• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 21 °C
  • Adana 27 °C
  • Antalya 27 °C

'Ben korkuyu 16 yaşında yendim...'

Ahmet Kaya'nın ardından

"40 yaşındayım. Eğer bu ülkede Victor Jara gibi sanatçının parmakları kesilecekse, benim parmaklarım buna dünden hazırdır. Üstelik benim parmaklarım uzundur; acı da çekmem. Bu benim tarihi sorumluluğumdur."

Böyle söylemişti yıllar önce Ahmet Kaya…

Geçtiğimiz gün, yani 28 Ekim onun doğum günüydü.

Özellikle, bir dönem sol kesimindekilerin nerdeyse tamamının evinde Ahmet Kaya'nın kasetlerinden vardı. Şimdi ise sadece sol kesimin değil, biraz müzik seven herkes Ahmet Kaya dinler.

10 Şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü almıştı ve ödül konuşmasında: "Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum." demişti. Bunun sözleri üzerine davetlilerin bir kısmı tepki gösterip, küfür etmeye ve kendisine çeşitli eşyalar fırlatmaya başlamışlardı. Kaya, MGD görevlileri tarafından kongre salonundan olağandışı koşullarda dışarıya çıkartılmıştı.

Bazıları onu vatan hainliği ve Türkiye'nin bölünmesini istemiyle suçlamışlardı.

Yıllar sonra, TRT'nin Kürtçe kanalı olan TRT Kurdî açıldı.

Peki Türkiye bölündü mü?

Ahmet Kaya sadece Kürtçe şarkı söylemek istemişti…

Kafa dergisinin Ekim sayısında, Can Dündar'ın Ahmet Kaya ile, yıllar önce yapmış olduğu röportajına yer verildi.

Sözü daha fazla uzatmadan Ahmet Kaya'yı kendinden okuyun.

İşte Kafa dergisindeki Can Dündar'ın yazısı:

"Öldüğüm zaman beni topraklarıma gömün"

20 yıllık bir söyleşiden bugüne yankılanan ses:

"Ölürsem, istediğim bir tek şey var: 'Bu ülkeyi sevmiyordu' demesinler. Ben Edirne'den Ardahan'a bu ülkeyi çok sevdim."

20 yıl geçmiş üstünden…

Akşamüstü evinde buluşmuştuk; Aynalar belgeselinin çekimi için…

Gülten evdeydi; "Çeker giderim"de bahsettiği köpeği, kuşu, yavrusu evdeydi.

Baştan sonra hayatını anlatacaktı; tedirgindi. Sigara üzerine sigara yakıyordu.

Kalabalık bir ekiptik. Kurduk seti; başladık çekime…

Baktım, tutuk, durgun, gergin…

Kendisi gibi değil; akmıyor söyleşi, anlatmıyor.

Kamerayı durdurdum.

Yanına gidip "Neyin var" dedim.

"Böyle olmuyor, rahat değilim" dedi.

"Ne yapalım" diye sordum.

"Bir tek atalım " dedi.

Hemen.

Söktük kameraları, fonu, seti… Topladık ekibi… Sazını aldık, çıktık.

Cipiyle Hisar'a götürdü bizi…

Deniz kenarında Dicle Retoran'a…

Gittiğimizde alt kat boşaltılmış, sofra kurulmuştu. Yedik, içtik, söyleştik. Ortam gibi, kafamız da hafif dumanlandı. Ahmet rahatladı.

Gece yarısına doğru "Hadi başlayalım" dedi.

Kurduk kamerayı, girdik kayda…

Bildiğimiz, tanıdığımız o kanlı canlı Ahmet konuşmaya başladı.

Harlandı anlattıkça, coştu, gürledi.

Kahkahalar attı, neşelendi, öfkelendi, gözyaşı döktü, saz çaldı, söyledi.

Ve hayatım boyunca unutamayacağım rengarenk bir söyleşi verdi.

KAFA, Ahmet Kaya için bir şeyler yazmamı isteyince o unutulmaz söyleşiyi bulup çıkardım, 20 yıldır sakladığım yerden…

Baktım, bugün ne konuşuyorsak söylemiş o günden…

Tıkalı bir yolu açmış sazıyla, sözüyle…

Etini kerpetenle sıkmak isteyenlere inat,söyledikleri doğru çıkmış.

Karşısındaki "melanet korosu" ölmeden tarihe karışırken o, ölürken sözüyle yaşamış, türküleriyle ayaklanmış.

Bir gün, o uzun söyleşinin tamamını yayınlayacağım; şimdilik sadece vasiyet niteliğindeki sözlerini sunuyorum size…

Ahmet Kaya'nın kıymeti bir kez daha bilinsin diye…

Yokluğunda ona hasretimiz iyiden iyiye depreşsin diye…

Hala huzur arayan ülkesinde, tınan barış yollarını, yine sözleriyle açsın diye…

"BİR TEK GÜNAHIM VAR…"

Biz demokrat-yurtsever insanlar, hayatımız boyunca namussuzluk yapmadık. Bunun tek örneği yoktur.

Bir tek günahım var:

Çok fazla başkaldırdım.

Üstelik herkesin sustuğu zamanlarda…

Ve herkese yol verdim; biliyor musun…

Olukla…

"PİMPİRİKLİ BİR İNSANIM ASLINDA AMA KALP KRİZİNDEN ÖLMEYİ DE HİÇ İSTEMEDİM"

Ölmek, benim için ne meziyettir, ne de kayıp…

Bu ülkede demokrasiyi savunan bütün insanlar için aynı şey geçerlidir.

Ben pimpirikli bir insanım aslında; ama kalp krizinden ölmeyi de hiç istemedim. Bu ülkede ölümün adresi yok, hangi koşullarda nasıl öleceğini bilmezsin. İstanbul'da herhangi bir sokağın ortasında olabilir, evinin önünde olabilir, işkencehanede olabilir.

O yüzden işte, gülerim, şarkı söylerim, türkü söylerim ama şu arka cebimde, iki metrelik kefen bezim durur. Her an hazır ve nazırdır. Ama her an yani…

Öldüğüm zaman, beni topraklarıma gömün. Mesela İstanbul'un herhangi bir yerine gömebilirsiniz.

Bir gün ölürsem, istediğim tek şey var. Bir tek şey:

Asla "Bu ülkeyi sevmiyordu" demesinler. Asla…

Ben Edirne'den Ardahan'a kadar bu ülkeyi çok sevdim

Bütün Kürtler gibi…

"İNSANLARIN TÜRKİYE'Yİ HIYAR GİBİ İKİYE BÖLME NİYETİ YOK"

Ben bir Kürt'üm. Türk vatandaşı olarak ama Kürt gibi yaşamak istiyorum. Başka derdim yok.

Türkiye'yi çok seviyorum.

Asla bu ülkenin bölünmesini istemiyorum.

Biz, bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz, her zaman birleşik kalmasını sağlayacağız. Bu böyle biline…

Zaten insanların da Türkiye'yi hıyar gibi ikiye bölmeye niyeti yok. Fazla bir şey de istemiyorum.

Ben Kürtçe bilmiyorum, ama ne olur, benim birinci sınıftaki talebem çıksa, kendi diliyle ilkokul şarkıları söylese…

Bu, çok mu kötü yani?

Bir Kürt, Bir Türk'e kendi dilinde "Merhaba" dese, kötü bir şey mi?

Yunanlı gelip Yunanca "Merhaba" dediğinde, binlerce yıllık düşmanına kızmıyor da Kürt'ün "Merhaba"sına neden bu kadar tepki gösteriyor?

Ama usta, sana bir şey söyleyeyim mi?

Fazla zamanları yoktur.

Bitiyor bunlar…

"BÖYLE KİMLİKSİZ YAŞAMAYACAĞIZ"

Kimse bu ülkenin sahibi değil ama biz Kürler ve Türkler bu ülkeye baştan ortaktık.

Ortaklık bozuldu mu her şey bozulur.

Biz ne ayrı toprak, ne ayrı bayrak isteriz. Binlerce yıl daha Türk bayrağı altında yaşayacağız.

Böyle kimliksiz yaşamayacağız.

Bütün mesele budur.

"BU ÜLKENİN BÖLÜNMESİNİ DE İNSANLARIN KATLEDİLMESİNİ DE İSTEMİYORUM"

İsrail'i düşün; Yasel Arafat'ı onca yıldır terörist ilan eden İsrail, en sonunda geldi, Yasel Arafat'la tokalaştı.

Haa Türkiye Cumhuriyeti devletinin kimseye verecek bir karış toprağı yoktur. Hakikaten yoktur. Bence vermemeli de…

Ben de ülkenin bölünmesini istemiyorum. Ama bu ülkede insanların katledilmesini de istemiyorum.

"BEN KORKUYU 16 YAŞIMDA YENDİM"

40 yaşındayım.

Eğer bu ülkede Victor Jara gibi sanatçının parmakları kesilecekse, benim parmaklarım buna dünden hazırdır. Üstelik benim parmaklarım uzundur; acı da çekmem. Bu benim tarihi sorumluluğumdur.

Ben korkuyu 16 yaşında yendim.

Benim için bitmiştir artık. Ölümden öte alıp vereceğim bir şey kalmamıştır yaşamımda…

Cumhurbaşkanından Terörle Mücadelesine kadar kimseden santim korkum yoktur. Bunu insanlar böyle bilsinler. Neyi doğru biliyorsam, ona inanırım; korkular beni hiç ilgilendirmiyor. Etimi penseyle sıkarlarsa her insan gibi bağırırım. Sadece bağırırım ama; düşündüğüm şeyden vazgeçmem mümkün değil. Çünkü ben doğruyu, haklıyı savunuyorum ve her zaman mazlumun yanındayım. Bu kadar basit…

Ve bütün Kürtler, devletten daha mazlum… Köyleri yakılan, ezilen onlar… Bu anlamda mazlumları savunuyorum. Ve hiçbir şekilde bundan taviz vermeyeceğim.

Hiçbir şeyden, hiç kimseden korkmuyorum. Bu böyle bilinmeli böyle yazılmalı…

Bunları söylediğim için sabahleyin çok mutlu kalkacağım. Türkiye Cumhuriyeti devletine selam söyleyiniz lütfen…

Bizi anlasınlar biraz… 

Oğuz Bakır / ABC Gazetesi

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)