• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 3 °C
  • Adana 1 °C
  • Antalya 4 °C

Batı birisi için 'diktatör' diyorsa...

Batı birisi için 'diktatör' diyorsa...
Peki ya Suudi Arabistan, Katar, ABD, yakın bir dönemde dini rejimle yönetileceğini söyleyen Brunei Sultanlığı ve daha onlarcası, onlar peki; dünya bu ülkelerin sayesinde mi güzelleşiyor?

Aydın Tonga

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde batıya isyan ederek şu cümleleri ifade etmişti “Eğer bunlar birisine 'diktatör' diyorsa benim indimde o iyidir…' Ben de şimdi bunlar birilerine diktatör mü diyor, orada tam tersini düşüneceksin, o insan gayet iyidir. Çünkü onların çıkarlarına gelmiyor.”

Herkesin malumu olduğu üzere batı son aylarda Erdoğan’ı açıktan eleştirmeye başladığı için bu sözleri de, en üst tonda verilen bir karşı cevap biçiminde yorumlamak mümkün. Diğer taraftan batı bugüne kadar onlarca insanı diktatör ilan etmişti ve şüphesiz son dönemde en çok dile dolanan diktatörler de “Saddam, Kaddafi ve Esad” olmuştu. İlk ikisinin ülkeleri ile birlikte akıbeti ortada, şimdi sırada Esad’ın olduğu da aşikar.

 Saddam deyince elbette Irak; katledilen yüz binlerce insan, yağmalanan bir medeniyet, canları ve gelecekleri ile sakat kalan milyonlar akla geliyor. Erdoğan’da, akla gelenlere katkı olarak Irak’la ilgili şunları söylüyor: “Binlerce, onbinlerce kilometre öteden gelip Irak’a girenler bu dünyada haklı oluyorsa, biz 910 kilometre sınırımız olan Suriye’de eli bağlı, tribünde seyirci olamayız. Gereği neyse bunu yapmamız lazım ve yaparız”

Bu noktada yapılması gerekenin ne olduğunu da birçok demecinde açık yüreklilikle söylüyordu Cumhurbaşkanı. “Esad eli kanlı bir katil, diktatördü ve iktidardan gitmeliydi.” Fakat gelin görün ki bu noktada Erdoğan ile ABD’nin söylemleri kesişiyor, dahası aynı ABD’nin onbinlerce kilometre öteden gelip Suriye’de açık savaş ilan etmesine ses çıkarılmıyor aksine bölgedeki muhalif güçlere de destek veriliyordu.

Bu arada belirtmekte fayda var ki Esad’ı diktatör ilan eden koronun başında ABD başkanı Obama’da bulunuyordu. Ona göre de Esad 'kendi halkını katleden bir diktatör'dü. Koronun batılı üyelerinin en şahinleri ise İngiltere, Fransa ve Almanya idi. Bu isimler de Esad’ın bir an önce iktidardan gitmesi gerektiğini söylüyor ve Suriyeli “mücahitlere” açıktan açığa destek veriyorlardı. Örneğin şu sözler Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’a aittir: ''Suriye'de mağdurlarla ve cellatla bir arada çalışamayız.''

Erdoğan’ın da Esad için sıkça zikrettiği sıfatlardan biri olan “eli kanlı” tabirini bu kez İngiltere Dışişleri Bakanı Hammond yine Esad’ı hedef alarak söylüyordu: 'Elinde bu kadar insanın kanı olan Esed'in gitmesi sadece ahlaki değil pratik açıdan da bir zorunluluk'

    Nihayetinde ABD, Türkiye, İngiltere, Almanya, Fransa için konu Esad olduğunda “diktatör” sözü de onlara analarının ak sütü gibi helal oluyordu. Bu koroya İsrail, Katar, Arabistan gibi dünyaya kötülükleri ile nam salmış diğer ülkeleri de eklemek lazım elbet. Bu söylemlerin saçtığı zehirle altı yıl içinde bir ülke harabeye döndü. Yağmalandı, taş üstünde taş bırakılmadı. Sonra, derelerin altında çok kanlı sular aktı. Ve gelinen aşamada ABD başta olmak üzere batılı devletler, IŞİD, El Nusra gibi tekfirci, selefi katillere karşı söylemlerini ve pek tabi olarak Suriye politikalarını gözden geçirmek zorunda kaldılar. Bu arada yüz binlerce insan yaşamını kaybetti, yine bir o kadar insan sakat kaldı. Milyonlarca kişi de evini, yurdunu, sevdiklerini terk ederek mülteci durumuna düştü. IŞİD adı verilen caniler ülke topraklarının yarısını ele geçirdiler. Suriye Devletine ise ancak bir avuç toprak parçası kaldı.

 Bütün bu istila sürecinin ve “diktatör” söylemlerinin arkasında Suriye’nin demokratik bir anlayışa sahip olmadığı ve Esad’ın da bu “rejimin” lideri olarak suç işlediği savı yatıyordu. Oysa çok değil daha altı yıl önce Erdoğan Esad’ı “kardeşim” diye selamlıyor, Suriye ile Türkiye arasında turizmden güvenliğe kadar anlaşmalar hayata geçiriliyordu. O kadar ki iki ülke arasında vizeler bile kaldırılmıştı. Fakat işte tam o sıralarda dışarıdan “Arap Baharı” diye pazarlanan ama uygulandığı ülkelerde kasırga gibi boran gibi fırtınalar estiren bir proje hayata geçirildi: Büyük Ortadoğu Projesi. Projenin Eş Başkanlarından biri de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Örneğin o dönemde Libya Nato aracılığıyla işgal edilirken Erdoğan ilk olarak “Nato’nun Libya’da ne işi var, böyle saçmalık olabilir mi” diyecek sonrasında ise  "NATO Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir..."  diye görüşlerini ifade etmekten çekinmeyecekti.

  Dedik ya, emperyalistler ve işbirlikçileri Suriye’yi estirdikleri kasırga ile mezarlığa dönüşmüş bir ülke yığınına çevirirken “demokrasi” yalanına başvurdular. Yalan diyoruz zira dünyada var olan iç savaşların, kıtlıkların, acı ve katliamların emperyalist baronlardan bağımsız olarak hayat bulduğunu söylemek eşyanın doğasına aykırı bir durumdur. Zira dünyayı silahlandıran ve silah satışlarını en karlı faaliyet alanı olarak gören ülkelerdir bunlar. Misal, son verilere göre dünyanın en büyük silah satıcısı ABD, silah alımı yapan en büyük ikinci müşterisi de Suudi Arabistan’dır.  İşte bu silahlardan çıkan kurşunlarla bugün 66 ülkede 686 farklı yap birbirleriyle çatışıyor! Yine dünyanın farklı bölgelerinde 42 grup “bağımsızlık ve özerk bölge” mücadelesi veriyor! Diyeceğimiz sömürü, işgal, istila siyaseti emperyalizmin egemenliğinde kapitalist ve bağnaz işbirlikçiler eliyle yürümeye devam ediyor.

  Bütün bu gerçeklikleri gerek Türkiye’de gerekse dünyanın farklı bölgelerinde faaliyet yürüten, cemaat, tarikat ve siyasal İslamcı örgütler bilmiyor mu peki? Biliyorlar belki, lakin bilmek doğruları söylemeye ve bu söylemler ışığında mücadele etmeye yetmiyor çoğu zaman. Ondandır “Halep” için sokağa çıkan İslamcı yapıların, IŞİD, El Kaide, El Nusra gibi canilerin yaptıklarını evde izlemeleri.  Ondandır Arabistan’ın bir yıldır Yemen’de yaptığı acımasız katliamlara sessiz kalmaları. Selefi Vahhabi bu diktatörlüğe devlet nişanı verilmesi ondandır.

     Esad’a diktatör demek kolay elbet, dilin kemiği yok. Sonra oldukça da konforlu ve pek modern bir nutuk. Düşünsenize, “diktatör” adlı koronuzun diğer üyeleri batının pek muteber devletleri ve ABD. 21. yüzyılda bundan ala “modern” nutuklar atılamazdı zaten! Peki ya Suudi Arabistan, Katar, ABD, yakın bir dönemde dini rejimle yönetileceğini söyleyen Brunei Sultanlığı ve daha onlarcası, onlar peki; dünya bu ülkelerin sayesinde mi güzelleşiyor? Neden onlara melek muamelesi yapılır da bir tek söz edilmez! Bırakın bu ülkelere müdahale etmeyi, bir ihtimal olarak bile bu düşünce akla gelmiyorsa Suriye’yi savaş arenasına çevirmekte neyin nesidir? Bütün bu sorulara karşılık şu kadarını söyleyelim ki; yeterince açık olan bu gerçeklikler karşısında susmak, doğrulara sırt çevirmek öncelikle bir insanlık sorunudur. Vicdana, ruha, kalbe yerleşmiş hastalıklı bir virüstür bu. Emperyal güçlerin ve kapitalistlerin, çıkarları için bu yalın gerçekliklere sırtını dönmesini anlıyoruz.

Peki ya örgütlü İslamcılara ne demeli; sırf akıllarındaki İslam yorumu savaşan örgütlerle bağdaşıyor diye bunca acıya, katliama; yağmalanan medeniyetlere, tarihe sessiz kalmak, bununla da yetinmeyip sokaklara çıkarak “Halep için ayaktayız” demek hiç mi sızlatmaz bir insanın yüreğini. Görmüyor musunuz sokaklardan yükselttiğiniz sesler katledilenler ve ezilenler için değil emperyalistler ve işbirlikçileri için yankılanıyor.

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
    • MEB Atarken Bonkör İadede Nankör10 Ocak 2017 Salı 15:24
    • Alışırsın, Alışırsın!07 Ocak 2017 Cumartesi 09:15
    • Noel ve yılbaşı31 Aralık 2016 Cumartesi 09:40
    • Nurullah Ankut: Konuşsanıza bre hainler!28 Aralık 2016 Çarşamba 21:59
    • IŞİD'in yaktığı askerler Bahçeli için önemli değil mi?26 Aralık 2016 Pazartesi 07:08
    • İnönü ve Antep25 Aralık 2016 Pazar 10:54
    • Ortadoğu çamuruna hoşgeldiniz24 Aralık 2016 Cumartesi 07:44
    • Nurullah Ankut: Bu milletin sizden çektiği ne be!23 Aralık 2016 Cuma 21:15
    • III. Reich döneminde sıradan bir üniversite etkinliği22 Aralık 2016 Perşembe 07:59
    • Yine Rusya, Yine Suriye, Yine Maraş21 Aralık 2016 Çarşamba 14:45
    • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.