• BIST 104.123
  • Altın 145,449
  • Dolar 3,4885
  • Euro 4,1695
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 25 °C
SON DAKİKASivas'ta deprem

Aziz Nesinli Bir Hatıra

Aziz Nesinli Bir Hatıra
Aziz abiyi, beni azarladığına pişman etmeliyim. İrdelememi derinleştirerek sürdürmem lazım. Yoksa kendisinin, “Her Gece Aynı Cinayet” öyküsünün kahramanının haleti ruhiyesine bürünüp intikam duygusundan kurtulamayacağım…

Sami Günal

Gördüğüm rüyaları hiç de hayra yormam. Hayırlı ya da hayırsız olacak bişey yoktur rüyalarda. Freudyen bir edaya bürünmeye gerek yok. Doğrudan söyleyeyim ki bilinçaltının bilinç üstüne çıkmasıdır. Korku varsa korku, sevinç varsa sevinç ya da benzeri birikimlerin “uyku parkında” resmedilmesidir. Tüm gördüğüm rüyalarımın kökenini çözerim. O nedenle hayırlı/hayırsız bişey beklemem.

Ahir hayatta iki rüyam olduğu gibi gerçek çıktı. İkisi de trafik kazası üzerineydi. Meraka değer bir kaza değil, ikisi de hafif hasarlıydı. Rüyamda yan vücut olup iki kolumu açarak uçarken gövdeme uçak gibi yön vermek ve hızlıca yol almak pek hoşuma gider.

Bir gün Ankara’da Aziz Nesin’i dinlerken konuşmasının bir yerinde, “… Siz gülün bakalım gülün! Ben, rüyalarımı da yazacağım, boşuna gitsin istemiyorum.” demişti. Evet, yıllar sonra, o konuşmasında ismini de ifşa ettiği -daha hazırlanmadan adını öğrenmiş olduğum- “Rüyalarım Ziyan Olmasın” adlı kitabını 1995 yılında yayımladı. Heyecanla kitaplığıma eklemiştim.

Aziz Nesin cimriliğiyle de ünlüdür. (Bana göre tutumluluktur. Anlattığı bir pirinç tanesi olayından ben onu kavramıştım.) Kitabının giriş sayfasında, “Bu Öykülerin Öyküsü” başlığıyla yazılarını ve yazarlığını anlatırken şu değinmeleri yapar karşısındaki sevgiliye:

“Eşsiz ve benzersiz, dünyanın en cimrisi olarak rüyalarımın bile ziyan olmasını, salt bende kalmasın istemiyorum. Güzel rüyalarımdan birinin keyfini, anlattığım bu rüyamdan senin tadacağın hazzı, duyacağım mutluluk ve gururu başkalarıyla da üleşmek istediğim için, işte bu yazımı sen parça parça edip sepete ya da çöplüğe atmadan önce yayımlıyorum. Hayır, sana göndermiyorum.”

Ben de fikir babamdan esinlenerek “ara sıra” yazar mıyım, yazmaz mıyım bilemem ama bir rüyamı yazmaya karar verdim. Dramatik bir aşk hikâyesi. Bu nedenle kitaba göz atmak için raflarımı taramaya başladım… Yok yok! Demek ki kaçırılan kitaplarım arasında o da gitmiş. Zaten bu kitaplık konusu her bir vesileyle gündeme geldiğinde oğlum bir yığın nutuk dinliyor kaçıranlar aleyhinde. Bu da benim onulmaz bir acımdır. Unutamıyor, affedemiyorum.

Evet, bu kitabım da kaçırılanlar arasındaymış… Başvuru için lazım olan bu Aziz Nesin kitabını aramak üzere kitapçıya doğru yola çıkıyorum ama kuşkuluyum, baskısı var mı?.. Ona sor, buna sor gerçekten yok… Derken sahaflara indim. “Sizde Aziz Nesinler var mı?” dedim. Adam bir raf gösterip, bak, dedi.

Aa! Elim, bir kitaba değdi ve ben ilk kez görüyorum ya da belleğimde silinmiş(mi)? Ya da bir adet de olsa bana düşmesi mümkün değildi. Çünkü, “TÜYAP” Aziz Nesin’in 75. doğum günü münasebetiyle Nesin’in yazarlık yaşamına bir saygı olarak “almanak” türünden bir ithaf kitapçık hazırlatmış ve 2500 adet basılmış. Derken bir adedi sahafa düşmüş. Bir heyecana kapıldım ki, esas aradığım kitabı da unuttum. Zaten de yoktu. Sonra dostum “Kabalcı”dan yardım istedim ve depolarda arandı, bulundu.

Peki, sahafta elime geçen kitap ne olsa beğenirsiniz?

Ve ben, o kitabın içindeyim! Heyecana kapılmam da zaten bu yüzdendir. İçindeyim derken, yazılmasına sebep olunan ortamın içinde, sıradan, silik bir “figür” olarak yer almışlığım vardı. Kitabın adı, “Yetmiş Beşinci Yaşında Aziz Nesin”

Evet, İstanbul’da büyük bir şenlikle Aziz Nesin’in 75. yaş günü kutlaması yapılmıştı. Şarkılar, türküler, şiirler, anılar, edebi, filozofik konuşmalar vs. içinde geçen bir gece.

Ve ben, “eş-dost” kontenjanından şans bu ya protokolde “Aziz abinin” koltuğunun altındayım. Artık “abi-kardeşiz.” Bu fırsat kaçar mı? İlla ki, her daim kendime kızdığım, “densizliklerimden” birini yapmalıyım!

Kalabalık dağılmış, yakın eş-dost artık ha ha, kih kih saatinde…

— Aziz abi, bişey merak ediyorum, sorabilir miyim, dedim.

Ve kulağına eğilerek, biraz da ortam gürültüsünden dolayı ses ayarını yapamamışım, herkesin duyacağı şekilde,

— Orda, burda söylenir, basında da yazılır çizilir, ‘Aziz Nesin sık sık kendinden küçük kızlara/kadınlara âşık olur, aşk yaşar.’ denilir. Şimdi de bu yaşta âşık mısınız, var mı, diye sordum.

Ama densizlik yapıp yapmadığımın farkında bile değilim. Ne de olsa ben de toyum daha edep erkân yolunda.

Ula, bana bir baktı! Gözleri çakmak çakmak ve tombul yanağı al-mor… O mimiklerini yazıya dökemem.

— Şimdi sırası mı canıım? Bu soru burada böyle mi sorulur?

Bir sessizlik!.. Hay gelmez olaydım! Gözlerim tavanda, karikatürlerdeki gibi başımın üzerinde ateş çıngıları ve kuşlar dönüyor… Kamil adam, kızgınlığını çabuk toparladı, toyluğumun hatırını yıkmamak için,

— Sana uygun zamanda uygun yerde daha çoğunu anlatırım, dedi.

Özel yaşamını bilen yakın dostlarından da dinlemiştim, basındaki dedikodulardan ziyade, kaynaklarım güvenilir olduğu için, biraz da nasıl davranacağını bilmeyen bir saflık ve toylukla takılayım, diye düşünmüştüm safiyane.

Yazarların her yazdığı kişi-olay kendisi(nin) değildir ama kendisinin de bir yazısında belirttiği gibi, “Hiçbir öykümün kahramanı ben değilim ama her öykümde ve her öykümün kahramanında ben varım, tıpkı sizin de olduğunuz gibi… Çok başka şeyleri ve insanları anlatırken kendimi ve kendimi anlatırken de başka insanları ve şeyleri anlatmış oluyorum.” der.

Yazın sanatının gerçeği budur. Bu vesileyle yazdıklarına bakılırsa ben, pek de yanlış bir şey sormamışım ama ne çare ki yeri ve zamanı münasebetsizmiş. İşte, şunu yazan da kendisidir:

“Altı yıl önce (Ben altmış dokuz yaşımdayken A.N.) gencecik bir hanım arkadaşımla Akdeniz kıyısındaki bir motelde sımsıcak bir yazın on beş gününü paylaşmıştık.

(...) Ve iki omuzundan tutup kendime çekerek kömür karası gözbebeklerine bakıp ‘Seninle birlikteliğimiz de bir gün bitince, yazık ki elbet sen de öyküleşeceksin…’ diye içimden geçirmiştim. Öyle de olmuştu.”

Vaay Aziz abi!

Aziz abiyi, beni azarladığına pişman etmeliyim. İrdelememi derinleştirerek sürdürmem lazım. Yoksa kendisinin, “Her Gece Aynı Cinayet” öyküsünün kahramanının haleti ruhiyesine bürünüp intikam duygusundan kurtulamayacağım…

Yaşlı insanların, kendilerinden küçük sevgilileri her daim ilgi çekmiştir. Edebiyatın, psikolojinin, aşk sosyolojisinin-tarihinin ve de magazin dünyasının konusu olmuştur.

“Her Yerde Yalnızlığım Var” öyküsünde, çok derinden duygulara sürükleyen ve sonu hüzünle biten bir yaşlı adam-genç kadın aşkı anlatılır. Hüznü yaratan; genç kadının aşkı değil, yaşlı adamın yalnızlıktan medet umması ve onu hiçbir aşka değişmemesidir.

“Sevdiğim adamın yakışıklı olup olmadığının ayırdında bile olmuyorum. (...) Genç erkeklere ilgi duymuyorum.”

Yaşlı adamı seven genç kadın, anlatmayı sürdürür:

“Benim gibi, yaşlı erkeklere yakınlık duyan bir arkadaşım var, benden beş altı yaş küçük. (…) O, bir gün, niçin yaşlılara ilgi duyduğumuzu açıkladı. Çünkü yaşıtlarımız olanlar ya da bizden birkaç yaş büyük olanlar, bize tıpkı erkek arkadaşlarına olduğu gibi hoyratça ve kaba davranıyorlarmış; hatta biraz da sulu… Oysa yaşlı erkek, çok deneyimli olduğundan, bir genç sevgilinin değerini, genç erkeklerden daha çok biliyormuş. Kadını daha ciddiye alıyor, ona saygılı davranıyormuş. Bu saygınlık da bizim hoşumuza gidiyormuş.”

Geç de olsa, bu dünyadan göçtükten sonra da olsa, “Her Gece Aynı Cinayet” öyküsünün kahramanının vardığı kerteye vardırmadan kırgınlığımı bitirmiş ve Aziz abiden intikamımı, ne onun hatırasına ne de kendime zarar vermeden, bu yazıyla almış oldum. Aziz abiye sorduğum soruyla yaptığım münasebetsizlik pek de yersiz değilmiş yani. İşte anlatan kendisidir genç kadın-yaşlı erkek aşk serüvenini.

Yazı, çoğu sayrılığın sağaltanıdır. Bendeniz bir yazımda, “… O nedenle kendim için yazıyorum. Yazdıkça var olduğumu düşünüyorum ve bu var oluşumu süreğen kılmak için hep yenisini yenisini bir daha bir daha istiyorum.” demiştim.

Yazı yerini aştı; rüyamı gelecek yazılarda anlatırım artık. Biraz Aziz abiye imrenerek yazının sonun gevezeliğe vurarak kapatayım.

Sabah erkenden kalkıp havuz başında, gümeden (avcı barınağı-gözetleme yeri) mevzilenmem gerek. Bir ala geyiğin “yavru ceylan”ını avlamak üzereyim. Geç kalmamalı, ondan önce havuz başında yerimi almalıyım.

Susun!.. Sakın sesinizi çıkarıp da “Gezme yavru ceylan / Seni bu dağlarda avlarlar” diyerek ürkütmeyesiniz. Siz, “Manda yuva yapmış söğüt dalına / Yavrusunu da sinek kapmış gördün mü” deyip, ceylanın aklını karıştırın ki konuyu çözmeye çalışa dururken yerinde çivilenip öyle kalakalsın. Avcılık kolay değil, bakarsın ki uzun zaman gerekebilir, hemen kaçmasın yavru ceylan.

… Yattım kalktım ... Vay anasını sattığımın!..

“Deniz bal olmuş, fukara kaşık bulamamış.”

Ula, bu İstanbul’un kızları hakkındaki fikrim saklı kalsın ama “havasına-suyuna” güvenilmezmiş. Bir hava patladı ki, havuza kim ine? Olsun! Umudum dik. Ben, yine de indim.

Ben ölem ki su sıcaktı!

Efendim, Aziz Nesin’i “öyküce” anmak en yakışanıydı. Biz de en yakışanını yaptık.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Kızılırmak - Karakoyun / Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-211 Eylül 2017 Pazartesi 12:36
  • Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-110 Eylül 2017 Pazar 19:15
  • Kütüphane sorunu08 Eylül 2017 Cuma 17:38
  • Batmayan güneşe yazılan tarih: Suriye08 Eylül 2017 Cuma 15:13
  • Sinema tek ses, tek yürek direniyor!07 Eylül 2017 Perşembe 17:50
  • Deyrezzor: Direniş05 Eylül 2017 Salı 15:03
  • Hama gerçeği ve General Velid Abaza03 Eylül 2017 Pazar 19:36
  • Zennupya: Direnişin kadını31 Ağustos 2017 Perşembe 22:23
  • Artvin'e sadakat25 Ağustos 2017 Cuma 11:30
  • Helâlci sendika Konfederasyonu...24 Ağustos 2017 Perşembe 19:22
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)