• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 14 °C

AYM eski raportörü: Cuma genelgesi laiklik ilkesine aykırıdır, iptal etmelidir

Erbakan’ın başbakanlığı döneminde mesai saatlerini iftara göre ayarlayan Bakanlar Kurulu kararını Danıştay 12’nci Daire’nin iptal ettiğini anımsatan Anayasa Mahkemesi eski raportörü Ali Rıza Aydın, 'Danıştay, cuma namazı genelgesini de iptal etmeli. Bir d

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dün açıkladığı “Mesailerin Cuma namazına göre düzenlenmesi” konusu kamuoyunda tartışılmaya devam ediliyor.

soL'dan Ahmet Çınar'a konuşan Anayasa Mahkemesi eski raportörü Ali Rıza Aydın, Anayasanın laiklik ilkesine aykırı olan bu düzenlemenin Danıştay tarafından iptal edilmesi gerektiğini söyleyerek, “Devlet memurlarının  mesailerinin, herhangi bir dinin gereklerine göre düzenlenmesi kabul edilemez. Bu laiklik ilkesine kesinlikle aykırı. Benzer bir durum, Erbakan’ın başbakanlığı döneminde yaşanmıştı. 1997’de memurların mesaileri iftar saatine göre ayarlanmış ve bu konuda Bakanlar Kurulu kararı çıkarılmıştı. Danıştay 12. Dairesi 28 Ocak 1997'de bu kararın yürütmesini durdurdu. Danıştay’ın iptal kararı halen geçerli ve yürürlüktedir. Mesainin Cuma namazına göre düzenlenmesi de dinsel bir düzenlemedir. Danıştay’ın bu genelgeyi de iptal etmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

Anayasa Mahkemesi eski raportörü ve soL yazarı Ali Rıza Aydın'ın açıklamaları şöyle: 

"LAİKLİK DİNSEL ÖZGÜRLÜK DEĞİLDİR, LAİKLİĞİN OLMADIĞI YERDE DE DİNSEL ÖZGÜRLÜK OLMAZ"

“Dinsel özgürlük ile laikliği birbirine karıştırmamak gerekiyor. İkisi birbirinden çok farklı ayrı şeyler ama ikisi de birbirinin içinde olan şeyler. Şöyle karıştırmamak gerekiyor: Laikliğin olduğu ortamda dinsel özgürlük vardır bir kere. Eğer bir ülkede, bir toplumda laiklik yoksa zaten dinsel özgürlük de yok demektir. Birincisi bu. Bu çok önemli. Çünkü dinsel özgürlüğü sadece bir mezhebin ya da bir dinin ya da bir tarikatın özgürlüğü olarak algılayamazasınız. Algıladığınız zaman laiklik bitmiş olur. Bunu hep karıştırıyorlar. Bunu vurgulamak lazım. İkincisi de, laikliğin olduğu ortamda din kuralları devlet işlerine, toplumsal ilişkilere, bireysel ilişkilere yani yaşam tarzına müdahale edemez. Birey elbette dinsel inançlarını başka bireylerle paylaşacaktır, bu başka mesele. Ama toplumun ve insanların yaşam tarzına müdahale anlamına geldiğinde, laiklik ortadan kalkıyor. Din, devletten elini çekecek, siyasetten elini çekecek, toplumsal ilişkilerden elini çekecek, toplumun yaşam tarzından elini çekecek; bunlar bir arada olmadığı zaman zaten dinsel özgürlükten söz edemeyiz. Yani Türkiye’de belki Anayasa Mahkemesi’nin verdiği 4+4+4 kararında yaptığı yanlış yorum gibi, laiklik hiçbir zaman dinsel özgürlük değildir. Tam tersine laikliğin olmadığı yerde, dinsel özgürlük olmaz.”

“HUKUKTA SOL TAVIR DERNEĞİ OLARAK BU GENELGE ÇIKARSA İPTALİ İÇİN DANIŞTAY’A GÖTÜRECEĞİZ”

“Genelgeler, tüzükler, yönetmelikler yasalara ve anayasaya aykırı olamaz. Cuma namazı genelgesi çıkar çıkmaz, anında yürütmeyi durdurma talebiyle Danıştay’a götürmek gerekiyor. Biz Hukukta Sol Tavır Derneği olarak çalışmamızı yapıyoruz. Genelge çıktığında yürütmeyi durdurma talebiyle Danıştay’a götüreceğiz. Bir de bu genelge, tek başına, tamamıyla bir dinin devletin işine müdahalesi anlamına geliyor. Çok açık ve tipik bir örnektir. Dolayısıyla dinsel özgürlükle de ilgisi yoktur.”

“HER DİNİN İBADETİ İÇİN TEK TEK DÜZENLEME Mİ YAPILACAK?”

“Dinsel özgürlük istemek laiklik değildir ama laiklik olmadan da dinsel özgürlük olmaz. Cuma namazına gitmeyenler bir yana, başka dinlere, başka mezheplere mensup insanları ve hatta inanmayan insanları düşündüğümüzde, Cuma namazını dinsel özgürlük tanımı içine sokup, diğer insanlar üzerinde baskı yaratılmaya başlanıyor. Birçok din ve dinsel inanış var, hiç inanmayanlar var. Bunların her biri için tek tek karar almak mı gerekecek? Her dinin her ibadeti için tek tek düzenleme yapılırsa, ne devletin çalışma düzeni kalır, ne de toplumun yaşam düzeni kalır; alt üst olur. Laik hukuk devleti diyorsak, bunu yapamazsınız. Kaldı ki zaten genelge de bir hukuk kuralıdır. Dolayısıyla üst hukuk kurallarına, yasalara ve anayasaya uygun olması gerekir. Bir dini de genelgelerle düzenleyemezsiniz, planlayamazsınız.”

“BÖYLE GİDERSE ÇİFTE HUKUKLULUK DEVREYE GİRECEKTİR”

“Hukukla bir şekilde dine müdahale ediliyormuş gibi gösterilen bu tablo, dinin tamamıyla hukukun içine yerleştirilmesi anlamına geliyor. Yarın hukuk kuralları, din kurallarını da içerecek şekilde devreye girebilecektir. Bunun arkasından büyük olasılıkla çifte hukukluluk devreye girecektir. Yani bir yandan insan hakkının hukuku uygulanacak, bir yandan dinsel davranış kuralı dediğimiz davranış kuralları insanların yaşam biçimine müdahale edebilecektir. Başka bir tehlike de budur. Türbanla ilgili düzenleme, cumayla ilgili düzenleme derken, bunun arkasından ne gelecek? Dinsel kuralların, devlete ve yaşama monte edildiğini görmeye başlayabiliriz. Buna da çifte hukukluluk diyecekler. Örneğin evlenmelerde-boşanmalarda, ticari işlerde devreye girebilir dinsel kurallar. Böylece yavaş yavaş dinsel kurallar, hukuk kurallarının içine monte edilmeye başlanacak. Bu bir tehlike. Bu örnekler artacaktır. Zamanla dinsel davranış şekilleri ve kuralları, din kuralları adı altında yerleştirilecektir. Bunun örneklerinin yaşandığı laik olmayan pek çok ülkeyi biliyoruz. Oralarda çoğunlukta olan dinsel kurallar, azınlıkta olan hukuk kurallarıdır. Bizde şimdi çoğunlukta olan akla dayalı hukuk kuralları gibi görünüyor ama yarın yavaş yavaş bu dinsel kurallar ağırlık kazanmaya başlayacaktır ve dinsel düzenlemeler devletin içine monte edilecektir.”

ERBAKAN DÖNEMİNDE NE OLMUŞTU? 

Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı döneminde, 1997 yılının Ocak ayında Bakanlar Kurulu bir karar almış ve mesai saatlerini iftara göre düzenlemişti. 

Erbakan'ın teklifi ile kamu kurum ve kuruluşlarındaki mesai saatleri, 13 Ocak-8 Şubat tarihleri arasında geçerli olmak üzere, Bakanlar Kurulu kararıyla 08.00-12.00 ve 12.30-16.30 olarak düzenlenmiş, karar 18 Ocak 1997 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Bartın Adliyesinde görevli Abdurrahman Güzelgün ise Bakanlar Kurulu'nun Ramazan mesaisine ilişkin kararına karşı Danıştay'a başvurarak "yürütmenin durdurulması" ve "iptal" istemiyle dava açmıştı. Başvuruyu inceleyen Danıştay 12'inci Dairesi, iptali istenen Ramazan mesaisine ilişkin düzenleme hakkında 28 Ocak 1997 tarihinde "yürütmenin durdurulması" kararı vermişti.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)