır bir utancın, derin bir sarsıntının gayrı meşru evlatlarıdır.

Abdulhamit’in tahtan indirilmesi ile saltanat dönemlerini kapatan islamcılar Kurtuluş Savaşı sırasında son bir hamle ile devleti yeniden ele geçirmeye kalkmış, Devleti Ali Osmani’yi avucumuza alalım diye çıktıkları yolda bir anda emperyalist düşmanla, kendi tabirleriyle diyeyim, gavur Yunanla, kafir İngilizle yan yana düşmüşlerdir. İslamcıların içinde şüphesiz vatanperver insanlar da vardır, ancak iktidar hırsı ile yaptıkları tarihsel hata onları kolay kolay unutulmayacak -kendilerinin de unutamadığı- bir zillete mahkum etmiştir.

Bu büyük hata islamcıların seksen yılına mal oldu. Seksen yıl sonra, bu sefer Amerikalılarla işbirliği yaparak, FETÖ ile yanyana yürüyerek, PKK ile pazarlık masaları kurarak yeniden iktidar oldular. İktidar derken hükümeti kast etmiyorum, devletin sahibi oldular. Sonra bu ortaklıklar, pazarlıklar bozuldu, konumuz bu değil. Bizi ilgilendiren artık devletin sahibi olan islamcıların cumhuriyet karşısındaki tavrı. 

Bu tavır, herşeyden evvel yukarıda sözünü ettiğim travmanın baskısı altında şekilleniyor. 

Devletin kurucu zemini Kurtuluş Savaşı ve kurucu ideolojisi Kemalizm olduğu için, islamcılar, devleti ele geçirdikten sonra bile kendilerini zayıf hissediyorlar, ne Atatürk’ün karşısına dikebilecek denli karizmatik bir liderleri ne de Kurtuluş savaşına denk bir öyküleri var. Tayyip Erdoğan’ın şahsında bir lider yetiştirmeye çalışıyorlar, 15 Temmuz şehitleri üzerinden bir destan yazmaya gayret ediyorlar, ancak nafile. Şüphesiz Erdoğan, çok karizmatik, çok kudretli bir liderdir, ancak profili ve geçmişi itibarı ile Atatürk’le boy ölçüşmesi mümkün değildir. 15 Temmuz direnişi de öyle, son derece önemli bir hadisedir, ancak onun da Kurtuluş Savaşımızı ikame etmesi olanaksızdır(*). 

Hal böyle olunca iktidardaki islamcıların travması, yönetilmesi pek güç bir gerilime dönüşüyor: devleti ele geçirmişler ama cumhuriyetin yanından bile geçemiyorlar. Çünkü cumhuriyet, kurucu miti ve lideri başta olmak üzere kendi değer sembolleri ile yükseliyor. Bu sembollerin hemen arkasından laiklik ve bağımsızlık geliyor. İslamcılar bu başlıkların tamamında pek zayıf, pek yetersiz kalıyor.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra islamcı cenahın tamamında değilse bile bir bölümünde Atatürk’ün yeniden keşfedilmesi gibi bir hal ortaya çıktı. Bu işin bir boyutu hayatta kalma refleksi ile açıklanabilir. Amerikancı darbe karşısında onlar da sığınacak tek güvenli liman olarak ulusun en sağlam sembollerini, bayrağı ve Atatürk’ü bulmuştu. Ancak bence bu ihmal edilebilir bir sebeptir. Asıl sebep sözünü ettiğimiz derin utançla ilgilidir. 

29 Ekim’de bütün islamcı alerjiye rağmen Tayyip Erdoğan, Atatürk’ü anmıştı. 10 Kasım’da da ilk kez Cumhurbaşkanlığının ev sahipliği yaptığı bir anma düzenlendi. Atatürk’e karşı bu tutum değişikliği kesinlikle çok önemlidir. İslamcıların yetiştirdiği bir lider, nihayet, Atatürk’ün saygın konumunu teslim etmektedir. Ancak öte yandan, asıl niyet kurulmakta olan yeni devlete Atatürk kanalından bir destek aktarmak da olabilir. “Madem biz bir Atatürk yetiştiremiyoruz, o zaman onu kendi bünyemize katarız” türünde bir taktik adım. Ancak bu Atatürk, tabi ki islamcıların hayal ettiği yeni ülkeye uygun bir Atatürk olmak zorundadır. Sonuçta Türkiye’de çok farklı Atatürkçülük türleri denenmiştir. Darbeciler de kendilerine Atatürkçü diyordu, islamcıların ajandasına ters düşmeyecek yeni tür bir Atatürkçülüğün denenmesi de mümkündür. 

Ne var ki böylesi bir ilüzyonun önündeki en büyük engel de yine islamcıların kendisidir. Seksen yıllık düşmanlıkla ördükleri nefret duyguları nasıl olup da olumlu hislere dönüşecektir? Nitekim, cumhurbaşkanlığında Atatürk’ü anma programı düzenlendiği sıralarda, islamcılar tarafından yönetilen THY’nin uçaklarında Atatürk’e hakaret eden gazeteler ücretsiz dağıtılmaktadır. 

İslamcıların geneli değilse de ülkeyi yöneten islamcı irade Atatürk ile barışmak zorunda olduğunu anlamıştır. Anlayamadığı nokta ise Atatürk’ün salt bir sembolden ibaret olmadığı, ülkenin genlerine kadar işlemiş bir dizi değeri temsil ettiğidir. O değerlerle kavgayı kesmeden Atatürk ile barışmazsınız. İslamcı modele uygun bir Atatürk yaratma projesi ham hayaldir. Dediğim gibi, herşeyden önce, islamcıların çekirdeğinde duran ve sadece Atatürk’e değil ülkeye de düşmanlık ederek varlık bulan bir grup yüzünden hayaldir. Dahası Kurtuluş Savaşı ile 15 Temmuz’u aynı kefeye koymanız olanaksızdır. Dahası bu ülkede Atatürk’ün ne olup ne olmadığını çok iyi bilen, sizler ona küfür ederken sokaklarda, meydanlarda, gazetelerde ve hatta Silivri zindanlarında bile onu savunan Atatürkçüler vardır. 

Gerçekten de artık milletin yarısı ile kavga etmeyi bırakıp tüm Türkiye’nin temsiline mi soyunmak istiyorsunuz? Atatürk’ün üzerinden atlamanız, kenarından dolaşmanız mümkün değildir. Ne Atatürk’ü kafanıza göre şekillere sokabilirsiniz ne de Atatürksüz bir cumhuriyet kurabilirsiniz. Ayşe Hür, Kadir Mısıroğlu gibi düşüklerin aklı ile devlet paradigması üretilmez. Atatürk yaşamı ve eserleri ile yüz yıldır yerli yerinde durmaktadır. Yapmanız gereken en önce bu eserleri yıkmaktan, cumhuriyetin temel değerlerine düşmanlık etmekten vazgeçmektir. 

(*) 15 Temmuz ile Kurtuluş Savaşı’nın denkleştirilmesi çabası başlı başına bir yazının konusudur, onu da ayrıca iredelemeye çalışağız.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.