• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 24 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

Başlarında dünya kadar büyük bir dert var

Haluk ŞAHİN

Dünya derken mecazi anlamda konuşmuyorum. Dünya: Yerküre, arz, mavi gezegen!

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun  azledilmesinden sonra  iktidar yanlısı ya da karşıtı pek çok kişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “tek adamlığı”nın önündeki son engelin de kalktığı yönünde yorumlar yaptı. Kimilerine göre bu Türkiye’nin batmasının, kimilerine göre ise parlak geleceklere uçmasının önündeki son engeldi.

Kuşkusuz her ikisi de abartılıydı. Ülkenin daha altı ay önce yüzde 49.5 oyla iktidara gelmiş Başbakan’ının  görevden alınma biçimi, o çok korkulan ya da özlenen “tek adam”lık durumunun zaten gerçekleşmiş olduğunu göstermiyor muydu?

Bir Başkan daha fazla ne yapabilir ki?

Gerçekten, bir bakıma  engel kalmamış gibi görünüyor. Tek adamın keyfi yönetimine  karşı çıkabilecek tüm  kurum ve güç odakları tasfiye edilmiş ya da sindirilmiş durumda. Ana muhalefet miyop  ve kendisini toparlama enerjisinden yoksun görünüyor.  MHP’nin ileri gelenlerinden birinin “artık MHP diye bir şey kalmadı” sözü bu parti kadar medya  için de geçerli. HDP, PKK’nın boş tenekelerini tangur tangur peşinden sürüklemekten kurtulamayıp, kendisini suların akışına bırakmış sürükleniyor...

Geriye bir tek “dünya” kalıyor. 

                                                             ***

Tek adam yönetimi yanlıları bu durumu farketmiş olmalılar ki, bir süredir namlularını oraya doğru çevirmiş bulunuyorlar. “Yükselişe geçmiş Türkiye’yi durdurmayı amaçlayan” türlü çeşitli dış komplolardan söz ediyorlar. Kimine göre bu büyük komplonun arkasında ABD var, kimine göre İngiltere ya da Almanya...

Bu gibilerin hiç semtine uğramadıkları soru ise şu: Peki, öyleyse, aynı güç odakları AKP iktidarını Türkiye’nin gerçekten yükselişe geçtiği 2003-2010 yılları arasında niçin vargüçleriyle desteklediler? Asıl o zaman çelme takmaları gerekmez miydi? Yükselirken destek ver,  çökerken çelmele, mantıksız değil mi?

Sakın yanlış anlaşılmasın: Bu önemli devletlerin Türkiye ve içinde bulunduğu bölgeye ilişkin özel tercihleri ve planları elbette vardır, 19. Yüzyıl’dan beri vardı. Hep olacaktır. Marifet, onların arasından, bazen de onlar sayesinde, ülkeyi denizlerden geçirip salim limanlara ulaştırmaktır. İşte ona “usta siyaset” diyorlar. Meraklılarına İsmet İnönü’nün 1940’lardaki dış politikasını incelemelerini öneririm.

                                                         ***

Ama dahası var: Günümüzde uluslararası ilişkiler, yeni iletişim teknolojilerinin ilerlemesinin de etkisiyle  köklü bir biçimde değişti. Artık tüm devletler cam fanuslar içinde yaşıyorlar; kendi yurttaşlarına ve başkalarına yaptıkları yalnız diğer devletler tarafından değil, sivil toplum kuruluşları, gözetim kurumları, düşünce üretme akademileri, inceleme grupları, forumlar, dernekler ve tabii medya tarafından saati saatine izleniyor.

Otoriter rejimlerin “Ben içerdekileri susturdum, artık kimse başımı ağrıtamaz” deme lüksleri  kalmadı. Hele Türkiye gibi bir çok açıdan dışarıya bağımlı olan ülkelerin hiç kalmadı. Gelecek eleştirileri çürütmek için ön alma çabasına girişenler ve paranoyakça kumpaslar  üretenler “Türkiye kuşatma altında!” diye feryad ediyorlar. Aslında “Türkiye gözetim altında” demeleri daha doğru olur! Yaşadığımız “yeni cesur Dünya”da her yaşanan görülüyor, kaydediliyor, tartışılılyor, değerlendiriliyor,  dosyalanıyor...

Zamanımızın en önemli siyaset düşünürlerinden John Keane, bu durumun demokrasinin yeni bir evresi olduğunu belirtiyor.  Doğrudan demokrasinin yerini, temsili demokrasi almıştı, şimdi seçilmiş olmayanlarn da rol oynadığı “gözetimsel” demokrasi (monitory democracy) aşamasındayız diyor. Yabancıların son zamanlarda Türkiye’ye gösterdiği “hiper” ilgiyi bu bağlam içinde değerlendirmek yararlı olur gibime geliyor.

Şuna hiç şüphe yok ki, bu “hiper” ilgi devam edecek, kamu erkini kullanan tüm iktidarlar gibi, bizimkine de dert olacaktır. Çağımızın gerçeğidir bu!

İktidarın tüm celallenmesine rağmen Can Dündar ve Erdem Gül şu anda hapishanede değilse bundandır.  Can Dündar’a suikast girişimi yapıldığı gece bazı yandaş televizyonlar olayın haberini bile vermezken bu haber başta BBC olmak üzere dünyanın en önemli haber kuruluşlarınca birinci haber olarak verildi. Verilecektir. İstese de istemese de Türkiye bu yeni dünyanın bir parçasıdır!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)