• BIST 109.050
  • Altın 153,015
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 18 °C
  • Antalya 17 °C

Başyazar olmak istiyorum!

Sami Günal

Efendim, başyazar olasım geldi. Öyle olmak kolay mı, dediğinizi duyar gibiyim. Siz öyle sanın! İşaret etmeye çalıştığınız o yetkinlik ve kalite arayışı eskidendi. Şimdilerde ağzıyla kusturma musturma yapabilme becerisi olan ya da ağız ishaline yakalanmaya teşne olanlar hele bir de kazınmış gırtlakla bağırır çağırırlarsa ya yazar ya yorumcu oluyorlar.

Yeni düzen medyasında başyazarlıktan “boşyazarlığa” evrilme trendi revaçta. Bu kadar boşluk içinde ben niye başyazar olmayayım ki? E piştim gayri, yol yöntem de öğrendim. Önümde tek engel Genel Yayın Yönetmeni’miz Merdan Yanardağ’dır. Son derece derinden gidiyorum. Kurum içinde nasıl konumlanmam gerektiğini biliyorum artık.

Strateji bavulumu denk eyledim, yalakalık trenine atladım bile.

Öyle afili bir şekilde Genel Yayın Yönetmeni falan diye unvan eklediğime bakmayınız. Kendileri, bildiğiniz amirimizdir canım! Amirim olduğuna göre Türk basınında en geçerli olan rolü kaparak onun karşısında “başyalaka” olmak istiyorum. Yazarlıkta tek hünerim bu, gerisi laga luga. Merdan amirimin şu eksantrik fikirleriyle baş edebilirsem mevkiim kesinleşecektir. Geçenlerde bizim TELE1 TV’nin “18 Dakika” programında tek adamlılık eleştirisi üzerine Emre Hoca’ma diyordu ki:

“Ben, buranın genel yayın yönetmeniyim, burada bir iş yeri demokrasisi var.”

Hayır, Merdan amirim! Ben buna katılmıyorum. Öyle liyakat, emek karşılığı falan teranelerini gözetecek olursanız bana ABC’de yer kalmaz. Üstüme iyilik sağlık! Daha neler neler söylemediler ki! Efendim, devamında:

“Bütün arkadaşlarımızın eşit söz hakkı var.” demesinler mi?

Oh ne ala! Kalbim durayazacaktı yahu! Kurulu düzene tamamen ters! Bazılarının daha da eşit olması lazım gelir. Misal, benim gibi söz söylememeyi şiar edinip de sadece söz diye parlatmayı ve tabii ki uysallığı seçenlerin daha eşit olması lazım.

Mübarek, durmuyor; döktürüyor… Demesin mi ki:

“Bu, bizim kültürümüzden, bu bizim devrimci sol kültürümüzden, yurtsever kültürümüzden geliyor.”

Üff, çok tehlikeli! Acaba patron, beni de mi solcu molcu sanıyor ne? Aman aman, uyanmasın! Ben, bir Makyavelist’im. Hamdolsun, başyazarlığı kapmak için yalakalık uğruna solcu-devrimci falan da olurum. Sonrasında da kesin dönerim. Türk medyasında en revaçta olan, tutulan kişilik(siz)ler bu modellerdir. Zaten bunlar benim idolüm olmasalardı başyazarlık uğruna başyalakalığa soyunur muydum?

Bu ekol içinde bir de ikinci, üçüncü Nikolay, Mary, William, Charles falan gibi numara alıyorsunuz. Düşünsenize benim de bir numaram olacak: “İkinci Cumhuriyetçi” Ay, çok hoş ya! İngiliz anahtarı gibi her kafaya uyduruyorsun kendini. İşte, en kötüsü kullanıldıktan sonra anahtar tezgâhının üzerine bir kenara atılıyorsun. Aman ha, bu gizil niyetimi amirim çakmasın, numaracılardan kıyasıya gıcık kapıyor. Herifçioğullarının/kızlarının üzerine kitap bile yazdı cilt cilt.

Bizim patron, hızını kesmiyor, resmen uçuyor. Güya tek adamlılığı yadsımak, alaya almak için şöyle demiş en sonunda:

“Çalışanlarımın görüşlerini dinlerim ama şöyle de yapabilirim: Herkes konuşur sonra benim dediğim olur.”

Ha işte, gözünü sevdiğim, bırak o kinayeleri! Böyle ol ki bana gün doğsun! Eşitler arasında ne bana yer olur, ne de sivrilmem söz konusu olur!

Patronumun mahiyetinde boş… Pardon, başyazar olmak için neler yapmam ki!

Emir demiri keser. Misal, emir verse, gökkuşağı altında geçenleri şak diye; kadınsa erkek, erkekse kadın yazarım. O derece hazırım yani. Kendilerine olur olmaz uğrar ya da günlük telefon açarım. Ciddi konuşmayı becermem gerekmez! Mesela, abi, sende Toprak Mahsulleri Ofisinin telefonu var mı derim. Merdan abi dişini gıcırdatarak, “Ulan, ne alaka?” der. Abi, biliyorsun babam çiftçi, alacağı varmış da aramamı istedi, derim. “Yok, bende kabzımallar odasının telefonu var lazımsa vereyim.” diye çıkıştığında abi, orası lazım olsa sana ne diye sorayım bilinmeyenler servisi var... “Ulan, var da niye açıp TMO’yu sormazsın?” diye çift azar çeker. Maksat kendimi sürekli bir şekilde akılda tutturmak olsun, olur olmaz bir bahaneyle gözüne gözükeyim de zihninde yer edineyim taktikleri uygularım. Taktiğim şu: Bir vesileyle konuşma başlatıp ardından olmaz yalakalık iltifatları yapmak.

“Amiral Gemisi” olarak adlandırılan gazetenin iş takipçisi de olan eski Genel Yayın Yönetmeninden benim ne eksiğim var ki? O, yemekhanede garsonu, milletin içinde sesli şekilde azarlarmış, “Sen, patronumun bifteğinin az pişeceğini bilmiyor musun?” diye. Öbür sefere az pişmiş mi geldi? Şimdi de tersi için azarlarmış. Maksat, her koşulda patronun gözüne girmek olsun. Benim de bundan kalır yönüm olmadığını göstermek istiyorum fakat ben bu şansı henüz yakalayamadım. Şikâyetçiyim! Bizim patron bir kez olsun benimle yemeğe inmedi. Ama başka yalakalıklarım var. Anlatayım:

Daha 29 Ekim’e kadar demediğini bırakmadığı bir “ulu kişi" hakkında şimdiye kadar ondan daha çok ondan gözükmek için ağzım dolusu ben de patronumla beraber küfrederken baktım ki yüce amirim şimdiye kadar küfrettiği o ulu kişiye bu sefer, “Ortak değerimizdir, sevelim sayalım.” mı dedi? Bukalemun bile elime su dökemez! Ondan daha çok, şimdiye kadar küfrettiğim kişiye hemencecik en kıvrak hâlimle, “Ulu Azizim” dedim.

Benim tarlam seyyardır. Amirim yağmuru nereye yağdırırsa tarlamı oraya kaldırırım.

Mevsimine göre izzet-i ikramda bulunmak isterim. Mesela tam da nar zamanıdır. Nar taneli yeşil zeytin piyazı yapmak isterim kendilerine. Zaten bu piyaz, benim en büyük sosyal silahımdır. Özellikle yeni tanıştığım tüm hanım arkadaşları kendime bağlamak, aranırlığımı sürekli kılmak için ne yapar eder bu piyazı yapıp takdim etmeye çalışırım. Bir yiyen, beni gönül çelen baş çeşnici ilan etmektedir. Yalnız tek korkum var! Bilemiyorum ki ABC-TELE1 bünyesinde yazan-çizen, çalışan bir Antepli var mı? Piyaz, Antep mutfağına aittir. Yüreğim “gepür güpür” etmektedir ki maazallah silahımı elimden alan olur diye korkuyorum.

Olsun, çifte silah kuşandım. Nar taneli zeytin piyazımı bir Antepliye kaptıracak olursam Papua Yeni Gine usulü meyhane pilavım var. Özellikle Papua Yeni Gine mutfağı üzerine çalıştım ki silahım teklemesin diye. Daha da mı olmadı, Patagonya mutfağında “adeta damak çatlatan” bir lezzetim daha var. Zannımca ABC-TELE1 içinde bir Papua Yeni Gineli ya da Patagonyalı birileri yoktur. Sadece Emre Hoca’mın Spartakistler grubu olduğunu biliyorum. Onları Germen kökenli Afrikalı sananlar olmasına rağmen yüzleri aşırı çalışmaktan morarmış hasbehas Türkoğlu Türklerdir. En azından bu alanda benimle yarışan bir yalakalık heveslisi çıkmaz diye içimde bir ferahlık var. Elem tere fiş, kem gözlere şiş, olsun!

Çook tedbirliyim çok! Yalaka dediğin alternatifli olmalı, kıvrak olmalı.

Misal, Büyükada usulü “lakırdı”ya (lakerda niyetine) kızartmasını önce tu kakalayıp, yetmedi bir de “Gezi Parkı” baharatlı kombinasyonuyla midemizi kazım kazım kazıyarak bozacaktı, diye iftiracı yazılar döktürdüm… Sonra bir de baktım ki patronumuz Merdan Yanardağ bir öğle vakti sofrasına çekmiş hapur hupur, lapur lupur Büyükada usulü “lakırdı”yayı götürüyor! O gün hemen gurme şapkamı takıp Büyükada usulü “lakırdı”yanın faidelerini anlatmaya başladım. Yanına bir de laf salatası döşedim ki… Büyükada konusunda eski yazdığım yazı ve başlıkları hiç yüksünmeden yoka sayıp suçu da ABC’nin muadili eski “ortak yayın refiklerimiz”deki kalemşorların üstüne attım.

Aslında yalaka dediğinizin öyle zeki olmasına gerek de yok. İki kademeli 180 derece fırdöndü kıvrak olması yeterlidir. Anında tersine dönebilme kabiliyeti olmalı. Olmadı bir daha dönecek. Kalibre şart değil, aranmaz da. Bu nedenle yalaka dediğin kalibre yoksunu olmalı, parlatmaya azami gayret göstermeli. Bu performanstan sonrası zaten terfi kutlaması eşliğinde olursunuz boş başyazar.

Şom ağızlı yazarlardan Nihat Genç abi, geçenlerde şöyle yazmış:

“Oysa bir yazarın gücü, imkânı, boyu eseriyle ve kalemiyle ölçülür, onun bunun sırtına çıkarak değil.”

Hey babam hey! Hızını alamamış daha de ileri gitmiş sanki beni tarife kalkışmış:

“Bazı insanlar bilgi ve yetenekleriyle değil torpille, kayırmayla bir yerlere gelirler.”

Abi ya sana ne? Hadi canım sen de! Senin gibi adı Genç fakat onurlu yazar olma konusunda ihtiyar(!) fikirler beyan eden şom ağızlıya mı uymamı bekliyorsun? Bak a bak, neler de demiş neler! Efendim:

“Bir alaylı olarak onlarca yıl yazılar, hikâyeler yazarım ve kamuoyu, yeteneklerimi yavaş yavaş görür ve takdir eder, bu büyük bir ‘elektir’, büyük bir beğeni skalasından geçersin ve sonunda kamuoyu senin fikirlerini sevmese de ‘yeteneklerini’ kabul eder.” diye sürdürmüş.

Yok yahu! Senin durumuna mı düşeyim? Benim öyle demlenmek, kendi adıma yemlenmek için altmış yaşlarını bekleyecek halim malim yok! Ağzında dişin dökülse yaptıracak gücün yok. Halen Yenice, Bahar sigarası tüttürerek yayan yürüyorsun. Elindeki tek sermayen ne? Fikri bıçkınlık! Nihat abi, beni, “yazarlık onuru” sözlerinle zehirleyemezsin. Ne sen beni gör, ne de ben seni!

Benim adım, boş başyazar. Ben, kısa günlerin çıkar deryasında yüzerek karşıya geçmek isterim. Karakterimin altı astarı bu; yüzüm yok benim!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)