• BIST 108.953
  • Altın 144,354
  • Dolar 3,4810
  • Euro 4,1079
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 23 °C
  • Adana 26 °C
  • Antalya 26 °C

Benden söylemesi, Karadeniz’e bulaşma!

Ender HELVACIOĞLU

Doğu Karadeniz bölgesi tarih boyunca hiç tekin bir yer olmamış. Burayı mesken edinen halklar, yakın çevrelerinde çok güçlü uygarlıklar ve imparatorluklar doğmuş olmasına karşın (Anadolu’dan söz ediyoruz), içe kapalı ve kendilerine özgü bir yaşam biçimini sürdürmüşler.

Bu bölgeden güçlü ve tarihte rol oynamış uygarlıklar çıkmamış. Hatta antik dönemler göz önüne alındığında doğru dürüst bir devletleşmenin bile olmadığı gözüküyor. En fazla “ön/pre-devlet” diyebileceğimiz “kabile federasyonu” türü yapılar görülmüş buralarda.

Yani antik dönemlerin “uygarlıklar beşiği” diye nitelenen Anadolu’sunda uygarlıkla pek hoşlaşmamış topluluklar yaşamış Doğu Karadeniz’de. Antik Anadolu’nun en “barbar” bölgesi denebilir.

Karası da sert, denizi de… Sert bir coğrafyanın insanları… Hiçbir zaman zenginleşmemişler. Yaşamlarını devam ettirebilmek için sinekten yağ çıkartmışlar, hayatları hiç kolay olmamış, çok emek vermişler. Dolayısıyla yurtlarına çok bağlanmışlar.

Gelip geçene dostça davranmışlar (barbar saflığı!). Ama yurtlarına göz dikene hiç acımamışlar. Bildiğin gözünü oymuşlar…

Yani öyle “vurun, ezin, geçin” denecek bir coğrafya değil Doğu Karadeniz. Bölgenin halkları da bu tür “cahilliklere” gerekli yanıtı vermişler. Hitit’inden Roma’sına Bizans’ına, Şuppiluliuma’sından Neron’una kadar, kim bulaştıysa dersini almış buranın insanından.

Koca koca ordulara kafa tutmuşlar. Yenildiklerinde o sarp coğrafyanın dağlarına çekilmişler, vur-kaç taktiği uygulamışlar. Geleni geldiğine, yeneni yendiğine pişman etmişler.

Örneğin antik dönemin de öncesinde, MÖ 2. bin yılda, “Kaşkalar” diye bilinen bir halk yaşamış buralarda. Dönemin süper gücü Hititlerin baş belası… Aç kaldıklarında Hitit kentlerine saldırıp yağmalayan, ama orada kalmayıp alacağını alıp geri dönen bir topluluk.

Ünlü Hitit Kralı Şuppiluliuma bozulmuş bu duruma, sorunu kökten halletmek istemiş. Ama en fazla kontrol altında tutmakla yetinebilmiş, fethedememiş bu coğrafyayı.

Karanlık bir çağ, pek bilgimiz yok ama, konunun uzmanı tarihçiler Hititlerin sonunu getirenlerin bu Kaşkalar olabileceğini söylüyorlar. Yakışır!

Antik döneme geldiğimizde, MÖ 400 civarında, Yunanlıların da tesadüf eseri yolu düşmüş bu bölgeye. Büyük Yunan tarihçi Ksenefon “Anabasis” adlı eserinde, Doğu seferinden dönen Yunan ordusunun denize ulaşabilmek için bu bölgeye girişinden ve tabii başına gelenlerden söz eder.

O dönemde Kolhiler, Makronlar, Driller diye bilinen kabileler yaşıyor bu bölgede. Yunanlılar girip girdiklerine pişman olmuşlar. “Yahu arkadaşım, burayı fethetmek diye bir derdimiz yok, denize ulaşıp ülkemize dönmek istiyoruz” deseler de uzun bir süre ikna edememişler. Neyse, sonunda durum anlaşılmış da dağlı Makronlar “hadi uzayın” diye izin vermişler.

Ama sahilde yaşayan Kolhiler, bir ders verelim de bir daha gelmesinler diye düşündüklerinden midir nedir, Yunanlıları tuzağa düşürmüşler. Terk ettikleri köylerinde bol miktarda zehirli bal (deli bal) bırakarak, Yunanlıların kitle halinde komaya girmelerine neden olmuşlar. Yunanlılar öldürmeyen ama rezil eden bu balın etkisinden ancak üç dört gün sonra kurtulup yollarına devam edebilmişler.

Yunanlıların, dağlık bölgelerde yaşayan çok savaşçı bir halk olan Drillerle olan maceralarını ise hiç anlatmayayım, ayıp olur uygarlığa!

Buradan çıkan ders şu: Barbar sana bulaşırsa ülkeni koru, hakkındır. Ama sakın ola sen barbara bulaşma, uygarlığınla rezil olursun. Örneğin, Orta Asya kavimleriyle “dostane” ilişkileri olan Çinliler çok iyi kavramıştır bu noktayı. Çin Seddi’nden söz ediyorum!

Büyük İskender’i atlayacağım. Kendisi de yarı-barbar olan bu şahsiyeti severim (Ne de olsa ana tarafından Makedon kökenliyiz. Ama baba tarafım Çerkez, yanlış anlaşılmasın). O da Doğu seferi sırasında bölgeden teğet geçmiş, nasibini almış. Neyse…

Romalılara gelmeden önce bir Hıristiyan öyküsünü aktaralım. 12 havariden biri olan Matthias’a Doğu Karadeniz’de faaliyet gösterme görevi verilmiş (ne şanssız adam!). O bölgelerde yaşayan kavimlere vaaz verip dine davet etmiş. Sonuç: Matthias, bölgedeki Sebastopolis kentinin güneş tapınağının yakınlarına gömülmüş!

Gelelim Roma’nın delisi Neron’a. Deli değil mi, Doğu Karadeniz’e egemen olmak istemiş. Karşılığı, Aniketus isimli bir denizcinin yerli halkın da desteğini alarak başlattığı ayaklanma. Aniketus sonuçta ihanete uğramış, yenilmiş, idam edilmiş. Ama Romalılar buraları fethedememişler. Dahası, bu ayaklanma “Lazi” isimli bir derebeyliğinin doğuşuna kaynaklık etmiş. Bu derebeylik gelecekteki bölge devletlerinin kökenini oluşturacaktır.

Bu Lazika savaşçıları sonraları Bizans’ın da başına bela olmuş.

Çok uzattık, artık bitirelim.

Kıssadan hisse şu: Karadeniz’e bulaşma! Bu bölgenin halkı canını verir, yurdunu, doğasını vermez. Kazandım sanırsın, seni öyle bir oyuna getirir ki rezil olursun. Yurdunu seven zeki olur.

Kaldı ki bugün bütün Türkiye Karadeniz’dir. Karadeniz isyandaysa, Türkiye isyandadır.

Gezi solda sıfır kalır. Bulaşma!

Veya iyisi mi bulaş! Eceli gelen ……. işermiş. 

(Kaynaklar: 1) Hakan Kale, “Anadolu’nun Kayıp Medeniyetleri”, Bilim ve Ütopya, Sayı: 58, Nisan 1999. 2) Ahmet Mican Zehiroğlu, “Antik Çağlarda Doğu Karadeniz”, İstanbul, 1999.)

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)