• BIST 103.929
  • Altın 148,575
  • Dolar 3,5497
  • Euro 4,1792
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 28 °C

Aydın Bilinci Bugün Neden Gereklidir? -1

Aydın Bilinci Bugün Neden Gereklidir? -1
Aydınlar toplumdaki çarpıklıktan, bu küflü halden, çürümeden sorumludur. Gülten Akın diyor ya bir şiirinde, tam da bu: “insan sorumluluktur.” Çünkü sorumluluk duygusu olmadan, donuktur insan; kunt, ifadesiz, kimliksiz, ne ileriye ne geriye giderek öylece

Aklı yitirmenin, vicdanı körleştirmenin şarkıcılarıdır

Aydın, uyuklayan bir toplumda, kalk borusu üfleyendir

Aydınlar toplumdaki çarpıklıktan, bu küflü halden, çürümeden sorumludur. Gülten Akın diyor ya bir şiirinde, tam da bu: “insan sorumluluktur.” Çünkü sorumluluk duygusu olmadan, donuktur insan; kunt, ifadesiz, kimliksiz, ne ileriye ne geriye giderek öylece kalır… Bir suçlu gibi yaşar ve suç evrenselleşir.


Aydın Bilinci Bugün Neden Gereklidir? -1
Özgün ERGEN

Aydın olmak…  Bugün, bu yaşadığımız ortamda, yıkımın, savaşın, vahşeti giderek daha grotesk bir boyutta olan kapitalizmin ortasında giderek bir kuyu gibi kararıp durduğumuz, dışımızdaki ve içimizdeki savaşlarda durmadan çarpıştığımız bu evrende, “şimdi ve burada” aydın olmayı, aydın bilincini tartışmanın sırası gelmedi mi? Nedir aydın bilinci? Şuradan başlayalım. Mesele aydın olmak ve gerçekliğe bakış olduğunda, bu toplumda bir şeyleri hep “olmayanlar” üzerinden tanımlamak zorunda kalıyorsunuz. Bir şeyin ne olması gerektiği üzerine düşünürken ilk yaptığınız, bu nedenle bir şeyin öncelikle ne olmadığını göstermek oluyor. 

“12 Eylül ürünü”  olduğunu adeta bütün varoluşuyla gösteren, etnik kimliği ya da düşünceleri yüzünden işkencelerin en ağırına maruz kalan insanlarla alay edercesine, “dışkı yemenin aslında sağlığa zararlı olmadığı”nı söyleyen Prof. Dr. Celal Şengör ile birlikte “akademiler” ve “entelektüel sorunu” yeniden gündeme taşındı. Bu konuda konuşuldu, yazılar yazıldı. Ben bu yazıda, Celal Şengör ve onun dışında bugün aydın bilincinin neden gerekli olduğu üzerinde duracağım. 

Celal Şengör bir profesör. Duruşuyla, hayata, insana bakışıyla sadece ve sadece bir “akademisyen” olmanın, “entelektüel” olamamanın tipik bir örneği. Jeolog ama konuşmalarından bu konuda hiçbir veri alınamayan, Marksist bakışla söylersek, mesleğine, kendine, emeğine yabancılaşmış insan. Ama aynı zamanda, liberalizmle arasındaki yakınlığı düşünecek olursak 12 Eylül sonrasında ortaya çıkan, eleştirilen Türk aydını duruşuyla birebir örtüşen bir kimlik.

Yaşanan hiçbir şey, bütün o sözler sürpriz değildir oysa. 12 Eylül işte tam da böyle bir insan tipi yarattı. Aklını yitirmenin, vicdanı körleştirmenin, özeli genelleştirmenin insanını. Neredeyse paslanmış, kirli, bulanık bir insan. Şimdi, “Nasıl olur” gibi bir şok duygusu, sözün verdiği dehşetin büyüklüğünden. Oysa akademilerin durumu aşikârdır. Akademik ortamın, üniversitelerin genelinde vardır bu çürümüşlük. Beklenen ve istenen bir şeydi bu.  Çok uzun zamandır. 80’ler, böyle bir dönemdir.

Celal Şengör, 12 Eylül’ün ideal insanı. Aynı zamanda reklam dünyasının, medyanın ürettiği kavramların diliyle konuşan insan. Hayata bakışı, oval duruşu, kimseyi önemsemeyen tavırlarıyla her suçu meşrulaştırmasıyla, yönünü, egemen konumdakiler yararına belirlemesiyle tam da iktidarın istediğine uygun şekil alan tipik insan. Aynı insan liberal olmanın da tipik bir örneği. Olabildiğince oval, hiçbir zaman keskin hatlar yok yaşamında. Ama onun ovalliği, bir yaşam biçimi.  Yaşamı, kavramları bunlardan oluşuyor. Suç ve kötülük için haklı gerekçeler hep var. Her şeyi diliyle meşrulaştırabiliyor. 

Armağan Çağlayan’la, yani eski bir pop-star jürisiyle konuşurken ne yapıyor mesela Celal Şengör? Önce “diyalektiği” yerle bir ediyor. Nasıl?  Tarihi çiğneyip geçiyor. İnsanı çiğneyip geçiyor. Suç, Hiçbir şey suça ve kötülüğe dâhil değil. Haklılık payı bırakılacaksa, bu pay egemen konumdakilerin olmalı, Şengör’e göre. “Ezilenler” mi? Ezilenler… Onlar da kim? Celal Şengör’ün yaşamında “ezilenler”e yer yok. Onlar şeffaf, görünmez, duyulmaz, hissedilmez birer boş levhadan, satın aldığı, duygu ve düşünceleri olmayan nesneler yalnızca.

Celal Şengör entelektüel olamaz. Çünkü her şeyden önce, “vicdanı” olmayan bir insan. Vicdanı belirleyen nedir?

Adalet duygusu. Zorbanın karşısında zayıfın, güçsüzün hakkını savunabilme cesareti. O, mantığını, bilgisini, muhakeme yetisini yitireli çok olmuş. 

Hiçbir gerekçe bu suçun büyüklüğünü silemeyecek tarihten.

    Peki ya biz, siz, hepimiz, Celal Şengör’e bunları söylemekle, sorumluluktan kurtuluyor muyuz?

    Celal Şengör’e bunları söylemek sizi sorumluluktan kurtarır mı? 

    Her şeyden, belki hepsinden önemlisi o tek başına mı? 

Elbette değil. Çevrenizde her gün giderek çoğaldığını görmüyor musunuz? En çok da medyada, sokakta, iş yerlerinde, edebiyatta… Her yerde o çıkıyor karşımıza. Değişik şekillerde, biçimlerde de olsa, sonuçlar hep aynı. Cinayetlerin en büyüğünün henüz gözlerimiz önünde işlenmemiş oluşu, onları masum yapmaya yetmez. Yetmez! Yetmemeli.

    Burjuvazinin Kavramlarına Karşı Aydın Bilincinin Gerekliliği

    Aydın olmak için önce aydın bilinci gerekir. Yani bilinç… Bilinç için kavramlar ve olguları ilişkilendirme yetisi. Bir nesneyi bireysel değil, toplumsal boyutlarıyla tartışabilmek.

    Aydın bilinci için de öncelikle vicdanlı olmak.

    Vicdanlı olmak için ne gerekiyor? Eğitim. Eğitimden kasıt, insana kavramlarla olguları doğru tartışabilme becerisini kazandırması. Sonra cesaret. Gerçeği söyleme cesareti. Her ne olursa olsun, hakikatten başka sığınak aramamak.

Aydın olmak, verili olanı, dayatılmış olanı kabul etmemektir.

Oysa bu topraklarda, hep başkalarının sınırlarında, başkalarının tel örgülerinde yaşamak var.

Sınır kelimesi önemli. “Sınırlayıcılık” en temel şey. Her şeyin gelip bir “sınır” ve “kural”a dayanması.

“Sınır” ailede, eğitimde başlıyor. Daha ilerisi düşünülmemelidir, komşularla iyi geçinilmelidir direktifinden başlıyor.
Sınır ve kurallara bağımlı toplum, korku ve zorbalıktan başka bir şey getirmez. Polis toplumu yaratılır.

Aydın, “sınır” ve “kural”ları sorgulayabilen kişidir.

Bugün Diyarbakır’da Sur’da, Cizre’de yaşananlara, mültecilik sorununa, ekonomik çıkmazlara bakışı, gündelik olmamalıdır.

Kültür-sanat alanında da durum farklı değildir. Aynı şekilde kültür-sanat alanında yaşanan çelişkiler, verilen teşvik ödülleri, ödül mekanizmasının adaletsizliği karşısında ne söylüyor, bunlara karşı çıkıcı, yeni bir sav ortaya atıyor mu, savını destekleyici argümanları nelerdir, bunlar önemli kılar bir yazarı. Yazmak, yeni bir şey söylemektir ne de olsa. Bunları yapmayanlardan, bir farkı olmalıdır bugün yazan kişinin. Özellikle “bugün”!

Aydın bedel ödeyen insandır. Ama o, genel bir yanılgıda olduğu gibi bir ideal olarak varolmaz. “Ben önce bedel ödeyeyim, sonra aydın olayım” demez. Entelektüel olmak, bir “yazgı” değil bir “seçim”dir.  Gerçeği söylemeyi, ya da yaşanan çelişkiler karşısında susmayı seçeriz. Aydın hakikati dile getirmek konusunda “kendi çıkarlarına” ya da “dönemin çıkarlarına” göre hareket etmez. Onun, varoluşu dolayımında gerçeği söylemek dışında bir yolu zaten bulunmamaktadır. O bir köy kahvehanesindeki kişi, tekstil tezgâhında işçi, ya da bir yazar olabilir. Uyuklayan bir evrende, uyuyamamanın bilgisidir.

Aydına kuşku dolu bakışlarla bakılır. Halk bilinçlendikçe, ona yakınlık duyar, fakat yine de halkın mutlak desteğini kazanması çoğu zaman zor hatta imkânsızdır. Halk aydın onun hakkını savunduğunda bile çoğu kez şöyle demektedir: Aydının ne hakkı vardır ki, onların olan bir seyi savunmaya. Aydın haddini bilmeli ve böyle şeylere hiç bulaşmamalıdır. Halk ve iktidar sık sık böyle der.

Aydın bu yüzden “haddi olmayan” şeyleri dert edinen kişidir.

Yalnız olmak, gerçeği dile getirirken, yalnız kalmayı göze almak… Evet, entelektüel göze alandır. Oysa bizim entelektüelimizde ne kadar az olan bir özellik bu. Bir şeyi göze alma cesareti. Zola, Marx, Sartre, hep bunu yaptılar. Sonra Şeyh Bedrettin, sonra Nâzım Hikmet… Daha başkaları…

    Kendini iktidar karşıtı olarak tanımlayan yazar, öncelikle neleri göze alabildiğine bakmalıdır. Çünkü göze almak, bir bakışı da zorunlu kılacaktır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)