• BIST 108.594
  • Altın 144,399
  • Dolar 3,4942
  • Euro 4,1102
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 24 °C
  • Antalya 28 °C

Aydınlanma Hareketi velileri çocuklarına sahip çıkmaya çağırdı!

Aydınlanma Hareketi velileri çocuklarına sahip çıkmaya çağırdı!
Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, zorunlu din dersleri, müfretta yapılan değişklikler ve eğitim kadrosunun gericileştirilmesi ile çocuklara dayatılan gerici eğitime karşı mücadele çağrısında bulundu

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, zorunlu din dersi zorbalığına ve devlet eliyle çocuklara inanç dayatılmasına karşı, bilimsel temelli bir eğitim isteyen tüm velileri dava açmaya çağırdı. "Üşenmeyelim, sakınmayalım ve çocuklarımız için dava açalım" diyen Aydınlanma Hareketi, dava açmak isteyenler için de kolaylaştırıcı bir rehber hazırladı.

"Çocuklarımızın aydınlık yüzlerini soldurmayalım, haklarımızı takipçisi olalım" diyen Aydınlanma Hareketi'nin yayınladığı çağrı metni şöyle: 

zdd.png

Zorunlu   din   dersleri  kaldırılmalı, çocuklarımıza devlet eliyle inanç dayatılmasına son verilmelidir!

Bizler eşit ve bilimsel temelli bir eğitim sistemine inanıyoruz.

12 Eylül askeri darbesinden bu yana süregelen din dersinin zorunlu kılınması uygulaması, bugün AKP tarafından 4+4+4 eğitim sistemi ile gelen yeni düzenlemelerle ilköğretim çağına kadar indirilmiştir.

Çocuklarımız, gençlerimiz düşüncelerini özgürce ve bilimsel yöntemlerle belirleme haklarına sahiptir. Bu nedenle, zorunlu din eğitimi ile İslamın bir mezhebinin çocuklarımıza dayatılması bu haklarının gaspı anlamına gelmektedir.

Tarikatların, cemaatlerin, her türden gerici vakıf ve teşkilatların asli unsur haline getirildiği eğitim sistemi, bir yandan çocuklarımızın akıllarını esir almakta, onları bilimsel ve özgür düşünce yönteminden uzaklaştırmakta, bir yandan da ülkemizin geleceğini karartmaktadır.

AKP döneminde başta eğitim sistemi olmak üzere, tüm kurum ve kamusal hizmetler dinsel kural ve referanslarla dönüştürülmeye çalışılmakta, toplumsal yaşam bu kurallarla tabi kılınmaktadır. 

Çocuklarımız özgür bir yaşamı hak etmektedir.

Üşenmeyelim, sakınmayalım ve çocuklarımız için dava açalım.

İlköğretim yaşında olan çocuklarımızın velilerini daha özgür, eşit ve bilimsel temelli eğitim için dava açma hakkını kullanmaya davet ediyoruz.

Bu zorbalığa mahkûm değiliz ve olmayacağız.

Çocuklarımızın aydınlık yüzlerini soldurmayalım, haklarımızın takipçisi olalım. 

ZORUNLU DİN DERSİNDEN MUAFİYET KAZANMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi Hukuk Komisyonu, çocuklarını zorunlu din dersi dayatmasından kurtarmak isteyen veliler için de yol gösterici ve kolaylaştırıcı bir kılavuz hazırladı. 

Dava açmak isteyen velilerin adım adım hangi yolu takip edeceklerini anlatan kılavuz şöyle: 

Değerli Dostlarımız;

Laikliğe, temel özgürlüklere aykırı olan, bilime ve çocuk psikolojisi ile ilgili ulaşılmış bilimsel sonuçlara rağmen hayata geçirilen zorunlu din dersleri hepimizin geleceğini tehdit ediyor. Yapabileceğimiz şeyler var, ilki kendi çocuğumuz için “ders muafiyeti” kazanmak.

Bu konuda herkese yardımcı olacağını düşündüğümüz bir yol ve hareket planını paylaşmak istiyoruz.

1- İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ile öğrencinin okuduğu okulaverilecek bir dilekçe ile öğrencinin din dersinden muaf olması yönünde talepte bulunulmalıdır.
Hukukçular tarafından hazırlanmış örnek dilekçeye bu yönlendirme metninin ekinde ulaşabilirsiniz.

Bu dilekçe dört nüsha düzenlenmeli; bir nüsha kuruma (Milli Eğitim Müdürlüğü), bir nüsha okula verilmelidir. Sizde kalacak olan diğer iki nüshaya okula ve kuruma verildiği tarih şerh düşürülmelidir.

Yani, dilekçenin alındığı tarih, sizde kalacak bir nüshaya okul yönetimi tarafından, diğerine de kurum tarafından işlenmeli, mühür ve imza altına alınmalıdır. Alınma tarihlerinin şerh düşürüldüğü bu nüshalar sizde kalmalı ve saklanmalıdır.

2- Bu talebe, ilgili kurumca olumsuz cevap verilmesi durumunda, bu cevap dilekçesinin kurum ya da okul tarafından tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde bulunulan yer İdare Mahkemesi’ne ekte örneği olan dava dilekçesi ile müracaat edilir.

Hiç cevap verilmediği durumda, yani dilekçenize başvuruyu yaptığınız tarihten itibaren geçen 60 günün sonunda olumlu ya da olumsuz bir resmi yanıt alamadığınız durumda, idare sessiz kalmak suretiyle dilekçenizi reddetmiş demektir, dava açma süreniz başlar ve süre yine 60 gündür.

Mahkeme başvurusunun maliyeti 2016 yılı için (Yürütme Durdurma harcı da dahil) 300,00.TL civarında olabilmektedir. Bu harcın dava açılırken yatırılması gerekmektedir.

3- Dava dilekçesine çocuğun okul belgeleri eklenmelidir. (Sözü geçen okulda okuduğuna dair belgeler.)

4- Dava dilekçesinde mutlaka idarenin cevap verme süresi beklenmeksizin yürütmeyi durdurma (YD) kararı verilmesi talep edilmelidir. (Ekte verdiğimiz örnek dilekçede olduğu gibi.)

5- Yürütmeyi Durdurma kararı çıkması durumunda idare 30 gün içinde bu kararı uygulamak zorundadır. Bu kararın uygulanması da çocuğun okulu/Milli Eğitim Müdürlüğü ile bağlantı kurularak takip edilmelidir.

Ayrıca, Aydınlanma Hareketi hazırladığı rehberde çocukların zorunlu din dersi baskısından en azından bireysel olarak kurtulmaları için de baş vurulacak hukuki yollara dair de dilekçe örnekleri yayınladı: 

1-001.png

.......
İDARE MAHKEMESİ’NE

            Yürütmenin durdurulması ( idarenin savunması alınmadan  ya da savunma süresi kısaltılarak )  taleplidir.

DAVACI    : ..........’a (T.C.No: ..........) velayeten babası ............(T.C. No: ............) ve annesi ..............(T.C: No: .....................)
Adres    :
        
VEKİLİ        : .............................................. (vekil avukat varsa ismi yazılacak)

DAVALI        : Milli Eğitim Bakanlığı (………….İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü) 

D.KONUSU        :Davalı idarenin ortak çocuk ...........’ın zorunlu din ve ahlak bilgisi dersinden muaf tutulmasına ilişkin dilekçeye verilen .................. tarih ve ...................... sayılı olumsuz yanıt işleminin yürütmesinin durdurulması ile iptali istemidir.

T.TARİHİ        : ............

AÇIKLAMALAR    : 

Kızım/oğlum  olan ......... .............. , ........... ili ..........ilçesi, ................. İlkokulu , ......  sınıfı öğrencisi olarak eğitim ve öğretim görmektedir. Müvekkilin kızı/oğlu........ almış olduğu temel eğitim içerisinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi de almaktadır.

Kızımın/oğlumun  Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması yönündeki dilekçesi ile ....... tarihinde ........İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvuruda bulundum.  İlgili idare başvuruya ......... tarihinde  .................9156 sayılı cevabi yazısı ile red cevabı vermiştir.
Aşağıda izah olunan sebeplerle, iş bu hukuka aykırılıklar sebebiyle davanın mahkeme huzuruna getirilmesi zorunluluğu hasıl olmuştur. Şöyle ki:


Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesi ile Cumhuriyetin temel nitelikleri sayılmıştır. Bu temel nitelikler arasında laiklik ilkesi de yer almaktadır. İlgili hükümde “Türkiye Cumhuriyeti …. demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmektedir. 

Aynı doğrultuda olmak üzere Anayasamızın 4. Maddesinde, Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan laiklik ilkesini de düzenleyen 2. Maddesinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği düzenlemesi getirilerek, laiklik ilkesi anayasal koruma altına alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti  Anayasası’nın 24. maddesinin birinci fıkrasında: “Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” hükmü ile dördüncü fıkrasında “ Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerinde kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.” hükmü yer almıştır.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde de Türk Milli Eğitimi’nde laiklik ilkesinin esas olduğu, Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi’nin ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alacağı belirtilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları ve Sözleşmesi’nin 9. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.” şeklinde düzenleme yer almıştır.  


Aynı alanda yapılmış olan bir başka uluslararası düzenleme ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1. Nolu Protokolünün 2. Maddesinde yer almaktadır. İlgili Sözleşmenin 2. Maddesi Eğitim Hakkına ilişkin olup, madde metni “Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.”  şeklindedir. Hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere Devlet anne ve babanın dini ve felsefi inançlarına saygı göstermek yükümlülüğü altındadır.


Yine T.C. Anayasası’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.(Ek cümle:07.05.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” denilmek suretiyle Anayasa’da belirtilen şekilde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş antlaşmaların kanun hükmünde olduğu kabul edilmiştir.

Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın 09.07.1990 gün ve 1 sayılı kararında;“Milli Eğitim Bakanlığı’nın teklifi üzerine azınlık okulları dışında kalan ilk ve orta öğretim okullarımızda öğrenim gören T.C uyruklu Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin bu dinlerden birine mensup olduklarını belgelendirmeleri kaydıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girmelerinin zorunlu olmadığı, ancak bu derslere girmek istedikleri takdirde velilerinden yazılı dilekçe getirmelerinin gerekli olduğu hususunun kabulü kararlaştırıldı.” hükmü yer almıştır.

Gerek T.C Anayasası’nın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 9. maddesi hükmü ile herkesin dini inanç özgürlüğü korunmuştur.

Nitekim, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın bu doğrultuda aldığı 09.07.1990 gün ve 1 sayılı kararda T.C uyruklu Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilerin zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersinden muaf tutulacakları belirtilmiştir. Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu’nun aldığı bu kararla ilk ve ortaöğretim okullarında İslam dini öğretimine yönelik olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulmasının amaçlandığı anlaşıldığından, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin velisi oldukları çocukların da bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesinin yukarıda yazılı yasal düzenlemelere ve bu düzenlemelerin amacına uygun olacağı açıktır.

Davalı idarenin işlemi hukuka aykırılık teşkil etmekte olup, yine aynı konuda verilmiş olan emsal kararlara da açıkça aykırıdır. İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 2005/2541 E. ve 2005/2285 K. 12.10.2006 tarihli kararında, “Gerek Anayasa’nın 24. Maddesinin 1. Fıkrası ile, gerekse İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 9. maddesi hükmü ile herkesin dini inanç özgürlüğü korunmuştur. Anayasa’nın 24. maddesinin beşinci fıkrasında; Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İslam dininin öğretimine yönelik olarak zorunlu dersler arasında sayılan din kültürü ve ahlak öğretimi, Din Kültürü Ve Ahlak öğretiminin İslam dinine mensup olanlar için zorunlu ders olarak kabul edildiği, bunun aksi düşüncenin aynı maddenin 1. Fıkrasında yer alan dini inanç hürriyetinin korunması amacıyla bağdaşmayacağı kabul edilmelidir.”  Yönündeki gerekçesinden sonra, “…zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinin dava dilekçesinde dini ve felsefi inancına uygun olmadığını belirten davacının herhangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun zorunlu sayılan din kültürü ve ahlak öğrenimi dersinden muaf tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” Gerekçesi ile nihai karar kurulmuştur. Bu karar hem Anayasanın 24. maddesinin 1., 2. ve 3. Fıkralarını ve aynı zamanda AİHS’nin 9. maddesi ile Ek 1 Nolu Protokolün 2. Maddesi ile aynı doğrultudadır.

İstanbul 5. İdare Mahkemesinin yukarıda sunulan kararı davalı idare tarafından temyiz edilmiş, Danıştay 8. Dairesi 2006/679 E. ve 2008/1461 K. ve 29.02.2008 tarihli kararı ile; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında özetle; Türkiye’de ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin rehber ülkelerinin Avrupa İnsan 

Hakları Sözleşmesine aykırı bir yönünün olmadığı, ancak eğitim sisteminde din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk koşullarının yerine getirilmemesi ve ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmemesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması nedeniyle, sistemin yetersiz olmasından ötürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği belirtilmiştir. 
    Devletin eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ve ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerekmektedir.
    Anayasamızın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu kuşkusuzdur. Ancak bu öğretimin Anayasanın öngörmüş olduğu amaca uygun bir müfredat ile verilmesi gerekmektedir. Müfredatın içeriğinin ise nesnel ve çoğulcu bir niteliğe sahip olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler ve inanç sistemleri karşısında tarafsız kalarak bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olarak kabul edilemeyeceği ve din eğitimi halini alacağı açıktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince öğretime ilişkin müfredatta yapılan ve sunulan kararda hüküm kurmaya yeterli olarak görülen tespitler uyarınca, ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin verilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
    Bu durumda, Anayasanın 24. maddesinde, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının din kültürü ve ahlak bilgisi olmasına rağmen içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminde de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” gerekçesi ile yerel mahkemenin vermiş olduğu karar Danıştay tarafından onanmıştır.

Gene emsal bir dava, Antalya 3. İdare Mahkemesi 2008/393 E. ; 2009 1056 K. sayılı dosyasında yerel mahkeme işlemin iptaline karar vermiş, davalı idare işbu kararı temyiz etmiştir. Danıştay 8. Dairesi 2010/1050 E. ; 2012/6123 K. sayılı kararı ile Antalya 3. İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur. Bu sebeple Karar Düzeltme Yoluna başvurulmuş, Karar Düzeltme Talebi Danıştay 8. Dairesi (2012/9633 E. ; 2012/8496 K.) tarafından reddedilmiştir. Yerel mahkeme yeniden karar vermiş ve dava halen derdest konumdadır.  

Danıştay 8. Dairesinin 2006/4107E. 2007/7481 K. 28.12.2007 tarihli kararı ile Danıştay 8. Dairesinin 2007/8365 E. 2009/3238 K. 15.05.2009 tarihli kararları da aynı yönde ve niteliktedir.

Yine İzmir 1. İdare Mahkemesinde 2007/137 E. ile görülmekte olan davada, 2007/577 K. 17.05.2007 tarihli karar ile; “…davalı idareye yaptıkları başvuruda ve dava dilekçesinde, okulda zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinin dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığını belirten davacıların herhangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğun zorunlu sayılan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından…” gerekçesi ile nihai karar kurulmuştur. (Danıştay 8. Dairesinin 2007/8365 E. ve 2009/3238 K. sayılı kararı, bu mahkeme kararının onanması yönündedir.)

Sadece kişilere yönelik olarak verilmiş olan bu kararlardan daha farklı olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı da bulunmaktadır. Hasan Zengin’in yaşı küçük (dava tarihinde) kızı için AİHM’de açılmış ve 1448/2004 başvuru numarası ile görülmüş olan davada verilmiş olan karar 09.10.2007 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır. Bu kararın 73. vd. nolu paragrafında “… Mahkeme kabul eder ki, velilerin muaf tutulmak için Hristiyan ve Yahudi olduklarını belirten bir başvuruda bulunmaları, sözleşmenin 9. Maddesi anlamında aykırılık oluşturacağı…” Keza 77. vd. nolu paragraflarında “…Olaylara bakarak mahkeme sonuçlandırır ki, başvurucuların AİHS’nin ek 1 nolu protokolün 2. Maddesi güvence altına alınmış eğitim özgürlüklerinin ihlal edilmiş olduğu…” şeklinde karar vermiştir. Bu karara Devlet tarafından AİHM usul hukuku gereğince 3 ay içinde itiraz edilmemiş olduğundan karar 09.01.2008 tarihi itibariyle kesinleşmiş bulunmaktadır.
    
AİHM tarafından verilmiş ve kesinleşmiş olan, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunluluk halinin sözleşmeye aykırı olduğu yönündeki kararı, her yurttaş için geçerli olduğu gibi, devleti hukuki olarak bağlayıcı nitelikte bir karardır. Devletin AİHM kararı doğrultusunda gerekli yasal düzenlemeleri yapmamış olması nedeni ile sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle konu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine taşınmış bulunmaktadır.


 Danıştay 8. Dairesi en son 2014/8515 E. ; 2014/8417 sayılı kararında; ‘’ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 09 10.2007 tarih ve Başvuru No:1148 / 04 Sayılı Kararına atıfta bulunmuştur. Söz konusu kararda  ‘’Avrupa insan Hakları Mahkemesinin 09.10.2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı Hasan ve Eylem ZENGİN kararında; başvuranların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinden muaf tutulması talepleri başvuru tarihindeki müfredat programının dini inançlarını yansıtmadığı iddiasına yönelik olduğundan, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda okutulan "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersine ilişkin beş ders kitabının içerikleri incelenmiş, anılan Mahkemece, söz konusu müfredatın incelemesi sonucunda, Türkiye'de hakim olan dinsel çeşitliliğin, "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde dikkate alınmadığı hususu işlenerek içeriğin düzeltilmesi yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Öte yandan, ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulması öngörülen "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde alevi İslam inancı, felsefesi ve kültürü ile ilgili bilgilere de yer verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle İzzettin DOĞAN, Mansur YALÇIN ve diğerleri tarafından Ankara 10. İdare Mahkemesi'nin E.2005/2703 esasına açılan davada;  ilk ve Orta öğretim kurumlarında okutulan "din kültürü ve ahlak bilgisi" ders kitaplarının sosyolojik ve pedagojik yönden incelenerek, kitapların hazırlanmasında mezhepler arası tarafsızlık ilkesinin gözetilip gözetilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması amacıyla Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda özetle, 2005-2006 eğitim öğretim yılında ilköğretim 4., 5., 6., 7., ve 8. sınıflar için hazırlanan ders kitaplarının Talim ve Terbiye Kurulunun 28.12.2006 gün ve 410 sayılı kararıyla yürürlükten kaldırıldığı ve 2007-2008 eğitim öğretim yılında yeni programın yürürlüğe girdiği, ilk ve orta öğretimde Milli Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları Komisyonu tarafından hazırlanan ders kitaplarından başka bir kitabın okutulmadığı, anılan kitaplarda, din öğretiminde bir mezhebin veya tarikatın esas alınmadığı, genel olarak mezhepler üstü yaklaşım esas alınarak hazırlandığı ve dinlerin birleştiriciliğinin ön plana çıkarıldığı, İslam ile ilgili bilgilerde Kur'an ve Hz. Muhammed merkezli olarak birleştirici bir yol izlendiği, hiçbir mezhep veya oluşuma atıfta bulunulmadığı, ele alınan konuların ülkemizde mevcut olan din, mezhep ve diğer dini yorumları kuşatıcı nitelik taşıdığı, herhangi bir mezhep, dini yorum veya gruba pozitif ayrımcılık yapılmadığı, vatandaşların ihtiyaç duyduğu din kültürünü kazandırmak için Anayasa ve yasaların gereği olarak, eğitim değil, öğretim düzeyinde yer verildiği belirtildiğinden dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Ankara 10. İdare Mahkemesinin 01.10.2009 gün ve E.2005/2703 K.2009/1804 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, anılan karar Danıştay Sekizinci Dairesinin E.2009/10610, K.2010/4213 sayılı kararı ile onanmış, bu haliyle "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin yeni müfredatı ile "din dersi" niteliği taşımadığı, içerik olarak "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretimi olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bakılan davada; İdare Mahkemesinin kararına dayanak aldığı İzzettin DOĞAN, Mansur YALÇIN ve diğerleri tarafından yukarıda anılan Ankara 10. İdare Mahkemesinde açılan ve davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın Dairemizce onanmasından sonra, davacılar tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği ileri sürülerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin "16.09.2014 gün ve Başvuru No: 21163/11 sayılı Mansur YALÇIN ve diğerleri kararında" ; başvuranların ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulması öngörülen "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde Alevi İslam inancı, felsefesi ve kültürü ile ilgili bilgilere de yer verilmesi istemlerine ilişkin olarak, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylı ders kitapları ile dosyada bulunan bilirkişi raporları, Avrupa insan Hakları Mahkemesinin 09.10.2007 tarih ve Başvuru No: 1448/04 sayılı Hasan ve Eylem ZENGİN kararı bir arada değerlendirilerek ve Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 2. maddesinin genel anlamıyla yorumlanmasına ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendi içtihadından kaynaklanan temel ilkelere atıfta bulunarak özetle; somut olayda, öncelikle "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin müfredatını ve bu dersin kitaplarını 1 No.lu Protokol'ün 2. maddesi bağlamında incelemek için, söz konusu müfredatın ve dersin uygunluğunu değerlendirmeksizin, bu araçların daha önce ve halen kullanımları ile ilgili somut durumun dikkate alınması gerektiğini gözlemlediği, gerçekten de, geçmişte Sözleşme organları, dinler hakkında bilgiler veren öğretim şeklinin Sözleşme'ye aykırı olmadığı kanaatine varmış olsalar da, öncelikle, öğrencilerin bir ibadet biçimine katılmaya zorlanıp zorlanmadıklarını ya da herhangi bir dini telkine maruz kalıp kalmadıklarını titizlikle inceledikleri, aynı bağlamda, somut olayda söz konusu "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin öğretim şekillerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği(yukarıda anılan, Hasan ve Eylem Zengin kararı, sf. 53), olayların meydana geldiği dönemde üç başvuranın ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında okuyan çocuklarının, devlet ya da özel eğitim kurumlarında öğrenim görecek yaştaki öğrencilerin tamamı gibi, Anayasa uyarınca ilkokul 4. Sınıftan itibaren lise öğrenimlerinin sonuna kadar zorunlu "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersini aldıklarını kaydettikleri, yalnızca Hıristiyan ve Musevi öğrenciler bu dersten muaf tutuldukları, Türk eğitim sisteminde hâlihazırda tam veya kısmi başka hiçbir muafiyet öngörülmediği, bu dersin, yalnızca (yukarıda anılan) Hasan ve Eylem Zengin Kararı'nın (sf. 58-63) ardından değil, aynı zamanda mevcut başvurunun sunulduğu tarihten beri önemli içerik değişikliklerine maruz kaldığı hususunun taraflar arasında tartışma konusu olmadığı, Mahkeme önünde yürütülen yargılama sırasında taraflar yapılan değişiklikleri dikkate alarak  görüşlerini sundukları, dolayısıyla Mahkemenin, işbu davayı sadece olayların meydana geldiği dönemde okutulan "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi müfredatı ışığında değil, aynı zamanda tarafların takındıkları tutumu da dikkate alarak ve  başvurunun yapıldığı tarihten bu yana meydana gelen değişiklikler ışığında incelediği, zira söz konusu incelemenin başvuranlar tarafından şikâyet konusu yapılan "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi müfredatının ve ders kitaplarının değerlendirilmesinde belli bir öneme sahip olduğu belirtilmiştir.

Aynı kararda, yetkili makamların rolünün, başkalarına zarar verecek şekilde dini yorumlardan birine ayrıcalık tanımaya ya da başka bir dini topluluğu veya bu topluluğun bir kısmını rızası olmaksızın birleşik bir yönetim altında toplamaya veya böyle bir yönetime maruz bırakmaya yönelik önlemler almayı kapsamayacağı, Devletin yansız ve tarafsız olma yükümlülüğünün kendisi tarafından dini inançların herhangi bir şekilde meşru olup olmadığını takdir etme yetkisi ile bağdaşmadığı, bu yükümlülük kapsamında devletin , aynı gruba dahil olsalar bile, karşıt görüşe sahip toplulukların birbirlerine hoşgörü göstermelerini sağlaması gerektiği, gerçekten de dinlerin felsefi, kozmolojik ve etik konularla ilgili bütün sorulara cevaplar veren ya da verebilecek dogmatik ve ahlaki çok geniş bir bütün oluşturdukları dikkate alındığında dini ve felsefi inançların, kişilerin öznel algılarının bile önem teşkil edebileceği kutsal olana karşı belirledikleri tutumla ilgili olduğu tespit edilmiştir.

Bu tespitten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dava dosyasından ve Hükümet görüşlerinden "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi müfredatının, Kuran ve sünnet gibi İslamiyet'in Temel kavramları ekseninde yapılandırıldığının anlaşıldığı, kuşkusuz, bu müfredatın, azınlıkların İslamiyet'e, diğer dinlere ve felsefelere yönelik çeşitli yorumlarına nazaran, Türkiye'de nüfusun çoğunluğunun uyguladığı ve yorumladığı şekliyle İslamiyet'e daha geniş bir yer verilmesinin, tek başına, dini telkin olarak değerlendirilebilecek nitelikte çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerine bir aykırılık olarak kabul edilemeyeceği, bununla birlikte Mahkeme, İslamiyet'in Sünni anlayışına nazaran Alevilik inancının farklı özellikleri (yukarıda anılan Hasan ve Eylem Zengin kararı, sf.66) ve başvuranların, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde gerçekleştirilen birçok inceleme tarafından desteklenen iddiaları dikkate alındığında, ilgililerin meşru olarak, söz konusu dersin öğretim şekillerinin, Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 2. maddesi açısından bir sorun oluşturabilecek şekilde, çocuklarında kendi değerleriyle okul arasında bir aidiyet çelişkisine yol açabileceği kanaatine varabilecekleri kanısında olduğu, bu konuda, ebeveynlere devletten din öğretiminde kendi dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini talep etme hakkı veren, 1 No.lu Protokol'ün 2. maddesinin ikinci cümlesinden kaynaklanan Sözleşme'ye taraf devletlerin pozitif yükümlülüğünün hatırlatılmasının gerektiği, (yukarıda anılan, Hasan ve Eylem Zengin kararı, sf. 71), eğer Sözleşme'ye taraf bir devlet eğitim müfredatında din öğretimine yer veriyorsa, öğrencilerin, okulun verdiği din eğitimiyle ebeveynlerin dini ya da felsefi inançları arasında doğacak bir çatışmayla karşı karşıya kalmalarını olabildiğince önlemesi gerektiği, Türk eğitim sisteminin ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla uygun yeni yöntemlerle donatılıp donatılmadığının belirlenmesi sorununun ortaya çıkacağı, (yukarıda anılan Hasan ve Eylem Zengin kararı sf.57) "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin zorunlu niteliğinden kaynaklanan uygun bir muafiyet sistemi bulunmaması dolayısıyla, öğrencilerin okul tarafından verilen dini eğitim ile ebeveynlerinin dini veya felsefi inançları arasında bir çatışma ile karşı karşıya gelmelerinin nasıl engellenebileceğinin anlaşılamadığı, Hükümetin de belirttiği gibi, aynı dine mensup olan kişilerin bile bu dinin yorumlanmasına ve uygulanmasına dair farklı görüş açılarına sahip olabildikleri, kuşkusuz, ebeveynlerin çocuklarını her zaman aydınlatabilecekleri, öğütler verebilecekleri, eğitici olarak çocukları üzerinde doğal ebeveynlik fonksiyonlarını uygulayabilecekleri ve onları kendi dini ve felsefi kanaatleri doğrultusunda yönlendirebilecekleri, bununla birlikte, başvuranların bir taraftan müfredatta benimsenen yaklaşım ve diğer taraftan da kendi inanışlarının özelliklerine nazaran İslam'ın Sünni anlayışı arasında var olduğunu iddia ettikleri farkın çok önemli olduğu, bu farkın salt ders kitaplarında yer verilen Alevi inancına ve ibadetlerine ilişkin bilgiler ile yeterince hafifletilmesinin oldukça zor olabileceği, seçmeli din dersi kapsamında öğrencilere daha kapsamlı bilgilerin iletilebileceğine ilişkin Hükümet iddiasıyla ilgili olarak Mahkemece, böylesi bir imkânın devleti, dini veya felsefi inançlara saygı duyulmasını da sağlamak şartıyla, zorunlu din dersi öğretiminin tarafsızlık ve çoğulculuk ilkelerine uygun olarak verilmesini sağlama yükümlülüğünden muaf tutamayacağı değerlendirilmiştir. Ayrıca, Mahkeme tarafından yapılan tespitler arasında, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulunun 09.07.1990 tarihli kararıyla, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup öğrencilere, bu dinlerden birine mensup olduklarını beyan etmek kaydıyla muafiyet imkanının tanındığı, Hasan ve Eylem Zengin Kararı'nda belirttiği gibi (yukarıda anılan karar, sf. 74), ancak ebeveynlerin çocuklarının söz konusu dersten muaf tutulabilmeleri için Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup olduklarını okula önceden bildirmeleri zorunluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesi çerçevesinde sorun yaratabileceği, ayrıca din derslerinin içeriğinin, bu iki sınıfa mensup öğrencileri, okulun verdiği din eğitimiyle ebeveynlerin dini ve felsefi inançları arasında çatışmayla karşı karşıya bırakılabileceğini zorunlu olarak akla getirdiği, bu kararda Mahkemece, tıpkı Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonunun (ECRI) 2005 tarihli Türkiye ile ilgili raporunda belirtildiği gibi, bu durumun eleştiriye açık olduğu, zira "bu dersin gerçekten farklı din kültürleriyle ilgili bir ders [olması] halinde, bunu yalnızca Müslüman çocuklara zorunlu kılmak için ortada bir neden bulunma[dığı] kanısına varıldığı, buna karşın, belli bir din hakkında verilen bir ders olarak söz konusu dersin amacı özellikle İslam dinini öğretmek ise, bu ders çocukların ve ebeveyninin din özgürlüğünü korumak adına zorunlu olmaması gerektiği,(yukarıda anılan Hasan ve Eylem Zengin kararı, sf.74; ayrıca, yukarıdaki ECRI Raporunun somut olayla ilgili kısımları). Söz konusu [Hasan ve Eylem Zengin] kararında yapılan bu değerlendirmeler, gerekli değişiklikler yapılması kaydıyla (mutatis mutandis) işbu dava için de geçerli olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 24. maddesine göre kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve dini inançların kişisel tercih meselesi olduğu değerlendirmeleri yer almıştır. Nitekim Mahkemenin, yukarıda anılan davada, Avrupa'da dini öğretimle ilgili olarak, öğretim yöntemlerinin çeşitliliğine rağmen üye devletlerin neredeyse tamamının din dersi yerine farklı bir ders alma olanağı vermek veya din dersini alıp almama özgürlüğünü tamamen öğrenciye sunmak suretiyle öğrenciler için en azından bir muafiyet mekanizması öngördükleri ve dini öğretim görmemesine izin veren bir yöntem sundukları halbuki Mahkemece, Türk eğitim sisteminin çok kısıtlı bir muafiyet olanağı sunduğunun tespit edildiği,somut olayda; 2011 -2012 öğretim yılında "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi müfredatında ve ders kitaplarında meydana gelen önemli değişikliklere rağmen, davalı Devletin eğitim sisteminin halen ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesi için uygun yöntemlerle donatılmadığının görüldüğü, Mahkemenin özellikle Türk eğitim sisteminde, Sünni İslam anlayışından farklı bir dini ya da felsefi inanca sahip ebeveynlerin çocukları için uygun bir seçim imkânı öngörülmediği ve çok kısıtlı olan muafiyet mekanizmasının öğrenci ebeveynlerine ağır bir yük yükleme ihtimalinin bulunduğu ve çocuklarının din dersinden muaf tutulması için dini ve felsefi inançlarını açığa çıkarma gerekliliği getirebileceği tespit edilerek Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 2. maddesinin ihlal edildiği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin belirtilen kararında atıfta bulunulan, Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonunun (ECRI) 2005 tarihli Türkiye ile ilgili raporunda; "Müfredat bütün dinleri kapsamaktadır ve öğrencilere var olan bütün dinler hakkında bir fikir edindirmek amacıyla hazırlanmıştır. Ancak, birçok kaynakta, bu derslerin çeşitli din kültürlerini kapsamaktan ziyade yalnızca İslamiyet’in ilkelerini öğretmekten ibaret olduğu belirtilmiştir. ECRI, dini azınlık gruplarına mensup öğrencilerin bu dersten muaf tutulabileceğini ve yalnızca Müslüman öğrencilerin katılması gerektiğini not etmektedir. ECRI, durumun açık olmadığı görüşündedir; eğer bu gerçekten farklı dini kültürlerle ilgili bir ders ise, bu dersin yalnızca Müslüman çocuklar için zorunlu tutulması için bir sebep yoktur. Bunun tersine, eğer ders yalnızca Müslüman dinini öğretmeyi amaçlıyorsa, bu belli bir dinin dersidir ve çocuklarla ailelerinin din özgürlüğünü korumak adına zorunlu olmamalıdır. Bunu ya herkes için isteğe bağlı yapmalılar ya da bu dersin gerçekten bütün dini kültürleri kapsayacak biçimde ve artık İslamiyet’in öğretildiği bir ders olarak algılanmayacak şekilde içeriğinin düzeltilmesini sağlamalıdırlar." yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında özetle; Türkiye' de ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretiminin rehber ilkelerinin(din kültürü, ahlak bilgisi ve manevi değerler) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı bir yönünün olmadığı, ancak eğitim sisteminde (Hasan ve Eylem ZENGİN kararından sonra her ne kadar Alevi inancına ilişkin olarak değişiklik yapılmış ise de), din dersleriyle ilgili tarafsızlık ve çoğulculuk koşullarının yerine getirilmemesi ve ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini sağlayacak uygun bir yöntem sunulmaması nedenleriyle, sistemin yetersiz olmasından ötürü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında ve ECRI Raporunda belirtildiği üzere Devletin, eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ve ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerekmektedir. Anayasanın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu kuşkusuzdur. Ancak, bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi olarak kabul edilemeyeceği ve "din eğitimi "halini alacağı açıktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan yukarıda belirtilen davada, davanın konusunu, ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulması öngörülen "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde Alevi İslam inancına, kültür ve felsefesine yer verilmesi istemi oluşturulmakta ise de; karar düzeltme istemine konu iş bu dava; davacılar tarafından "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin müfredatının, ailelerinin benimsedikleri ateistlik (Tanrı tanımazlık) inanç ve felsefesine aykırı olduğu iddia edilerek çocuklarının, bu dersten muaf tutulması istemiyle açılmış olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince Mansur YALÇIN kararında ve bu kararda atıfta bulunulan Hasan ve Eylem ZENGİN kararında, müfredata ilişkin olarak yapılan tespitlerin bu davada da karara dayanak alınabileceği ve hüküm kurmaya yeterli olduğu kabul edilerek; Ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretiminin verilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, Anayasanın 24. maddesinde, "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının "din kültürü ve ahlak bilgisi" olmasına rağmen, içerik olarak "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, ailesinin dini inanç (ya da inançsızlıklarına)ve felsefi düşüncelerine uygun olmadığını iddia eden davacıların, çocuklarının müfredatın bu içeriği ile okulda zorunlu olarak okutulan "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinden muaf tutulmamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; Antalya 3. İdare Mahkemesi'nin 31.01.2013tarih E:2013/48, K:2013/105 sayılı kararının  bozulmasına’’ karar vermiştir.

Yerel mahkemede bu sebeple Hasan Eylem Zengin  kararından bahsederek “ … ECRI Raporunda belirtildiği üzere Devletin, eğitim ve öğretimle ilgili olarak üzerine düşen görevleri yerine getirirken, müfredatta yer alan bilgilerin nesnel ve çoğulcu bir şekilde aktarılmasına dikkat etmesi ebeveynlerin dini ve felsefi kanaatlerine saygı göstermesi gerekmektedir. Anayasanın 24. maddesine göre din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında olduğu kuşkusuzdur. Ancak, bu öğretimin Anayasanın öngördüğü amaca uygun bir müfredatla verilmesi gerektiği, içeriğinin nesnel ve çoğulcu olması, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik unsuru olarak kullanılmaması ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak, bütün dinsel inançları eşdeğer görmesi gerekmektedir. Öğretimde uygulanan müfredatın belirli bir din anlayışını esas alması durumunda, bunun "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersi olarak kabul edilemeyeceği ve "din eğitimi "halini alacağı açıktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan yukarıda belirtilen davada, davanın konusunu, ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulması öngörülen "din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinde Alevi İslam inancına, kültür ve felsefesine yer verilmesi istemi oluşturulmakta ise de; iş bu dava; davacılar tarafından "din kültürü ve ahlak bilgisi" dersinin müfredatının, ailelerinin benimsedikleri ateistlik (Tanrı tanımazlık) inanç ve felsefesine aykırı olduğu iddia edilerek çocuklarının, bu dersten muaf tutulması istemiyle açılmış olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince Mansur YALÇIN kararında ve bu kararda atıfta bulunulan Hasan ve Eylem ZENGİN kararında, müfredata ilişkin olarak yapılan tespitlerin bu davada da karara dayanak alınabileceği ve hüküm kurmaya yeterli olduğu kabul edilerek; Ülkemizde çoğulculuk anlayışı içerisinde, nesnel ve rasyonel bir şekilde "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretiminin verilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, Anayasanın 24. maddesinde, "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretiminin zorunlu olduğunun belirtilmesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretimin adının "din kültürü ve ahlak bilgisi" olmasına rağmen, içerik olarak "din kültürü ve ahlak bilgisi" öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, ailesinin dini inanç (ya da inançsızlıklarına)ve felsefi düşüncelerine uygun olmadığını iddia eden davacıların, çocuklarının müfredatın bu içeriği ile okulda zorunlu olarak okutulan "din kültürü ve ahlak bilgisi"  muaf tutulmamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin  iptaline… karar vermiştir. İŞBU DOSYADA VERİLEN KARAR HUZURDAKİ DAVAYA EMSAL NİTELİKTEDİR.

Antalya 2.İdare Mahkemesi’nin 2007 / 439 E.; 2007 / 2046 K. sayılı Danıştay 8.Dairesi’nin 2008 / 3682 E.; 2011 / 1323 K. sayılı kararıyla onanan kararının sondan ikinci paragrafını aynen alıntılamakta yarar vardır.: “…Bu durumda, davalı yaptıkları başvuruda ve dava dilekçesinde, okulda zorunlu olarak okutulan din kültürü ve ahlak öğretim dersinin dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığını belirten davacıların herhangi bir din mensubu olduklarına bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun zorunlu sayılan din kültürü ve ahlak öğretimi dersinden muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, bu istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.’’ denerek işlem iptal edilmiş. İşbu karar kesinleşmiştir. 

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİNE İLİŞKİN OLARAK

İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesi hangi hallerde yürütmeyi durdurma kararı verileceğini düzenlemiş bulunmaktadır. İlgili düzenleme uyarınca; 

Tesis edilmiş olan idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması;
Hukuka aykırı idari işlem nedeni ile giderilmesi olanaksız zararların meydana gelmesi;
Durumlarında yürütmeyi durdurma kararı verileceği açıktır.

    İşbu davada, tesis edilen idari işlemde, temel hak ve özgürlüklere, usulüne göre kabul edilmiş uluslararası sözleşmelere aykırı davranıldığı açıkça görülmektedir. Bu vb. nedenlerle idari işlemin hukuka aykırı olduğu tartışmasızdır.
    
    Bu hukuka aykırılık nedeniyle, müvekkilin çocuğunun iradeleri dışında zorunlu olarak dini eğitime tabi tutulması, davanın kazanılması halinde dahi, ülkemizde mahkemelerin iş yoğunluğu nedeni ile davaların uzun sürmesi yüzünden müvekkilin istediği amaca ulaşmaları ortadan kalkacak ve velayeti altındaki kızı eğitimi süresince zorunlu olarak dini eğitim almış olacaktır. Bu uygulamanın çocuğunda yaratacağı sorunları sonradan ortadan kaldırmak olanaklı olmayacaktır. Yukarıda izah olunan bu ve benzeri mağduriyetleri daha sonra giderebilmenin olanağı bulunmamaktadır.
    
    
Bu durum; ne müvekkilin ne de daha reşit olmayan çocuğunu herhangi bir davranışı nedeniyle ortaya çıkmış değildir. Davalı idarenin yasaları eksik ve yanlış uygulamasından kaynaklı olarak ortaya çıkan sorun, müvekkil açısından giderilmesi mümkün olmayan mağduriyete sebep olacaktır. Bu mağduriyetin önlenmesi için, yürütmeyi durdurma kararı verilmesini ve açıkça uluslararası sözleşmelere, hukuka ve yasalara aykırı olan idari işlemin iptaline karar verilmesini talep ederiz.


Andığımız nedenlerle işbu dava açılmıştır.

HUKUKSAL  DAYANAKLAR    : Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler, AİHM kararı, Danıştay kararı, vesair mevzuat…
DELİLLER    : Dava konusu işlem, başvuru dilekçesi, ekli belgeler, her türlü yasal kanıtlar… 
SONUÇ VE İSTEM: Açıkladığımız ve resen gözetilecek hususlarla;
Davalı idarenin savunması alınmadan (mahkemeniz savunma isteyecekse savunma süresinin kısaltılarak) işlemin yürütülmesinin durdurulmasına
 İşlemin iptaline,
Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalı idare üzerine bırakılmasına,
                 karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim.

                                                                                              Davacı 
                            

EKLER        :
İlgili idareye sunulan ...... tarih ve ........ sayılı dilekçe
İlgili idarenin vermiş olduğu ....... tarihli ve .........5659156 sayılı cevabi yazı
Çeşitli emsal kararlar 
Vekaletname örneği ( varsa) 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)