• BIST 105.101
  • Altın 147,354
  • Dolar 3,4874
  • Euro 4,1874
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 29 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 30 °C

Barış üzerine acı yazılar-2 (IŞİD Faslı)

Barış üzerine acı yazılar-2 (IŞİD Faslı)
Zahit Atam yazdı

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu dâvet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim.

Libya, Arap devletleri içinde Cumhuriyete en yakını olanı idi. En halkçısıydı ve aynı zamanda en sivil, en eşitlikçi bir şekilde imar edilmiş ülkeydi. Bunların yanında Batılı ülkelerin kantarıyla ölçersek, insan haklarına en saygılı ve bu anlamda laikliğe en yakın ülkeydi.

Arap Baharı başladığında, zerre kadar Arap Baharıyla alakası olmayan şekilde, başta Bingazi olmak üzere, terör eylemleri başladı. Bunların başında kim vardı: Al Hassadi adında, CIA mahkûmu, Guantanamo’da yıllarca tutuklu kalmış, işkence görmüş, insanlıktan çıkmış birisi. Peki, Al Hassadi Libya’ya nasıl gelmişti? Net olarak biliyoruz ki ABD oraya getirmiş ve yerleştirmişti. Libya içinde uyuyan hücrelerden söz ediliyor, bunlarla temas kurdu, silahlanmaları yer altında oldu. Bir anda polis merkezlerine ve doğrudan halka saldırmaya başladılar. Cihat başlatmışlardı, bunun için de ilk önce halkın kanını döküyorlardı.

Sonra batılı basın başladı yayın yapmaya, aslında batılı basın değil de, Batılı derin devletlerin kumanda ettiği haber merkezleri diyelim. Son derece açık bir şekilde Libya hakkında yalan haberler ürettiler, bir tür halk isyanı gibi gösterdiler. Oysa saldırıların hiçbir halk temeli yoktu, halk isyanı değildi, üstelik saldıranlar tümüyle batılı değerlerin düşmanıydılar.

Halk desteği olmadığı için Kaddafi liderliğindeki Libya Hükümeti bunu bastırabilirdi. Kim engelledi, hangi tuhaf demokrasi söylemi içinde? Fransa/İngiltere/ABD, bizzat terörizme karşı savaşan Libya silahlı kuvvetlerine saldırdı. Açık bir şekilde El Kaideci eylemcilerin yanında oldular ve sonuçta Libya yıkıldı.

Türkiye’yi ilgilendiren yanı ise yaklaşık 40 yıl boyunca, Türkiyeli iş adamlarının yer altı ve yer üstü hizmetleri ile imar edilmiş bir Kuzey Afrika ülkesi yıkıldı, kentlerin belirli bir bölümü harap hale geldi. Yeni iktidar ise bir tür Türk düşmanı oldu.

Kaddafi, 25 Şubat 2011 tarihinde Tony Blair ile yaptığı telefon görüşmesinde, El Kaidecilerin hedefinin ilk önce Akdeniz’deki ticareti engellemek ve ardından örgütün eylemlerini Avrupa’ya yaymak olduğunu söylemişti. Bunlar şimdi gerçekleşti.

Peki, Blair neden Kaddafi’nin söylediği doğrulara hiçbir olumlu yanıt vermemişti? Çünkü Kaddafi bir semboldü, unutmayın Kaddafi Sosyalist Arap Cumhuriyetinin lideriydi ve Afrika’daki eski-ve-yeni sömürgeler için de bir semboldü. Geçmişten kalan ve kuşkusuz büyük bir hata olan Lockerbie uçak saldırısı da İngilizlerin zihninde bir yaraydı. Ama sonuçta, bir millet alt üst olmuş, bir devlet yıkılmış ve yerine nizamsız/saldırgan ve teröristlerin ön plana çıktığı bir ülke kalmıştı.

Blair’in Kaddafi ile telefonda sözünü ettiği, büyük bir toplumsal değişim, yeni ve sivil anayasa gibi sözlerin hepsinin saçma olduğu anlaşılmıştı: Sarkozy’nin Kaddafi’ye ilişkin sözlerinin tamamı Avrupa sağının aptallığını göstermekten başka, hiçbir gerçekçi teze dayanmıyordu. Şimdi ise Avrupa gerçekten gergin ve gerçekten sivil halkı bir ürküntü, korku içinde. Bu üzüntü ve korku ise Avrupa’daki sağın yükselişini, ırkçılığın tekrar hortlamasını sağlayan bir eğilim haline geldi.

El Kaidenin, otoritenin ve merkezi hükümetin kontrolünün olmadığı iki ülke olan Irak ve Suriye’de, metamorfoz geçirmiş hali olan IŞİD’in de El Kaide gibi İngiliz-İsrail ve ABD gizli servisleri tarafından kurulduğundan şüphe etmemiz için bir neden bulunmuyor. Yine Arap Devletleri içinde çok halklı, çok mezhepli, çok dinli ve laikliğe en yakın olan ve ikisi de dışarıdan gelen saldırı ve tehditlerle iç düzeni bozulmuş olan iki ülkede tam bir halk düşmanı hareket olarak şekillendi, yıkıcı eylemlerde bulundu, siyasal eylem olarak sapıklığı meşrulaştırmak için çırpındı durdu.

Son olarak Kaddafi ile Blair arasındaki konuşmada, Kaddafi net olarak şunu söylüyor: Al Hassadi komutanlığındaki El Kaide örgütü Araplar gibi, Arap halkının kaygılarına seslenen bir dil kullanmıyorlar, Muhammed’den esinlenme ve sürekli savaş ölüm yıkıcılık bildiren cihatçı bir dil kullanıyorlar. Işid’i bir kenara bırakalım ve Türkiye ile Işid ilişkisine bakalım.

Işid’e atfedilen Türkiye’deki büyük eylemler nelerdir?

Reyhanlı gibi, bir halka yapılmış korkunç katliamı bir kenara bıraksak bile, sonrasında,

Diyarbakır’dan kentin tüm nüfusunu temsil edecek denli, yüzbinlerin katıldığı, seçimden önceki son mitinge bomba koymak, tam anlamıyla sivil halka saldırmak.

Kobane’ye maddi yardımdan öte, daha çok manevi anlamlar taşıyan, 18 yaşındaki genç üniversite öğrencilerine, Suruç’ta korkunç ve ahlaksızca saldırmak ve vahşi bir ölüm tablosu çizmek.

Ankara’da emekçi örgütlerinin barış yanlısı ve yaklaşan seçim için de anlamlı olacak Barış talepli mitinginde halka saldırmak… Ankara başkent olalı beri, tarihindeki en büyük sivil katliamı yapmak.

Sultanahmet’te çoğunluğu Alman turistlere saldırmak ve korkunç bir şekilde öldürmek. 

Dikkat buyurulsun, bu eylemlerin tamamı Türkiye’nin iç politikasına ayar vermek için yapılmıştır. İnsan dışarıdan gelip Türkiye’yi incelese bu abeslik hakkında, şunu düşünür gülerken mide bulantısına kapılmış gibi:

Işid, dünyayı fethetmek için bütün siyasal denklemleri koklayan, dünyayı yakından takip eden ve çok önemli bir askeri güce de sahip, Türkiye’deki İslam Dünyasından çıkıp modernizme gülümseyen sol-laik sivil kesimlere, Türkiye Cumhuriyetinin laik ülke karakteri nedeniyle asla saldıramayacağı kuvvetlere saldırarak, Türkiye’nin İslamlaştırılması için aktif ve müdahaleci eylemler tasarlıyor…

Ya da bütün bu rezilce eylemlerin arkasında içeriden belirli güçler Işid’i bir örtü olarak kullanıp, kendi iç ayarlaması için eylemler yapıyor, yaptırıyor, izin veriyor, müsamaha gösteriyor… Artık hangisini derseniz…

Buyurun siz karar verin, hangisi doğruysa artık…

Işid’in kan kusan ve nefret diliyle konuşan reklam filmlerine bakıyorsunuz, Türkiye’de televizyonlarda gösterilenlerden daha iyi çekilmiş, Türkçesinin aksanına bakıyorsunuz, bizim Milletvekillerinden daha iyi bir aksan kullanıyor, kullanılan cümlelere bakıyorsunuz, dramatik ve gramatik…

İnsan diyor ki bunlar Hollywood starlarının oynadığı, Hollywood stüdyolarında çekilmiş, kısa tanıtım filmleri mi yoksa…

Yoksa desteklerle hazırlanmış, iyi ortaya konmuş, arkasında kimi “güçlerin” olduğu ve metni dışarıdan yazılmış kan banyosu vaat eden filmler… Buyurun siz karar verin, hangisi doğruysa artık…

Değil mi ki bazıları “zalimleri dost bildiğini” resmi bir toplantıda dile getirebiliyor ve dinleyiciler de hiçbir şey demeden onu alkışlıyorlar, dil sürçmesi imiş, dil niye ve nasıl sürçer, dil sürçmesi saçma sapan bir şey midir?

Şunu söyleyelim, Türkiye’de halkın Işid’i desteklemesi, Türkiye’de inanılmaz rezil propaganda desteklerinin, 1980 darbesi sonrasında merkezi bir şekilde yeraltında on yıllarca yapılmasından olmasın sakın?

Ama buna karşın, Işid gibi bir rezilliğe bu halkın kitlesel düzeyde destek vereceğine asla inanmıyorum, ha şu var, halkın bu konudaki bilgisi ve görgüsü yok denecek kadar azdır,

Aynen Churchill’in dediği gibi, “Savaş durumlarında hakikat o kadar önem kazanır ki, yalanlara örülmüş bir zırh ile korunur.”

Türkiye, Ortadoğu içinde, hiçbir devletin sahip olamadığı kadar kendi içini kontrol edebilen bir ülkedir. Türkiye bir imparatorluğun mirasçısıdır ve hem askeri harekât açısından, hem de gayri-nizami harp açısından çok deneyimlidir ve örgütlenmesini yapmıştır. Bu açıdan, burada kontrol edilemeyen, güvenlik zafiyeti, şu ya da bu nedenle böyle katliamlar olmaz, burada bazı şeylere bazı güçler izin verir, öyle katliamlar olur. Bu kadar net, burası deneyimli, tarihsel ve aynı zamanda yetenekli bir devletin hüküm sürdüğü topraktır. Yalnızca tek kusuru, milletinin kanını dökmekte fazla beis görmüyor, iç siyasetini ayarlamak için, Sivas 93 gibi aklımızın havsalamızın, ahlakımızın ve vicdanımızın asla kabul etmeyeceği eylemleri itinayla sahneleyebiliyor.

Barışı isteyenlerin, sivil halkın direnişinin, Gezi ruhunun ve aklının susturulması gerektiğinde, iş başa düştü deyip, para-militer eylemler de biraz ileri gidiyorlar. Sonuçta hepimizin içinde bir korku, bir gerilim yaşıyor. Ve iktidara da terörizm hakkında şaşalı nutuklar atmak için bir vesile oluyor, böylece milli birlik ve beraberliğimiz yükseliyor. Bu arada kimi gazeteciler ve hatta gazeteler, çeşitli müdahaleler ile tuhaf ve keskin dönüşler yapabiliyor.

Türkiye’de gerçekten kim barışı tehdit ediyor ve kim barışın tesisinden siyasi kayıpla çıkabilir?

Bu ülke İzmir İktisat Kongresinde 1922 yılında söylendiği gibi, Fetihçi değil de, niçin bir İktisadiyat Devleti olamıyor? Oysa yoksulluk diz boyu ve ülkemizde üniversite öğrencileri kötü besleniyor, yarı aç yarı tok yaşıyor: öyle ki öğrencilerimiz ders kitaplarını dahi alamıyor, üniversitelerin etrafında kitapçılar değil, fotokopiciler doluşuyor. Niye dersiniz?

Bu cehennem bu cennet bizim de, niye bu ülkenin başına genellikle birincisi düşüyor?  

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Lütfi Akad, Yılmaz Güney'i ve Sinemasını anlatıyor-110 Eylül 2017 Pazar 19:15
  • Kütüphane sorunu08 Eylül 2017 Cuma 17:38
  • Batmayan güneşe yazılan tarih: Suriye08 Eylül 2017 Cuma 15:13
  • Sinema tek ses, tek yürek direniyor!07 Eylül 2017 Perşembe 17:50
  • Deyrezzor: Direniş05 Eylül 2017 Salı 15:03
  • Hama gerçeği ve General Velid Abaza03 Eylül 2017 Pazar 19:36
  • Zennupya: Direnişin kadını31 Ağustos 2017 Perşembe 22:23
  • Artvin'e sadakat25 Ağustos 2017 Cuma 11:30
  • Helâlci sendika Konfederasyonu...24 Ağustos 2017 Perşembe 19:22
  • Kılıçdaroğlu'nun atleti ve 'Bizantinizm'24 Ağustos 2017 Perşembe 14:06
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)