• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 32 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 28 °C

Beş soruda Anayasa değişikliğini anlama klavuzu

Beş soruda Anayasa değişikliğini anlama klavuzu
"Bu sisteme evet mi hayır mı?"

Dr. Evren Haspolat/Siyaset Bilimci

 SORU 1: ANAYASA NEDİR? NE İŞE YARAR?

CEVAP 1: Anayasa, insanın beş bin yıllık devletli tarihinde büyük bir kırılma anının belgesidir. Çünkü anayasaların ortaya çıktığı 18. yyın sonuna kadar devletlerin yönetim makamlarını elinde bulunduran azınlıklar, yönetilenlerin yani halkın/çoğunluğun onayını almadan devlet iktidarını kullanmıştır. Oysa 13. yydan itibaren gelişen ve anayasacılık hareketleri olarak adlandırılan hareketlerle halklar, devletlerin iktidarını halka sormadan, halktan onay almadan sınırsızca kullanan kralların iktidarını önce sınırlandırmaya, ilerleyen dönemde ise tamamen elinden almaya başlamıştır. Devletin iktidar gücü bir tek kişi ya da dar bir azınlıktan halka/çoğunluğa geçmiş, böylece devlet sınırlarında geçerli olacak kuralları (yasalar) halkın seçilmiş temsilcilerinden oluşan meclisler yapmaya (yasama), yine halkın arasından seçilen yürütme gücü ise halk adına bu kurallara göre devletin görevlerini yerine getirmeye başlamıştır. Devlet ile halk ya da halkın kendi içinde çıkacak uyuşmazlıkları çözme işi ise yine halkın temsilcisi olduğu kabul edilen uzmanlaşmış yargı gücüne verilmiştir. İşte anayasalar, devletin farklı alanlardaki (yasama, yürütme, yargı) görevlerini yapan ve adına kuvvet ya da organ denilen bu yapıların örgütlenişini, aralarındaki yetki dağılımını (kuvvetler ayrılığı), birbirlerini halk adına denetleme yollarını ve halkın temel hak ve özgürlüklerini devlete karşı güvence altına alan belgelerdir. Dolayısıyla anayasalar, egemenliğin bir tek kişi olarak kraldan ya da bir seçkin azınlıktan alınıp halkın eline geçmesini sağlayan hak ve özgürlük mücadelelerinin sonunda yapılan bir iktidar sözleşmesidir. Bu sözleşmede halk mülkün (devlet iktidarının) sahibidir, yasama-yürütme-yargı güçlerini kullananlar ise ancak halkın onayı ile o makamlara gelen ve halk adına o yetkileri kullanan kiracılar, hizmetliler, temsilcilerdir. Anayasa, halk iktidarının tescil belgesidir.

SORU 2: HÜKÜMET SİSTEMİ/REJİMİ NEDİR?

CEVAP 2: Siyasal sistem olarak da adlandırılan hükümet sistemi, insan topluluklarındaki yönetenler ile yönetilenler (halk) arasındaki ayrımın aldığı biçimdir. Yani bir siyasal sistem, “yönetilenlerin hangi hakları vardır ya da hakları var mıdır?”, “yönetenleri halk mı belirler, yoksa yöneticiler kendi kendilerini mi yetkilendirirler?”, “yönetenlerin yetkileri sınırlı mıdır, yoksa yönetenler sınırsızca ve kuralsızca bir yönetme yetkisine mi sahiptir?”, “sınırlı ise, bu sınırı kim koyar?”, “yönetenler yetkilerini paylaşırlar mı, yoksa yönetmeye ilişkin tüm yetkileri tekellerinde mi toplarlar?” biçimindeki sorularımıza verilen bir cevaplar bütünüdür. Bu soruların tümüne yönetenler lehine yanıt verirsek geleneksel, otoriter ya da tekçi hükümet etme biçimlerinden; tümüne halk lehine yanıt verirsek de o zaman çağdaş, demokratik, çoğulcu bir hükümet sisteminden söz ederiz. Hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı (paylaşımı), kuvvetler arasında fren-denge (birbirlerini halk adına denetleme, sınırlama) anlayışı üzerinden yükselen üç tip çağdaş hükümet sistemi vardır. Bunlar ortaya çıkış ve dünyadaki yaygınlık sırasına göre sırası ile: 1- Parlamenter sistem, 2- Başkanlık sistemi, 3- Yarı başkanlık sistemidir.

Sistem, hükümet etme biçimlerinin genel özelliklerini bize gösterir. Her ülke kendi tarihsel, siyasal, ekonomik, toplumsal koşullarına göre belirli bir sistemin ana özelliklerini korumakla birlikte, kendine özgü kimi yenilikler katıyorsa buna da siyasal rejim denir. Yani sistem genel, rejim ise o sistemin bir ülkeye özgü halidir. Hükümet etme biçimi olarak parlamenter sistemin bize özgü haline Türkiye’nin parlamenter rejimi denir. Ancak bizde rejim kavramı anlam genişlemesi ile hükümet şeklinin ötesine geçerek, meşruluk (haklılaştırma) kaynağını doğrudan halktan alan devlet biçimi olarak Cumhuriyet’i de ifade eder. Bu nedenle bizde tek kişi egemenliği olan padişahlıktan halk egemenliğine geçişin devlet şekli olarak Cumhuriyet ile onun hükümet etme (yönetme) şekli olarak benimsenen parlamenter rejim içiçe geçmiştir. Rejim değişiyor denilirken kast edilen, basitçe bir hükümet etme biçiminin değişimi değil, aynı zamanda iktidar gücünün çoğunluk olan halktan alınması ve bir tek kişiye verilmesidir.

Bunlardan Parlamenter Sistemde halk yalnız milletvekillerini seçer. Milletvekillerinden oluşan yasama organı içinde çoğunluğa sahip olan gruba ise yürütme görevi verilir (başbakan ve bakanlar kurulu). Devletin başı çoğu zaman meclis tarafından, bazen halk tarafından doğrudan seçilir. Ya da kimi durumlarda soyundan elde ettiği yetki ile makamını kazanan bir kişi (kral ya da kraliçe) devletin başıdır. Devletin başı yürütmenin de başıdır, ancak tüm organlar arasında tarafsızlıkla sistemin birliğini sağlamakla görevlidir. Çoğu zaman görevleri semboliktir. Uygulamaya dönük iktidar gücü asıl olarak başbakandadır. Ülke çapında uyulacak tüm kuralları koyma ve ülkenin parasının nasıl kullanılacağına karar verme yetkisi (bütçe) ise tartışmasız meclistedir. Ve devlet başkanı nasıl belirlenirse belirlensin, sistemin merkezinde halkın doğrudan doğruya seçtiği temsilcilerinden oluşan çoğul bir organ olarak yasama (meclis) yer alır.

Başkanlık Sisteminde halk hem yasama organını (vekillerini) hem de yürütme organını (başkan) ayrı ayrı ve farklı zamanlarda seçer ve görevlendirir. Ve yine seçim yoluyla her ikisini de görevden alır. Yürütmenin başı devletin de başıdır. Katı kuvvetler ayrılığı olduğu için her kuvvet kendi yetki alanında hareket eder. Ama birbirlerini dengeleme ve frenleme yolları mevcuttur. Ayrıca başkanın yasa gücünde kararname çıkararak, meclise gerek kalmadan da bazı işlerini yapma yetkisi vardır. Fakat asli yasa yetkisi Anayasada genişçe bir çerçeveden tanımlandığı şekli ile yasamanındır. Sistemin merkezinde halk tarafından doğrudan seçilen tekil bir organ olarak yürütme (başkan) vardır.

Yarı Başkanlık Sisteminde ise halk ayrı ayrı hem devlet başkanını hem de meclisi (yasama) seçer. Yürütmenin ve devletin başı olan başkan ise meclis içinden çoğunluk grubunun liderini başbakan olarak atar. Başbakan da çoğu teknokratlardan (seçilmemiş, ekonomik-teknik becerileri ile yöneticilik yapan kişi) oluşan bakanlar kurulunu oluşturur. Ve doğrudan halk tarafından seçilen başkanla, yine halk tarafından milletvekili olarak seçilen, ardından başkan tarafından görevlendirilen başbakan yürütme yetkisini birlikte kullanır. Başbakan olarak atanan milletvekilinin vekilliği, yani yasama yetkileri düşer. Meclis (yasama) ise yasa yapımı ile yürütmeyi denetleme görevini üstlenir. Meclisin başbakanı görevden alma, başkanın da meclisi feshetme yetkisi vardır. Ayrıca meclisin hangi konularda yasa yapacağı sınırlanmıştır. Bunun dışındaki her alan başkan ve başbakanın anlaşması ile çıkan kararnamelerle düzenlenir. Bu nedenle yasa ve bütçe-vergi yapım süreçleri büyük oranda yürütmenin eline geçmiştir. Sistemin merkezinde, bir azınlık olarak başkan, başbakan ve bakanlar birlikte yer alır.

SORU 3: DEĞİŞİKLİKLE YARGI TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ MI OLACAK?

CEVAP 3: Değişiklik teklifi eski anayasa metninde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır” ifadesini “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır” biçiminde değiştiriyor. Ancak bağımsız ve tarafsız yargıyı tesis edecek üst yargı organları olan Hakimler ve Savcılar Kurulu, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın üyelerini belirleme yetkisini partili, yani taraflı olmasına izin verdiği Cumhurbaşkanına ya da onun partisinin çoğunluğu oluşturduğu meclise bırakıyor (Değişiklik Teklifi md. 18/c Anayasa md. 101’deki “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ifadesini kaldırıyor). Bunlardan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 13 üyesinin 6’sını doğrudan, 7’sini meclis çoğunluğu ile dolaylı olarak (Değişiklik Teklifi md. 14), Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 12’sini doğrudan, 3’ünü Meclis çoğunluğu ile dolaylı olarak (Anayasa md. 146 ve Değişiklik Teklifi md. 16/Ç), Yargıtay’ın tüm üyeleri HSK tarafından seçildiği için ve onları da doğrudan ve dolaylı olarak Cumhurbaşkanı seçtiği için bu durumda Yargıtay üyelerini de (Anayasa md. 154) ve Danıştay’ın üyelerinin dörtte üçünü HSK, dörtte birini Cumhurbaşkanı doğrudan seçtiği için yine Danıştay üyelerini de (Anayasa md. 155) Cumhurbaşkanı belirleyecek.

Dolayısıyla taraflı bir kişinin ve taraflı bir meclis çoğunluğunun atayacağı üst yargı organları da göreve gelebilmek ya da orada kalabilmek için onu göreve getiren kişiye (Cumhurbaşkanı ve meclisteki çoğunluğuna) bağımlı olacaktır. Bu koşullarda bağımsız ve tarafsız yargı mümkün mü?

SORU 4: ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NASIL BİR YASAMA GÜCÜ YARATIYOR?

CEVAP 4: İlkesel olarak milletvekili sayısının artması, milletvekili başına düşen vatandaş sayısını düşüreceği için vekiller seçmenleri ile daha yakından ilgilenir ve onları daha iyi temsil eder düşüncesi mevcuttur. Bu nedenle sayının 550’den 600’e çıkması olumlu bir gelişme olarak görülebilir (Değişiklik Teklifimd. 2). Ama değişiklik metninde milletvekillerinden oluşan yasama organının en temel yetkilerine ilişkin yapılan değişiklikler sayısal düzeyde yapılan bu artışı anlamsız hale getirmektedir. Çünkü, hangi hükümet sistemi olursa olsun fark etmeksizin meclislerin (yasama organı) en temel görevi ve yetkisi, yasa yapmak (ülkede geçerli olacak kuralları koymak) ve bütçeyi (halkın parasının halkın hangi ihtiyaçlarına, nasıl harcanacağına karar vermek) onaylamaktır. Bu 1215’te İngiliz Kralı ile yerel toprak zenginleri arasında yapılan Magna Carta anlaşmasından 18. yüzyıla kadar adım adım halkın temsilcilerinin kazandığı ve en sonunda kendinden menkul bir devlet gücünü kullanan kralları iktidardan indirerek elde ettiği, ülke yönetimindeki en temel yetkilerdir. Aynı zamanda meclislerin asli yetkilerinden birisi yürütme organını halk adına denetlemektir.

Oysa anayasa değişikliğinin 5., 6., 7., 8., 9., 10. ve 11. maddelerinde önerilen değişikliklerle halkın temsilcilerinden oluşan Meclis’i meclis yapan bütün özellikleri elinden alınmaktadır. Cumhurbaşkanına yürütme görev alanına giren tüm konularda tek başına yasa gücünde düzenleme yapma imkanı veren kararname çıkarma yetkisi, Meclis’in yasa yapma, yasalar aracılığı ile devletin hukuk düzenini belirleme, devlet kurumlarının yasal kuruluşunu belirleme yetkisini elinden almıştır. Bir devletin teşkilat yapısı içinde yürütmeye bağlı kurumlar tüm devlet teşkilatının yaklaşık % 90-95’ini oluşturur. Bu anlamda devletin %90-95’ine dair kural koyma, karar verme yetkisi halkın %100’ünü oluşturan Meclis’ten alınmış, halkın ancak %50+1 kişisinin oyu ile Cumhurbaşkanı seçilecek olan kişiye verilmiştir.

Meclis’in bütçeyi onaylama, bu çerçevede vergi oranlarına karar verme yetkisi de Meclis’ten alınmış, bir tek kişiden oluşan Cumhurbaşkanına verilmiştir.Cumhurbaşkanının tek başına hazırlayacağı devletin bütçesi, Meclis’te onaylanmazsa Cumhurbaşkanına geçici bütçe hazırlama, o da onaylanmaz ise önceki yılın bütçesini o yılın koşullarına göre yeniden düzenleyerek (arttırarak ya da azaltarak) uygulama yetkisi vermiştir (Değişiklik Teklifimd. 15). Yani bütçe söz konusu olduğunda Meclis onaylamasa da Cumhurbaşkanı istediği içerikte hazırladığı ve kendi kendine uygulamaya koyduğu kendi bütçesini uygulama hakkına sahip oluyor. Bu durumda örneğin Cumhurbaşkanı Milli Eğitim Bakanlığı ya da Sağlık Bakanlığı’nın tüm bütçesini sıfırlayıp, yani onlara bütçede yer vermeyerek eğitim ve sağlık gibi en temel kamusal hizmetleri aslında ortadan kaldırabilir, devletin görev alanından çıkarabilir. Tek başına. Meclis tarafından engellenmeden, denetlenmeden.

Meclis mevcut sistemde yazılı ve sözlü soru, meclis araştırması, meclis soruşturması, genel görüşme ve gensoru yöntemleri ile Başbakan ve Bakanlardan oluşan yürütme gücünü denetler. Halk adına yaptığı bu denetlemenin sonucunda hem onları görevlerini daha düzgün yapmaya ve halkın temsilcilerine hesap vermeye zorlar hem de görevlerini düzgün yapmadıklarına karar verir ise yürütme gücünü kullananları halk adına görevden alır. Oysa değişiklik ile sözlü soru ve gensoru kaldırıldığı gibi, Meclis’in yürütme içinde denetleme yetkisi yalnız Cumhurbaşkanı tarafından atanacak bakanlar ve Cumhurbaşkanı yardımcıları ile sınırlandırılmıştır. Oysa yürütme gücünden tek başına sorumlu olan ve bu gücü asıl olarak kullanan Cumhurbaşkanıdır (Değişiklik Teklifimd. 8). Bu değişiklik ile Meclis’in yürütme gücünün asli sahibi olan Cumhurbaşkanını halk adına denetleme yetkisi elinden alınmıştır. Cumhurbaşkanı kendisine yasama, yürütme ve yargı alanlarında verilen geniş yetkiler ile sürekli gaza basan, ama diğer taraftan kimse tarafından frenlenmeyen, adeta freni patlamış bir araba haline gelmiştir.Cumhurbaşkanını tek frenleyecek olan güç onu seçen halktır. Ancak bu da 5 yıl sonra önüne konulacak sandıkla olacaktır. 5 yıl boyunca yapacağı işlemlerin hiçbirinde kimseye hesap vermeyecek, kimse tarafından frenlenmeyecektir. Bir milletin toplumsal ve siyasal yaşantısında 5 yıl sonra artık hesabı sorulamayacak çok şey vardır.

Bunlara ek olarak Cumhurbaşkanının Meclis’i feshetme yani görevine son verme yetkisi vardır (Değişiklik Teklifimd. 11). Üstelik hiçbir şarta ya da kısıtlamaya bağlı olmaksızın. Çünkü değişiklik teklifinde bir kural belirtilmemiştir. Oysa mevcut Anayasa’da Cumhurbaşkanı 45 gün içinde hükümet kurulamaması durumda ve Meclis Başkanının da görüşünü alarak yenilenmesine karar verebilir (Anayasa md. 116). Aynı şekilde bu maddede Meclis’e de kendi seçimlerini yenilemeye gitmesi halinde Cumhurbaşkanının görevine son verme yetkisi tanınmıştır.Yani karşılıklı fesih hakkı. Ancak Meclis ile Cumhurbaşkanının hem yetkilerinin çapı hem de devletin ne kadarını kontrol ettikleri dikkate alınırsa, aralarında Cumhurbaşkanı lehine eşitsiz şekilde kurulan ilişkide silahı asıl olarak elinde tutacak olanın Cumhurbaşkanı olduğu açıktır. Kaldı ki Cumhurbaşkanının Meclis çoğunluğunu da kontrol ettiği koşullarda Meclis’in Cumhurbaşkanını feshetmesi söz konusu olmayacaktır (Değişiklik Teklifimd. 4 cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Meclis seçimlerinin 5 yılda bir aynı gün yapılması kuralı getirmiştir. Bu, partili olan Cumhurbaşkanı adayının yarattığı rüzgar ile Meclis’te de partisine çoğunluğu getirmesini sağlayacak bir düzenlemedir). Ayrıca değişiklik, Cumhurbaşkanına tek başına Meclis’i feshetme yetkisine ek olarak Meclis’teki çoğunluğu aracılığı ile de Meclis’e kendini feshettirebilme imkânı tanımaktadır. 

Peki milletvekili seçilme yaşının 18’e indirilmesi halkın temsilini genişletmek açısından bir yenilik değil midir? Elbette farklı yaş gruplarının temsil düzeyinde Meclis’e eşit yansıması, toplumsal sorunların çözümü açısından daha eşitlikçi bir durum yaratır.

Ancak AKP’nin daha önce 2006’da yaptığı değişiklik ile seçilme yaşı 30’dan 25’e düşürüldü. O günden beri yapılan genel seçimlerle 4 farklı Meclis oluştu (2007-2011/23. Dönem, 2011-2015/24. Dönem, 5 Haziran 2015-1 Kasım 2015/25. Dönem, Kasım 2015-günümüz/26. Dönem). Bu Meclislerden 24. Dönemde AKP’nin 25-30 yaş aralığında 1 vekili, 30-40 yaş aralığında 7 vekili varken, 40 yaş üstünde 315 vekili mevcuttu.

25. Dönemde 25-30 yaş aralığında AKP’nin 4, HDP’nin 4, CHP’nin de 1 vekili vardı. MHP’nin ise bu yaş grubunda hiç vekili yoktu. Diğer taraftan MHP’nin Meclis yaş ortalaması 52,93 iken, AKP’ninki de 49,21 idi.

26. Dönemde ise Meclis’e 25-30 yaş aralığında yalnız 9 vekil girebildi. Bunların 6’sı HDP’li, 2’si AKP’li, 1’i CHP’li. MHP’den ise yine hiç yok. Mevcut AKP hükümetini oluşturan bakanların yaş ortalaması ise 52. Bir önceki döneme göre 3 yaş yaşlanmış AKP grubu. Buna karşın tüm Meclis’in genel yaş ortalaması 51. 

Bu tablo bize gösteriyor ki 2006’dan beri seçilme yaşı 25’e düşürülmüş olabilir; ama bu hak, siyasal partiler tarafından ancak çok sınırlı sayıda gence tanınmış. Hakkın tanımlanması, bunun uygulamaya geçirilmesini sağlamamış. 

Üstelik bugün son verilere göre Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki gençlerde işsizlik oranı %24. 15-29 yaş grubundaki gençlerin %28’i ise ne çalışıyor ne de okuyor. Bu oran Türkiye nüfusunun 5.3 milyonuna denk geliyor.

Türkiye’nin ekonomik verileri de enflasyon artışı (Ekim 2008’den beri en yüksek oran Mart 2017’de 11,29 oldu), Türk Lirasının sürekli değer kaybı (Mayıs 2013’ten Ocak 2017’ye kadar %103.4 oranında değer kaybı), artan dış borç (2002’de 130 milyar dolardan 2017’de 430 milyar dolara) üzerinden gittikçe kriz görüntüsü veriyor. Bu koşullarda 18 yaş üstündeki gençlerin iş ve eğitim sorunları da dikkate alındığında, yüzde kaçı milletvekili olabilecek?

Vekil sayısını 600, seçilme yaşını 18 yapan değişiklik, fiilen halkın temsiline nasıl bir olumlu katkı yaptı?

SORU 5: ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ NASIL BİR YÜRÜTME GÜCÜ YARATIYOR?

CEVAP 5: Mevcut sistemde yürütme gücü başbakan ve bakanlardan oluşan Bakanlar Kurulu tarafından kullanılır. Devletin başı olarak Cumhurbaşkanı da anayasanın kendisine verdiği, yürütmeye ilişkin görevlerde Bakanlar Kurulu ile ortaklaşa çalışır. Bu tüm millet adına devletin başı olan Cumhurbaşkanına, yürütmeyi denetleme ve gerektiğinde millet adına yanlış uygulamalarını durdurma fırsatı veren bir mekanizmadır. Böylece yürütme içinde denge ve fren mekanizması işler.

Değişiklik her şeyden önce yürütmenin asli gücü olan ve halk tarafından seçilmiş kişilerden oluşan Başbakan ve Bakanlar Kurulunu kaldırıyor.Yerine ise hem yürütme gücünün hem de devletin başı olma yetkileri ile donattığı bir tek kişiyi getiriyor: Cumhurbaşkanı.DeğişiklikCumhurbaşkanını, devlet işlerinin % 90’ını oluşturacak olan işlerden tek başına sorumlu kılıyor. Bu işleri yürütebilmesi için de ona sayısını sınırlandırmadığı kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanı tek başına atama ve görevden alma imkanı veriyor. Ancak bu yardımcı ve bakanlara milletvekili olma, yani halk tarafından seçilip görevlendirilme şartı getirmiyor. Sadece “milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olma” (Değişiklik Teklifimd. 10) koşulu getiriyor ki bunun koşulu da en az ilkokul mezunu olmak, 18 yaşını doldurmak (Değişiklik Teklifimd. 2) ve kamu hizmetine engel bir ceza almamak (Anayasa md. 76). Dolayısıyla Cumhurbaşkanı bu özelliklerdeki istediği herhangi birini, bakan ya da yardımcı olarak atayabilecek. Ama buradaki en önemli konu artık hükümet işlerini seçilmişler değil, bir kişi tarafından atanmışlar yürütecek. Bürokrasi ağı daha da büyüyecek ve keyfi atamalar ile nitelikli olmaktan uzaklaşacak. Üstelik Cumhurbaşkanının ölmesi, hastalanması, yurtdışına çıkması gibi durumlarda seçilmemiş olan yardımcılarından birisi onun yerine Cumhurbaşkanı olacak ve tüm yetkilerini kullanacak (Değişiklik Teklifimd. 10). Dahası bu yardımcının kim olduğu değişiklikte belirtilmiyor. Yani devletin baş makamının boşalması durumunda o yere kimin geçeceğini belirlemeyen, devletin başı için Cumhurbaşkanıyardımcıları arasında iktidar kavgalarının önünü açarak devletin geleceğini belirsizliğe düşürenbir değişiklik var karşımızda. Halkın temsilcisi olmayan, yani yürütmeye dair işleri yaparken halka hesap vermek zorunda olmayan bu atanmışlar, devletin geleceğini belirsizliğe düşürme imkanına sahip oldukları gibi, görevdeyken ve görevlerinden sonra da görevleri dolayısıyla işledikleri suçlar için Cumhurbaşkanı gibi Yüce Divan’da yargılanırlar; görevleriyle ilgili olmayan kişisel suçlarında ise yasama dokunulmazlığından yararlanırlar (Değişiklik Teklifimd. 10). Bu yardımcı ve bakanlar atanmış, ama seçilmiş yetkileri ile donatılan, devlet geleneğimizde yeri olmayan, devlet ve halk imkanları ile yaratılan yeni bir tür kişisel memur grubu olacaktır. Demokratik bir devlette memur kişisel olmaz, kamusal görevleri yapan, kamusal bir kişilik olarak yerini alır.

Gelelim sistemin asli unsuruna: Cumhurbaşkanı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak ifade edilen, dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bu sistemin merkezinde bir tek kişi bulunuyor. O da Cumhurbaşkanı. Ancak bu yukarıda anlatılan başkanlık sisteminin başkanı gibi bir sistemin merkezine yerleşme durumu değil. Çünkü başkanlık sisteminde yasama ile yürütme arasında kesin kuvvetler ayrılığı vardır, biri diğerinin görevine son veremez, diğerinin görev alanına karışamaz. Her ikisi de halk tarafından farklı zamanlarda ve farklı süreler ile seçilir ve görevlendirilir. Yargının üst yetkililerini de yürütme atar ama yasamanın onayı olmadan yapamaz. Bu uygulama halkın iktidarının onun temsilciliğini yapan bir tek kuvvetin eline geçmesi, onun tarafından gasp edilmesi yoluyla halkın boyunduruk altına alınmasını engeller. 

Oysa değişikliğin getirdiği sistemde Cumhurbaşkanı verilen yetkilerle, adeta tek başına devlet oluyor. Çünkü, değişiklikle Cumhurbaşkanı Meclis’in görevine hiçbir gerekçe göstermeden son verebiliyor (feshetme) (Değişiklik Teklifimd. 11), Meclis’in en temel yetkileri olan yasa yapma (cumhurbaşkanlığı kararnamesi) ve bütçeyi onaylama yetkisini eline geçiriyor (Değişiklik Teklifimd. 8., 15), Meclisin ve Cumhurbaşkanının görev sürelerini eşitleyerek (5 yıl) ve seçimlerini aynı güne koyarak Cumhurbaşkanının güdümünde bir Meclis oluşturuyor (Değişiklik Teklifimd. 2), yargının tüm üst organlarının üyelerini doğrudan ya da dolaylı olarak seçtiği için yargıyı kendisine bağlıyor (Değişiklik Teklifi md. 14/Anayasa md. 146, Değişiklik Teklifi md. 16/Ç, 154, 155), bu yetkilerle donattığı Cumhurbaşkanına 5+5 olmak üzere 10 yıl ve farklı maddelerde düzenlediği normal seçim döneminin dışına çıkan durumlarda 4 yıl daha fazladan görev yapma imkanı veriyor (Değişiklik Teklifimd. 7, 10, 11). Üstelik, 14 yıl aralıksız bir kişiye Cumhurbaşkanı olarak yasama, yürütme ve yargının tüm güçlerini vererek görev yapma imkanı tanıyan değişiklik, aynı zamanda bu tek kişiye yine tek başına olağanüstü hal ilan etme yetkisi veriyor (Değişiklik Teklifimd. 12). Dahası olağanüstü hallerde bu tek kişiye bütün milletin anayasa ile güvenceye alına tüm temel hak ve özgürlüklerini çıkaracağı kararname ile askıya alma, kısıtlama, değiştirme hakkı veriyor. Kısacası bu değişiklik 76 milyonluk bir milletin, yüzyıllar içinde kazandığı ve anayasalar ile güvenceye aldığı haklarını, yani egemenliğini bir kişiye devretmesini düzenliyor.

Peki sistemin merkezine yerleştirilen, daha doğrusu tek başına bizzat kendisi sistem olan bu tek kişinin devlet yönetiminde sahip olduğu yetkiler ve görevler tam olarak nelerdir?

Devletin başı olmak, Yürütme yetkisini tek başına kullanmak, Yürütme ile ilgili işler için cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak (devlet işlerinin %90-95’i yürütme alanına dahil, ama yasama ve yargının işlemlerinin yürütmesi de yürütmeye (idareye) ait. Bu durumda Cumhurbaşkanı devlete ilişkin tüm işlerin yürütme süreçlerini gerekçe göstererek devletin tüm kurallarını kararname ile tek başına düzenleyebilecek. Bir sabah uyandığınızda tüm memurların güvencesinin kaldırıldığını, tüm çalışanların kıdem tazminatının kaldırıldığını öğrenebilirsiniz), Tek başına bakanlık kurmak ve kaldırmak (Bir sabah uyandığımızda Cumhurbaşkanının Sağlık Bakanlığını ya da Milli Eğitim Bakanlığını kapatıp, sağlık ve eğitim hizmetlerinin tamamını özelleştirdiğini öğrenebiliriz), Tek başına vilayet kurmak ya da kaldırmak (Bir sabah uyandığımızda ilimizi bir başka ilin ilçesi haline getirilmiş olarak bulabiliriz), Tek başına bölgesel yönetim kurmak ve kaldırmak (Bir sabah uyandığımızda Marmara ya da Doğu Anadolu Bölgesini yönetsel ayrıcalıklarla donatılmış özel bir bölge olarak bulabiliriz, buraya özel bir izin belgesi ile girildiğini öğrenebiliriz), Tek başına kamu kurumu kurmak ve kaldırmak (Bir sabah uyandığımızda Karayolları Genel Müdürlüğünü kapanmış ve köy yolları dahil ülkedeki tüm yolların geçişinin paralı hale getirildiğini görebiliriz), Tek başına vatandaşlığa kabule karar vermek (Vatandaşlık Kanununa göre bu yetki Bakanlar Kurulunda, değişiklik BK’yi kaldırdığına göre bu yetki tek başına Cumhurbaşkanına geçiyor. Bu nedenle bir sabah uyandığımızda 3 milyon Suriyeliyi Türk vatandaşı olarak bulabiliriz), Olağanüstü hali tek başına ilan etmek ve bu koşullarda vatandaşların tüm haklarını askıya alabilmek-kısıtlamak (Cumhurbaşkanın, bütçeyi tek başına yaptığı için halkın parasını çarçur edip, ülkeyi iflasa götürüp, ardından da halk buna tepki gösterdiğinde ordu ve polis gücünü kullanarak olağanüstü hal ilan edip, halkın tüm haklarını yok saydığını, diktatörlüğünü ilan ettiğini görebiliriz), Yargının tüm üst kurullarının üyelerinin çoğunluğunu doğrudan diğerlerini ise Meclisteki çoğunluğu aracılığı ile dolaylı seçmek (kendine bağımlı bir yargı, kişiselleşmiş bir adalet yaratmak), Anayasanın uygulanmasını sağlamak (Uygulanmasını sağlamazsa, onu kim denetleyecek? Kimse), Devlet organlarının düzenli-uyumlu çalışmasını sağlamak (Sağlamazsa, onu kim denetleyecek? Kimse), İç ve dış siyaset hakkında Meclise mesaj vermek (Meclise talimat vererek dış ilişkileri tek başına düzenlemek, böylece ülkeyi tüm dünya ile kavgalı hale getirebilmek/Son dönemlerde yaşandığı gibi), kanunları veto etmek (yeniden görüşülmek üzere Meclise göndermek), Meclis’in çıkardığı Kanun-İçtüzük-Anayasa değişiklikleri hakkında Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak (Meclisin tüm yasama faaliyetini kendi atadığı üyelerden oluşan Anayasa Mahkemesinde iptal ettirebilmek), Cumhurbaşkanı yardımcılarını ve bakanları atamak ve görevden almak (Ailesinin fertlerini, akrabalarını, arkadaşlarını, kendi partililerini bakan ve yardımcı yapabilir, bunun için hiçbir engel yok) Üst kademe kamu yöneticilerini atamak ve görevden almak (Ailesinin fertlerini, akrabalarını, arkadaşlarını, kendi partililerini bakan ve yardımcı yapabilir, bunun için hiçbir engel yok), Yabancı ülkelere Türkiye’nin temsilcilerini (diplomatları) gönderip onlarınkini kabul etmek (Ailesinin fertlerini, akrabalarını, arkadaşlarını, kendi partililerini bakan ve yardımcı yapabilir, bunun için hiçbir engel yok), Milletlerarası antlaşmaları onaylamak ve yayımlamak, TSK’nın başkomutanlığını temsil etmek, TSK’nın kullanılmasına karar vermek (Bu yetki ile Cumhurbaşkanı tek başına bir ülkeye savaş açabilir), Sürekli hastalık-kocama durumlarında kişilerin cezalarını affetmek ve Anayasanın verdiği diğer işleri yapmak (Değişiklik Teklifimd. 8).

Üstelik Cumhurbaşkanının tüm bu yetkileri kullanırken işleyeceği suçlardan ötürü Meclis’te 301 vekilin başvurusu, 360 vekilin bu başvuruyu kabul etmesi ve 400 vekilin yargılanmasını uygun bulması ile Yüce Divan’da yargılanması mümkün olabilecek (Değişiklik Teklifimd. 9). Meclis çoğunluğunun Cumhurbaşkanının partisinde olduğu koşullarda bu yargılamayı yapmak ve millet adına hesap sormak mümkün olabilir mi?

Cumhurbaşkanı bir insan olarak, bütün bir milletin işleri olan bu işleri tek başına yapamayacağına göre, bu işleri yapabilmek için sayısız yardımcı ve sayısız bakan atayacak. Ve vatandaşın bugününü ve geleceğini belirleyen kararlar birer atanmış olan bu yardımcı ve bakanlar tarafından alınacak. Bu durumda söz konusu yardımcı ve bakanlar arasında devletin en etkili yetkilerini kendi nüfuzlarına almak için iktidar çekişmeleri yaşanacak. Üstelik bu süreçte halkın hiçbir söz hakkı olmayacak. Çünkü bu görevliler halkın temsilcisi değil, onun tarafından seçilmedi ve onun tarafından görevden alınmıyor. Bu durumda bir tek kişi olan Cumhurbaşkanını denetim altına alan bir ya da birden fazla atanmış arasında devletin iktidarını ele geçirmek için iktidar savaşları çıkabilir. Halk böylesi bir süreçte hangi araçlarla kendi iktidarına sahip çıkabilecek? Yetkisiz Meclis ile mi? Yetkisiz yargı ile mi? Kendisinin emir vermediği Türk Silahlı Kuvvetleri ile mi?

Millet bu sistemde kendi egemenliğini ve haklarını nasıl koruyacak?

Bu değişiklik ile Anayasa, halk iktidarının tescil belgesi olmaktan çıkmış, halkın esaretini tescilleyen belgeye dönüşmüştür.

SORU 6: Bu sisteme Evet mi Hayır mı?

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      İlgili Haberler
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)