• BIST 106.634
  • Altın 145,486
  • Dolar 3,5178
  • Euro 4,1217
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 32 °C

Başkanlık diktatörlüktür

Başkanlık diktatörlüktür
Türkiye Komünist Hareketi MK Üyesi ve Gazete Manifesto yazarı Kurtuluş Kılçer, Binali Yıldırım tarafından yeniden gündeme getirilen "başkanlık" meselesini ABC için kaleme aldı.

KURTULUŞ KILÇER

Başbakan Binali Yıldırım, “fiili durumun hukuki duruma” dönüşmesi gerekir diyerek başkanlık rejimine geçiş konusunda en kısa zamanda adım atılacağını net bir biçimde ifade etti. Yaklaşık 1 yıl önce gündeme gelen ve sonra buzdolabına kaldırılan bu gündem MHP lideri Bahçeli’nin yaptığı son açıklamayla birlikte AKP’ye deyim yerindeyse gollük pas olarak ortalandı.
 
Durup dururken bu başlığın MHP tarafından açılması manidar. Güneydoğu’da yaşanan çatışma, Fırat Kalkanı adıyla yürütülen Suriye’ye yönelik askeri operasyon, FETÖ ve Musul, siyasetin canlı gündemleri iken, Bahçeli’den böylesi bir gollük pasın gelmesi perde gerisinde bir pazarlığın yürütüldüğünü düşündürmektedir.
 
Bir kez daha AKP iktidarı sıkışmış ve Bahçeli yardıma koşmuştur. AKP’nin yedek lastiği olarak işlev gören MHP, bir kez daha rolünü oynamış, Erdoğan’a başkanlık yolunu açan önerisiyle AKP eliyle kurulan gerici “İkinci Cumhuriyet” rejiminin has çocuğu olduğunu göstermiştir. MHP içinde yaşanan Kurultay gündeminin diyeti mi yoksa Türkiye’nin Erdoğan başkanlığında yeni sürecinde bakanlık koltuğu pazarlığı mı, bu soruların yanıtlarını önümüzdeki süreçte göreceğiz.
 

Ancak bütün bunlarla birlikte ortada duran gerçek şudur: 1923 yılında kurulmuş Cumhuriyet’in AKP eliyle yıkılmasının son vuruşu gündeme gelmiştir.
 
Son tekmeyi başkanlık rejimine geçişle atmak istemektedirler. Daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi Türkiye’nin 1923 Cumhuriyet değerlerine dönmesi artık mümkün değildir. Ülkenin kuruluş paradigmaları AKP eliyle baştan aşağıya ortadan kaldırılmış, ülkemiz büyük bir karanlığa ve felakete doğru yuvarlanmıştır. Bugün içinden geçtiğimiz kesitte memleketin manzara-i umumiyesi karanlıktır. 15 Temmuz darbe girişimi, ardından yaşanan OHAL uygulamaları, Suriye’de yaşanan savaşın fiili parçası haline gelinmesi, Musul’da savaşa doğrudan girme isteği, son 1 yıldır yaşadığımız bombalı katliamlar, gericiliğin her alanda tahakkümünü artırması 14 yıllık AKP iktidarının acı sonuçları olarak karşımızda durmaktadır.
 
Türkiye’nin böylesi bir tablo içinde olduğu ve büyük bir sıkışmayla karşı karşıya kaldığı bu kesitte, düzen siyasetinin baş aktörü AKP’nin başkanlık rejimine geçerek iktidarını koruma arzusu, fırsatçılığının yanında başka bir şeyi de göstermektedir: AKP kendi yarattığı bu tablonun ya altında kalacak ya da yeni bir baskı rejimiyle ayakta kalmaya çalışacaktır. Başka bir açıdan bakıldığında şunun söylenmesi yanlış olmayacaktır: AKP’nin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası iktidarının ne kadar zayıf olduğu ortaya çıkmış, başarısız darbe girişiminden sonra meşruiyetini “mağduriyete” dayandırarak bu sıkışmadan çıkmaya çalışmıştır. Bunun için düzen siyasetinde AKP’nin törpülenmesini beklemek büyük bir yanılgı olacaktır, tersine, AKP’nin ayakta kalmak için hamle yapmak dışında bugün fazla bir seçeneği bulunmamaktadır. Başkanlık tartışmasının yeniden gündeme gelmesi ve bunun AKP iktidarının yaşadığı sıkışmaya can simidi olması, bu yüzdendir.
 
AKP’nin, ülkemizin bugünkü durumuna bakıldığında, tutunacak dalı, söyleyecek sözü, kendini savunacak durumu yoktur. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, 15 Temmuz darbe girişimini çok hızlı biçimde kendine yontarak aklanma arayışına girmiştir. Yenikapı ruhu olarak adlandırılan tablo böylesi bir aklanmaya hizmet ettiği için bu tabloya ortak olan CHP’nin büyük bir kabahati bulunduğunu geçerken belirtmeliyiz. Eğer Türkiye büyük bir kuşatma altındaysa, cihatçı terör örgütlerinin bombalı katliamlarıyla şekillendiriliyorsa, Suriye’de yanan ateş ülkemizi de yakmışsa, FETÖ darbesiyle ülkemiz karşı karşıya kalmışsa, en başta bu sorumluluk AKP’nin hanesine yazılmalıdır. AKP yine zeytinyağı gibi üste çıkmayı başarmıştır ve bu karanlık tablonun sorumluluğunu üstlenmemek peşindedir.
 
Ancak gerçekler AKP iktidarını ne yaparsa yapsın kurtarmaya yetmeyecektir. AKP’yi kurtarmak için MHP’nin başkanlık rejimine gidişin yolunu yapması tam da böylesi bir karanlık tablonun sorumluluğundan kurtulma girişimidir. Bugün ülkemizin yaşadığı felaketlerin baş sorumlusu olarak AKP görülmeden, ülkemizin yaşadığı belalardan kurtulması mümkün olmayacaktır.
 
Açıktır ki AKP’nin derdi Türkiye değildir. AKP’nin derdi kendi iktidarıdır ve bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu zor durumdan çıkması ile kendi iktidarının devamını eşleştirerek büyük bir propaganda yürütmektedir. Eğer bugün Türkiye büyük bir sıkışma ve kuşatma yaşıyorsa bu durumun sorumlusunun AKP’den başkası olmadığı yurttaşlarımız tarafından net olarak görülmelidir. Ya bu tablo kökten çözülecek ya da Türkiye’nin başı felaketlerden kurtulmayacaktır.
 
Gündeme getirilen başkanlık tartışması bu açıdan kökten bir tartışmadır. AKP’nin açtığı bu yolda Erdoğan’ın başkanlığı bu karanlık tablonun devam etmesi dışında bir seçenek oluşturmamaktadır. Zira son yıllarda tek adam yönetimiyle yönetilen ülkemizin bu sefer adı konulmuş bir biçimde devam etmesinin ülke çıkarlarımızla ya da yaşanan karanlıktan çıkışın reçetesiyle ilgisi olamaz. 14 yıllık bir iktidar hangi yüzle yeniden yetki istemektedir?
 
Bir kez daha ifade etmek gerekirse mesele memleket değildir. Mesele, Erdoğan’ın  yıkılmak ya da devam etmek dışında bir seçeneğinin kalmamasıdır. Bunun için baskıcı, otoriter, diktatöryal bir yönetim dışında almaşık AKP açısından kalmamıştır, başkanlık adı konulmuş bir diktatörlük gündeme getirilmek istenmektedir.
 
Yürütme erkinin tekleşeceği, Meclis’in bir noter kurumuna dönüşeceği, yargı üyelerinin başkan tarafından belirleneceği, Kanun Hükmünde Kararnamelerle ülkenin yönetileceği, Meclis’i fesih yetkisinin Başkan’a verileceği başkanlık rejimi bugün yaşadığımız OHAL yönetiminin “hukuka dayandırılma” girişiminden başka bir şey değildir.
 
Buradan daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, yıllardır ağızlara pelesenk olan vesayet rejiminin sonlanması değil, tek parti devletine geçiş çıkar. Burada diktatörlüğe giden bir süreçle karşı karşıya kalınacağı herkes tarafından görülmelidir. Dün büyük bir yalan ve iki yüzlülükle “İleri demokrasi” ve “yeni Türkiye” söylemiyle balkon konuşması yapanlar, bugün Mussolini gibi sıralı neferlerin geçit törenlerine balkon konuşması yapacaklardır.
 
Dün AKP’nin balkon konuşmalarını alkışlayan liberal zevat, diktatörlük girişimine karşı bakalım ne diyecektir? Söz konusu emperyalizm ile ilişkiler ve Kürt sorunu olduğunda başkanlık meselesini sağından solundan çekiştirmek için ne gibi manipülasyona girişecekleri merak konusudur.
 
Böylesi bir tabloda AKP eliyle kurulan İkinci Cumhuriyet rejimi son kozlarını oynarken ve büyük bir sıkışmayla karşı karşıya bulunduğu bir kesitte başkanlık girişimine karşı büyük bir mücadele başlatılmalıdır. Ancak bundan daha önemlisi bu karanlık rejime karşı Türkiye’nin ilericileri, yurtseverleri ve sosyalistleri “yeni bir cumhuriyet” tartışmasını gündeme getirmelidir. 


      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)