• BIST 102.258
  • Altın 190,236
  • Dolar 4,5836
  • Euro 5,3954
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 22 °C
  • Antalya 25 °C

Atatürk'ün isteği ile İstanbul Radyosu’nun ilk naklen yayını ezan ve mevlitti

Atatürk'ün isteği ile İstanbul Radyosu’nun ilk naklen yayını ezan ve mevlitti
İstanbul Radyosu’nun ilk naklen yayını 3 Şubat 1932'de Atatürk’ün isteği ile Ayasofya Camii’nden Kadir Gecesi okunan ezan ile başlamış ve Mevlitle devam etmiştir.

Ender Uslu

Tarih: 1 Kasım 1935

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 5. Dönem 1. Oturumunda açış konuşmasını yapan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, konuşmanın içeriğinde hem ulusal müziğimize hem de radyoya dikkat çekiyor:

“Ulusal kültür için gerekli olduğu gibi, uluslararası ilişkiler yönünden yüksek önemi olan radyo işine önem vermeniz çok yerinde olur.”

“Ulusal müziğimizi modern teknik içinde yükseltme çalışmalarına bu yıl daha çok emek verilecektir.”

1927’de kuruldu ilk radyo Türkiye’de. 6 Mayıs 1927’de Sirkeci Büyük Postane binasından yapılan ilk yayın gününde. Dört veya beş tanesi konsolosluklarda, iki-üç tane kadar da esnafta olmak üzere İstanbul’da kayıtlı 7 veya 8 adet radyo alıcısı bulunuyordu. Savaştan yeni çıkmış halkın tabii ki öncelikleri daha yaşamsal idi. Radyo alıcıları istenen seviyeye bir türlü ulaşmıyordu. Bu sıralarda radyo satışlarına yönelik gazete ilanları da dikkat çekiciydi:

1-112.jpg

Hazır laf açılmışken belirtelim. 6 Mayıs 1927’de ilk resmi yayınını yapan İstanbul Radyosu Türkiye’nin bir bakıma ilk özel radyosudur. Bu radyonun yayınlarını gerçekleştiren Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi’nin ilk ortakları da şöyle idi: İş Bankası ve Anadolu Ajansı % 70’ lik hisseye sahiptiler. O zamanlar yayınlanan İleri Gazetesi’nin Sahibi Sedat Nuri (İleri), Ankara Milletvekili Yazar Falih Rıfkı Atay, Gümüşhane Milletvekili Cemal Hüsnü Taray da kalan % 30’un paydaşlarıydılar.

İstanbul Radyosu’nun ilk naklen yayını 3 Şubat 1932'de Atatürk’ün isteği ile Ayasofya Camii’nden Kadir Gecesi okunan ezan ile başlamış ve Mevlitle devam etmiştir.

Evet ilk resmi radyo yayını 6 Mayıs’ta başladı ama 1920’li yılların başında o zamanki deyim ile “Telsiz Telefon Tecrübeleri” adı altında İstanbul Üniversitesince radyo deneme yayınları yapılıyordu. Halka açık ilk radyo deneme yayını ise 19 Mart 1923 tarihinde İstanbul’da Öğretmen Okulu’nun bodrumunda, gerçekleştirildi.

Yazımızın başında kuruluşunu anlattığım İstanbul Radyosu, Atatürk’ün yukarıda sözü edilen Meclis konuşmasından hemen sonra PTT’ye devrediliyor. Ondan yaklaşık bir 10 yıl sonra da yeni kurulan Matbuat Umum Müdürlüğü, şimdiki adıyla Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Radyoları işletmeye başlıyor. Ardından da yine bir 10-12 yıl sonra, kurulan TRT’ye devredilen radyo yayınlarında devlet tekeli 1994 yılında kabul edilen RTÜK Yasası’na kadar devem ediyor…

Tarihe biraz ışık tutmuşken aşağıdaki bölümümüzde de, zamanın en iyi spikerlerinden Tarık Gürcan’ın 50’li yılların başında yayınlanan “Radyo Magazin” adlı dergiye yazdığı bir köşe yazısında geleceğin spikerlerine yaptığı tavsiyeleri o zamanın üslubuyla, aynen yayınlıyoruz:

NEREDEN NEREYE

İSTİKBALİN SPİKERLERİNE

2-114.jpg

(Bu yazımı istikbalin spikerlerine ithaf ediyorum)

Bir okuyucum yahut dinleyicim diyeyim, soruyor: “Mikrofon karşısında söyleyeceğiniz şeyler de tespit edilmiş halde midir, yoksa irticalen mi konuşuyorsunuz? Diğer dünya radyolarında vaziyet farklı mıdır?”

Mikrofon karşısında söyleyeceğimiz şeyler (Bizim tabirle anonslar) önceden tespit edilmiş değildir. Radyo idarecilerimiz spikerlere tam bir itimatla mikrofonda vazifeli olan bizler de bu itimadı tamamıyla müdrik bir şekilde çalışırız. Elimizde gazetelerde gördüğümüz programların benzerlerinden başka herhangi bir kâğıt bulunmaz. Programına bakarak spiker, takdimiyle vazifeli olduğu yayını sizlere istediği şekilde anons eder. Fakat bu, hiçbir zaman, spiker aklına eseni söyler demek değildir. Sahibi olduğumuz hürriyetin zemini bir hududu vardır. Zımni, fakat son derece kuvvetli bir hudut.

Bu tahdit iki koldan tecelli eder. Bir defa spiker, çalıştığı müessesenin, kendine emanet edilen mikrofonun devlete ait olduğunu bilir ve politik icaplara uymakla mükelleftir. İkinci hududu, bugün sayısı dört milyonu aşan dinleyici kitlemiz teşkil etmektedir. Bu en mühim miyarımızdır. Dinleyici, bizim dinleyicimiz alıştığının dışında bir takdimi derhal yadırgar. Spiker, değişiklik olsun diye her zamankinden farklı bir takdim yaptığı zaman bu derhal kulağa batar. Derhal yağan mektup, telefon ve telgrafların içinden çıkılmaz hale gelir, az evvelki anonsu yaptığınıza yapacağınıza pişman olursunuz. “Radyo ananemiz” olarak isimlendireceğim bir takım örf ve âdet, daima mikrofon önünde bizleri bağlar.

Bu meslek mensuplarının sayısı bütün memlekette on beş-yirmi’ yi geçmez. Ben de bunlardan biri olarak ilerisi için çok şeyler ümit ve temenni ediyorum. Tabiidir ki zaman her şeyde olduğu gibi terakkisini bizim mesleğimizde de gösterecek istikbalin spikerleri için. Yeni yazımı okuyan genç dinleyicilerimden bazıları belki de bu bahtiyar meslektaşları arasına gireceklerdir. Bizim idealimiz olan meslek şartlarını idrak etmek inşallah onlara nasip olur. O zaman bizde de Burnley’ler, Marjorie’ler, Edward Schartz’lar yetişecektir.

Tarık GÜRCAN (Radyo Magazin, 10 Şubat 1951)

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)