• BIST 108.434
  • Altın 151,492
  • Dolar 3,6547
  • Euro 4,3288
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 25 °C

Başbuğ, vicdanını rahatlatmaya mı çalışıyor?

Nahit DURU

Devletin sırlarının tutulduğu kozmik odayı, uyduruk bir suikast senaryosuna inanarak, bir savcıya açacaksın, sonra da kendini aklamaya çalışacak, ifadende iktidar ile uyumlu çalıştığını haykıracaksın.

Hadi canım sende..

2012'nin Ocak ayında mahkeme karşısındaki ifadende de şunları söyleyeceksin:
"... Şu anki hükümet tarafından 2008-2010 yılları arasında Genelkurmay Başkanı olarak atandım. Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Milli Güvenlik Kurulu üyesi olarak bu hükümetin bakanları ile birlikte çalıştık. Bu dönemler içerisinde benim silahlı terör örgütü kurma ve yönetmem tespit edilememiştir ki bu üzerinde durulması gereken bir noktadır. Ben 30 Ağustos 2010 yılında emekli olduktan 1,5 yıl sonra böyle bir suçlama ile karşı karşıya kaldım..."

Son günlerde gazetelere demeç veren, kimi kanallara çıkan eski Genelkurmay Başkan'ı İlker Başbuğ, sussa, konuşmasa daha mı iyi olurdu diye de düşünüyor insan...

Sonra da Başbuğ ne yapmak istiyor diye soruyor?

Günahsız olduğunu konusunda kamuoyunu ikna etmeye, aklanmaya mı çalışıyor, yoksa vicdanını rahatlatmayı mı amaçlıyor. Neyse ne.

Eskilerin deyimiyle Başbuğ, "suçluların telaşı ile" çabalıyor adeta.

Bazı medya kuruluşları da Başbuğ'u parlatmak için kolları sıvamış, birbirleri ile yarışıyorlar.

Neyse. İlker Başbuğ ifadesinde, görevleri sırasında hem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yakın ve uyum içinde çalıştıklarına vurgu yapıp, tutuklanmasına, suçlanmasına anlam veremediğini söylüyor.

Bizim anlam veremediğimiz de, Başbuğ'un Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı döneminde birlikte çalıştığı komutanların, gencecik subayların darbe yapmaya teşebbüsle suçlanarak tutuklanmasına, geleceklerinin karartılmasana seyirci kalması.

Bir komutanın; emir ve komutası altındaki insanlara sahip çıkamayıp, koruyamadıktan sonra "bu iktidar döneminde atandığını, terör örgütü kurma ve yönetme" gibi bir girişiminin saptanması halinde Genelkurmay Başkanı yapılmasının mümkün olmayacağını ima etmesi ne kadar doğrudur?

Tutuklanan, suçlanan komutanlar, subaylar, astsubaylar sanki onun emrinde değillermiş gibi davranmasına ne denir?

Kendisinden önce aynı görevi yapan Yaşar Büyükanıt da  askerler tutuklanırken, suçlanırken ortalarda görünmediği için suçlanıp duruyor.

Büyükanıt'ın Dolmabahçe'de zamanın Başbakanı ile yaptığı ve açıklanmayan gizli görüşmesi ise hala tartışılıyor... Söylenti o denli yaygın ve çok ki, bu suçlamalara henüz yanıt yok.

Zamanın Başbakanı önce "devlet sırrı" sonra, "o konuşursa ben de konuşurum" dememiş miydi Büyükanıt'a?

Ancak, Büyükanıt "kapı-duvar". Ne duyuyor, ne konuşuyor.

2015'in Ağustos ayında  görevi devreden Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ise askerleri tutuklanırken, özellikle Deniz ve Hava Kuvvetlerine kumpas kurulurken sahip çıktı mı?

Tabii hayır. Tutuklulara gönderdiği söylenen yalan yanlış mesajlar da cabası.

Kasaptaki ete soğan doğramayacağını söyleyen eski Genelkurmay Başkanından söz etmek ise boşa zaman kaybı kanımca.

Bugün konumuz, İlker Başbuğ.

O Genelkurmay Başkanı olduğunda askerler umutlanmış, haksızlıklara karşı kendilerini koruyacak bir komutanın işbaşına geldiğini ifade etmişlerdi. Ancak, umutları boşa çıktı. O'nun döneminde hukuksuzluk, haksız tutuklamalar giderek yaygınlaştı...

Bu arada Bülent Arınç'a suikast davası ortaya atıldı. Sonra Arınç'ın bile "kullanılmış olabilirim" dediği uyduruk bir iddia. Bu iddiaya dayanarak, Kozmik odaya bir savcı elini kolunu sallayarak, Başbuğ'un  emriyle girdi.. Devletin en gizli sırları, planları çuvallara  konulup götürüldü.

Bir Genelkurmay Başkanı olarak, kimlerin eline geçtiği bilinmeyen devlet sırlarını koruyamayacak kadar güçsüzseniz,  istifa denilen müesseseyi kullanma cesaretini gösteremez miydiniz?

Deniz Kuvvetlerinde ve Hava Kuvvetlerinde komutanların büyük bölümü tırpan yedi, hatta, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri komutanlıklarına atanacak orgeneral ve oramiral bulunamayacaktı neredeyse.

Gencecik subaylar, askerler, ciddiyetten uzak iddialarla suçlanarak mahpus damlarına atılmadı mı?

Eski Deniz Harp Okulu Komutanı emekli Tuğamiral Türker Ertürk, İlker Başbuğ’un Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalar karşısındaki davranışını şiddetle eleştirenlerden.

Başbuğ için, "gitsin evinde otursun" diyen Türker şöyle devam ediyor:

"Balyoz, Ergenekon ve Casusluk gibi davalar Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun anayasal koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan dört dörtlük darbenin hukuki enstrümanlarıydı... Sonuç olarak emperyalizme karşı bu savaşı şimdilik kaybettik. Şimdi bu savaşı kaybeden komutanların bazıları etrafta utanmadan ve sıkılmadan konuşuyorlar. Elin oğlu hırsızına sahip çıktı ama siz pırıl pırıl, yurtsever ve nitelikli teğmeninize sahip çıkmadınız."

Uzun süredir yazmak istiyordum. Bugün nasipmiş.

Türker Ertürk komutan ve arkadaşları da artık bildiklerini açıklamalı. 

Ayrıca, utanması sıkılması gereken yalnız bir kişi mi?  Say say bitmiyor... Koltuk ve makam, şaşaa çok önemli galiba...

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)