• BIST 108.953
  • Altın 144,354
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 22 °C
  • Adana 23 °C
  • Antalya 25 °C

Bangladeş Savaş Suçları Mahkemesi ve Türk iktidar partisinin rolü

Bangladeş Savaş Suçları Mahkemesi ve Türk iktidar partisinin rolü
Dünyaca bilinen Bangladeşli barış mücadelecisi, yazar ve belgesel yönetmeni Shahriar Kabir’in kaleme aldığı "Bangladeş Savaş Suçları Mahkemesi ve Türk iktidar partisinin rolü" başlıklı makaleyi paylaşıyoruz.*

Seküler ve demokratik Bangladeş’in halkı ve hükümeti, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 1971 Bangladeş Özgürlük Savaşı sırasında insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu işlediği gerekçesiyle yargılanan ve cezalandırılan Cemaat-i İslami lideri Matiur Rahman Nizami hakkında sözleri karşısında şok oldu.

Erdoğan Nizami’yi “masum bir mucahid” ya da “İslamcı lider” olarak görebilir, ancak Bangladeş “Uluslararası Ceza Mahkemesi” (ICT) onu Bangladeş Özgürlük Savaşı sırasında soykırım suçu ve insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle suçlu buldu.

Nüremberg mahkemesinden şu anda hâlâ devam etmekte olan Kamboçya mahkemesine kadar, Bangladeş ICT bugüne kadarki en adil mahkemedir. Mahkeme tarihinde, bu tip suçları işleyenler asla suçlarını ve mahkemelerin kararlarını kabul etmemişlerdir. Ancak katillerin suçlarını ya da mahkemeyi kabul etmemeleri, mahkemenin durdurulmasını ya da birilerinin, mahkeme tarafından kanıtlanmış cürümlerinin desteklenmesini gerektirmez. Soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlarla yargılananların mahkemeleri, kurbanlara adalet sağlamak ve gelecekte bu tip suçların işlenmesinde caydırıcı olmak zorundadır.

BANGLADEŞ SAVAŞ SUÇLARI MAHKEMESİ
Cemaat-i İslami ve onun yurtdışındaki Müslüman Kardeşler ya da AKP gibi dostları, Bangladeş’teki “yoldaşlarının” devam eden davasını sürekli olarak kendi düşündükleri şekilde eleştirdiler - mahkeme özgür ve adil değil, hükümet kendi muhalflerini savaş suçu mahkemesi adı altında yargılıyor, vesaire vesaire. Bir mahkemenin adil olup olmadığı, suçlanan kişiye kendini savunma hakkının verilip verilmediğine bağlıdır. ICT, bu noktada, ülkenin yargı sistemi uyarınca, suçlanan kişiye tüm olanakları sağlamıştır. Nüremberg’den Kamboçya’ya kadar birçok savaş suçu mahkemesi, mahkemenin kararına karşı bir üst mahkemeye temyiz yolunu kapattığı gerekçesiyle suçlanmıştır, ancak ICT temyiz imkanı sağlamış ve dahası, Anayasa Mahkemesi’nin hükmü yeniden değerlendirmesi hakkını tanımıştır.

Eğer bütün bu süreç suçlanan kişiyi tatmin etmediyse, Cumhurbaşkanı’nın kendisini affetmesini de talep edebilirdi. Bir dosyada, Bangladeş Anayasa Mahkemesi, ICT’nin ölüm cezası hükmünü müebbet hapse çevirmişti.

Bangladeş ICT, sivil toplumun uzun erimli mücadelesinin, ama özellikle de soykırım kurbanlarının ailesinin mücadelesinin bir sonucudur. Pakistan işgal ordusu ile birlikte, Cemaat-i İslami ve onun “Al Badar” isimli ölüm timleri, “İslâm” adına üç milyon masum insanın ölümünden ve yaklaşık yarım milyon kadının tecavüzünden sorumludur. Matiur Rahman Nizami “Al Badar”ın yüksek komutanıydı. Al Badar, tıpku Nazi Partisi’nin kurduğu SS’ler gibi, laik ve solcu entelektüelleri katletmek için kurulmuştu. Bu örgüt, birkaç bin entelektüelin ve fikir işçisinin öldürülmesinden sorumludur. Yurt içinde ve yurt dışındaki gazetelerde, Al Badar’ın cinayetlerine ilişkin çok sayıda tanıklık yayımlanmıştır. Çok sayıda kurban ve görgü tanığı, mahkeme önünde ifade vermiştir, ayrıca Nizami’ye ait çok sayıda yazı ve emir de kanıt olarak sunulmuştur.

 

bangladesh-independence_23.jpg
14 Aralık 1972'de Al Badar tarafından katledilen Bangladeşli aydınlar (Fotoğraf: Marilyn Silverstone / Magnum Photos)

MAHKEME HANGİ MÜCADELELER SONUCUNDA ORTAYA ÇIKTI?
Savaş bittiğinden bu yana yakınlarını ve sevdiklerini kaybedenler adalet için yalvarmaktadır. Bir noktada, 1992’de, tüm bu yalvarışlar güçlü bir sivil toplum hareketine dönüştü. Bu hareketin lideri, oğlunu ve kocasını savaşta kaybeden meşhur bir yazar ve toplumsal aktivist Jahanara Imam’dı. O zamanlar, şimdiki Başbakan Sheikh Hasina meclis muhalefetinin lideriydi ve Jahanara Imam’ın 1971 savaş suçluları için mahkeme kurulması hareketini destekleyerek, iktidara geldiğinde suçluları yargılama sözü verdi.

2008 seçimlerinden önce, Hasine’nın liderliğini yaptığı Avami Birliği ile solcu ve ilerici partileri bir araya gelerek 14 oartilik bir ittifak oluşturdu. Bu ittifak, hükümet kurduğu takdirde savaş suçlularını yargılayacağını ilan etti. Hasine liderliğindeki ittifak meclisteki koltukların dörtte üçünü kazandı ve Ocak 2009’da hükümeti kurdu. Cemaat-i İslami’nin desteklediği ittifak (Bangladeş Milliyetçi Partisi - BNP) ise 60 milletvekili çıkartabildi. Yani, ICT, Hasina’nın geniş ittifakının seçim vaadi olarak kuruldu.

ICT’nin yalnızca Cemaat ve BNP liderlerini yargıladığı da doğru değil. ICT’de bugüne kadar yargılanan 30 kişiden 3’ü Avami Birliği ve Jatio Partisi’ne üye. Jatio da Hasina’nın geniş ittifakının bir parçası, ancak bu üç kişi de idama mahkum edildi.

CEMAAT-İ İSLAMİ: İŞBİRLİKÇİ VE İSLAMCI
Gerçek şudur: Cemaat-i İslami Bangladeş’in kurulmasına karşı çıkmış ve işgalci Pakistan ordusuyla işbirliği yapmıştır. Savaş süresince çok sayıda Batılı medya kuruluşu, Pakistan işgal ordusu ve onun yerel işbirlikçilerinin İslâm adına işledikleri dehşet verici soykırım, savaş suçu ve insanlığa karşı işlenen suçlar hakkında haberler yapmıştır.

Dokuz aylık kanlı bir savaşın ardından, Pakistan işgal ordusu Bangladeş-Hindistan Ortak Komutanlığı’na, 16 Aralık 1971 yılında teslim oldu. O sırada, yeni ulusal kurucu babası Bangabondhu Sheikh Mujibur Rahman Pakistan Askeri Cuntası’nın elindeydi. Ülkeye 10 Ocak 1972’deki muzaffer dönüşüyle birlikte, üç milyon kişinin katillerinin cezasız kalmayacağını ilan etti. Onun hükümeti mahkemeye başlamıştı, fakat 1975’teki Pakistan yanlısı bir askeri darbe ile hunharca katledildi. General Ziyaur Rahman’ın (BNP’nin kurucusu) askeri rejimi, anayasadan laiklik, milliyetçilik ve sosyalizmi çıkarttı. Rahman ayrıca Pakistanlı efendilerini ve özgürlük savaşı sırasında Pakistan askeri cuntasını destekleyen sözde Ümmet’i mutlu etmek için savaş suçlularının yargılandığı mahkemeyi durdurdu.

40 yılın ardından, İslami Ümmet bile Bangladeş ve Başbakan Sheikh Hasina’nın liderliği gerçeğini kabul etti. Pakistan ve Türkiye dışında tek bir Msülüman ya da başka bir ülke dahi Bangladeş’te devam eden savaş suçları mahkemesine karşı çıkmadı, ya da onu eleştirmedi.

Pakistan’la ilgili sorun oldukça anlaşılır. Daha bugün bile, pakistan 1971’deki aşağılayıcı yenilgisini unutmuş değil. Aynı zamanda, laik Avami Birliği’ni, bu birlik Pakistan’dan kopuştan sorumlu olduğu için, hazmedemiyorlar. Bangladeş’teki Cemaat-i İslami, Pakistan’daki Cemaat-i İslami’nin bir koludur ve en başından beri bu parti Pakistan’a sadık kaldı, bağımsız ve egemen bir Bangladeş’i, “İslâm’ın yenilgisi” olarak görerek, hiç kabul etmedi. Bangladeş Özgürlük Savaşı boyunca, bu partinin liderleri, “Pakistan olmazsa İslâm helak olur” dediler. Sanki Pakistan’dan önce dünyada İslâm yokmuş gibi!

bangladesh-independence_13-001.jpg

İşgalci Pakistan ordusu tarafından katledilen çocuklar, 1971 (Fotoğraf: Raghu Rai / Magnum Photos)

ERDOĞAN TÜRKİYE'NİN İMAJINI ZEDELİYOR
Bu İslâmcı partiye göre İslâm ve pakistan özdeştir. Bu nedenle Pakistan savaş suçluları mahkemesine karşı çıkıyor. Pakistan, kendi Bangladeşli liderleri mahkeme ve ceza ile karşı karşıya kaldığı için sessiz kalamaz.

Peki Türkiye’ye ne oluyor?

Neden Türkiye gibi uygar ve laik bir ülke İslâm adına soykırım suçu işleyenleri destekliyor?

Biz Türkiye’yi, Pakistan gibi bir “haydut ülke” olarak görmüyoruz. Bangladeş halkı Kemal Atatürk’e hayrandır. Başkentimizdeki büyük bir bulvar olmak üzere, Bangladeş’te birçok yere Kemal Atatürk’ün ismi verilmiştir. Türk hükümetinin Bangladeş’in içişlerine karışması, özellikle de Erdoğan’ın katillere sempatisi, 40 yılı aşkın bir süredir adalet için bekleyen soykırım kurbanlarını çileden çıkartmıştır.

Her ülkenin yargısı bağımsız ve yücedir. Nasıl ki biz başka ülkelerin içişlerine karışmıyorsak, başkalarından da aynısını bekleriz ve bunlar, uluslararası olarak kabul edilmiş normlar ve nezaket gereğidir.

Umut ediyoruz ki, Türkiye’nin vicdanlı halkı Cumhurbaşkanı’nın, ICT ve çok sayıda Batılı araştırmacının da söylediği gibi kitlesel katliamları işleyen parti Cemaat-i İslami ile olan samimiyetini kınar. Cemaat-i İslami’nin El Kaide, IŞİD ve Müslüman Kardeşler’le bağlantısı bilinen bir gerçektir. Erdoğan’ın kitle katliamcılarına yönelik sempatisi, büyük bir uygarlığa bağlı olan Türkiye’nin imajını zedeliyor. Daha önce, 2013’te de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Bangladeş’te devam eden savaş suçları mahkemesini eleştirmiş ve Cemaat-i İslami gibi bir dinci-faşist partiyle olan duygudaşlığını ifade etmişti. İslâm, iman adına masum insanların öldürülmesini destekler mi? AKP’nin vaaz ettiği İslâm ne tür bir İslâm’dır?

BANGALDEŞ ITC'NİN UYUMLULUĞU
2. Dünya Savaşı’nın ardından özel uluslararası mahkemeler, öncelikle Nuremberg’de, daha sonra Tokyo ve Manila’da, en sonunda da diğer Avrupa kentlerinde Alman ve Japon savaş suçlularını yargılamak için kuruldu. Bütün bu mahkemler, onların verdiği kararlar ve prosedürler bugünkü savaş suçları ile ilgili meseleler söz konusu olduğunda hâlâ geçerlidir. Şu anda, Bangladeş’in yanı sıra, bir dizi ülke, kendi mutsuz tarihlerinde işlenen savaç suçlarını yargılıyor. Bütün bu ülkelerde, 2. Dünya Savaşı mahkemelerinin prosedürleri irdelenmiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki, Nuremberg davasında soykırım suçu hâlâ açıkça tarif edilmemişti; ayrıca suçlanan kişi kendisi hakkındaki hükmü temyize götüremiyordu.

Bangladeş hukukundaki soykırım ve insanlığa karşı işlenmiş suçların tanımları diğer ülkeler ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ile uyumludur.

20. yüzyıldaki savaşların çoğunluğu, arkasındaki daha büyük siyasi-ekonomik ihtiraaslar ne olursa olsun, etnik ya da inançlararası çatışmalar görünümünü aldı. Dünyayı gelecekteki savaşlardan koruyamasak da, suçluları adalet önüne çıkartarak, soykırımlara ve insanlığa karşı suçlara neden olan çatışmalar nedeniyle acı çekenlerin acılarını dindirebiliriz.

Savaş Suçları Mahkemeleri, insanlığın acılarının gerçek hatlarını, ırksal üstünlük, etnik arilik, ya da dini yükümlülük türü belirsiz iddialarının karşısına çıkartacak araçlara sahip. Üstelik, Bangladeş ya da başka yerlerdeki savaş suçluları yargılanmadığı müddetçe barış elde edilemez. Bangladeş ITC’si, 1971’de yurttaşlara karşı işlenen savaş suçlarının arkasındaki köktendinci ideolojiyi ortaya çıkartıyor ve bunun İslâm’ın temel kuralları tarafından desteklenmediğini gösteriyor.

Kaynak: SoL (Makale SoL haber portalı için kaleme alınmış olup, tarafımızdan da okurlarımıza ulaştırılmak istenmiştir) 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)