• BIST 109.103
  • Altın 153,013
  • Dolar 3,8255
  • Euro 4,5036
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 18 °C

'Beslediğiniz aşiretler gidip IŞİD'e biat etti'

Türkiye'nin eski Musul Başkonsolosu ve CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, Türkiye'nin Musul'a önce asker sevk edip sonra geri çekmesini ve dış politikasını eleştirdi.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda Musul'daki Başika Kampı'nda yaşanan son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

 Genel Kurul'da konuşan eski Musul Başkonsolosu ve CHP'li vekil Yılmaz, Türkiye'ye gelen Sünni aşiretlerin IŞİD'e biat ettiğini söyledi.

Eski Musul Başkonsolosu ve CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, TBMM Genel Kurulu'nda konuştu. Öztürk, Türkiye'ye getirilen, burada görüşülen Sünni aşiretlerin Suriye'ye geri döndüklerinde IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi'ye biat ettiklerini söyledi.

"Türkiye bu bölgedeki dengeleri bu süre içerisinde tutturamadı. Son 5 yılda IŞİD Musul'u ve Bağdat'ın kuzeyini işgal etmeden önce bizim Türkiye'ye davet ettiğimiz aşiretlerin sayısını bile unuttuk" diyen Öztürk Yılmaz, "Bütün Sünni aşiretleri Türkiye'ye davet ettik. Devleti bir tarafa bıraktık bütün Sünni aşiretler Türkiye'ye geldi. Yediler, içtiler, konuştular ve planlar yaptılar sonra 11 Haziran 2014 tarihinde Ebubekir El Bağdadi'ye biat etti hepsi. Siyaset böyle bir şey mi?" ifadelerini kullandı.

İşte IŞİD'in elinde 100 gün rehin kalan Eski Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz'ın Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı o konuşma:

"Başika konusunu değerlendiriyoruz ve o kapsamda söz almış bulunuyorum.

Doğrusu, "dış politika" deyince "Türkiye Cumhuriyeti devletinin dış politikası" deyince büyük bir şey anlıyormuşuz gibi geliyor ancak Orta Doğu'da yaşanan olaylar, üst üste irtifa kayıpları ve yaşanan bu süreçler bize şunu gösterdi: Gerçekten, bizim gerçek manada bir dış politikamız var mı?

Bir zaman, Irak Merkezî Hükûmetiyle ilişkiler götürürdük, Irak Merkezî Hükümetiyle her şeyin olmasını isterdik, Irak Merkezî Hükümetinden her şeyin geçmesini isterdik. Hatta Bölgesel Kürt Yönetimiyle ilişkilerde bile merkezî hükûmeti işaret ederdik. Dolayısıyla her şey Irak Merkezi Hükûmeti üzerinden giderdi. Zaman içerisinde, son beş yılda, merkezi hükûmetle ilişkiler bir tarafa itildi, bölgesel Kürt yönetimiyle ilişkiler ön plana çıkartıldı.

Tabii, merkezi hükûmetle ilişkiler arka plana itilince Türkiye'nin Irak'la sorunları başladı. Irak'ta, Bağdat'ta -kabul edelim etmeyelim- bir Şii yönetim var, baskın bir Şii yönetim. Bunun, bu işlerden rahatsız olduğunu biliyoruz. Türkiye bölgedeki dengeleri maalesef bu süre içerisinde tutturamadı.

Bakınız, son beş yılda -IŞİD Musul'u ve Bağdat'ın kuzeyini işgal etmeden önce- bizim Türkiye'ye davet ettiğimiz aşiretlerin sayısını bile unuttuk. Bütün Sünni aşiretleri Türkiye'ye davet ettik, devleti bir tarafa bıraktık, bütün Sünni aşiretler Türkiye'ye geldi. Yediler, içtiler, konuştular, planlar yaptılar, 11 Haziran 2014'te Ebu Bekir Bağdadi'ye biat etti hepsi.

Bakınız, siyaset böyle bir şey mi? Bizim baktığımız, bizim yönlendirdiğimiz -güya- bizim ilişkiler geliştirdiğimiz aşiretler böyle bir sonuca mı gitmeliydi? Çünkü devletle ilişkiler geliştirilmedi, devlet ötelendi.

Bakınız, Başika kampıyla da aynı şey yaşanıyor. Niye sorun çıktı? Başika kampıyla niye sorun çıktı? Çünkü biz Bağdat'la bu işleri götürmek istemedik. Görevden alınmış eski Musul valisinin daveti üzerine gitmiş bunlar, peşmergenin uygun görmesi üzerine gitmiş. Sonra bilgi verilmiş. Peki ama niye bilgi verildiyse, onay alındıysa -bir kere, bilgi ayrı, onay ayrı- bunlara onay verildiyse niye şimdi karşı çıkıyorlar? Niye Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine kırk sekiz saat içerisinde biz sizi şikâyet ederiz diye tutturuyorlar. Ne oldu? (AK PARTİ sıralarından "Riyakârlar" sesleri) Onlar mı riyakâr sadece, onlar mı riyakar? Bizde bir hata yok mu? Bağdat'la ilişkilerimizde bir taraftan "Bağdat'ın toprak bütünlüğünü destekliyoruz, bağımsızlığını destekliyoruz." diyoruz, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü ihlal edecek her türlü şeyi yapıyoruz. Komşuluk politikası böyle bir şey mi?

Bakınız, bölgedeki dengeler farklıdır, Irak'ı buradan okumak kolay değil, merkezde okumak gerekir, orada, arazide okumak lazım. Irak'ta her gün dengeler değişiyor. En doğru yol yine merkezî hükûmetle olan yoldu çünkü büyük devletler, Amerika'sı, İran'ı, Rusya'sı hepsi merkezî hükûmetle iş götürüyorlar. Biz onu öteledik.

Şimdi, Dışişleri Bakanlığının yapmış olduğu açıklamada "Musul'dan intikali" deniliyor ve "Koordinasyonsuzluktan kaynaklandı." deniliyor. Musul'dan intikal ne demek? Yani çekilme demek. Nezaketen diyemiyorlar "çekilmek" de "intikal" diyorlar. İntikal ne demek? Basbayağı asker çekilmesidir bu, askerin geri çekilmesidir; on gün önce gönderdiğiniz askerin on gün sonra geri çekilmesidir, başka hiçbir şey değildir. "Koordinasyonsuzluk yaşandı." deniliyor. Niye yaşandı? Madem doğruysa bunlar, niye yaşandı? Demek ki, biz öyle bir noktaya getirmişiz ki bu Bağdat'la ilişkileri, artık koordine bile edemiyoruz; koordine etmeye kalkışsak izin vermeyeceklerini düşünüyoruz, o nedenle bu noktaya geliyor işler. Bizim bunu anlamamız lazım. Aynı şey Suriye'de oluyor. Bir zamanlar, "Maliki devrilsin de ne olursa olsun."du, sonra "Esad devrilsin de ne olursa olsun." oldu. Ne oldu sonuçta? Bugün Irak IŞİD 'le, bölgesel Kürt yönetimiyle, Sünnilerle fiilen 3'e bölünmüş oldu. Bugün Irak'ın tekrar bir arada bulunması şartları ortadan kaldırıldı. Sayın Bakan biraz önce "IŞİD sonrası stratejiyi biz planlamak istiyoruz." diyor. Ya, bizim IŞİD öncesi stratejimiz mi vardı ki sonrasını planlayalım? (CHP sıralarından alkışlar) IŞİD bir buçuk yıldır orayı kontrol ediyor, IŞİD orada, IŞİD insanların ırzına geçti, IŞİD bütün kentleri yok etti, yağmaladı, IŞİD her şeye el koydu; IŞİD'in öncesinde ne yaptınız ki sonrasında ne yapasınız? 

Yani biz bilmiyor muyuz bunları? Biz buralardan geçmedik mi? Allah aşkına çocuk kandırmayın ya! Ne stratejisinden bahsediyorsunuz? IŞİD'le ilgili bir strateji yok, IŞİD sonrası bir strateji ise hiç yok. IŞİD'den sonraki dönem daha kanlı olacak. IŞİD oradan gidecek, çünkü terör örgütü, orayı ilelebet kontrol etmesi mümkün değil, bir şekilde uluslararası koalisyon, yerel güçler orayı temizleyecekler. Bu sene olmaz, seneye olur ama mutlaka orada IŞİD'in bir geleceği olmayacak, çünkü bu kadar katil, bu kadar rezil bir örgütün orada geleceğinin olması mümkün değil.

Peki, sonra bizim stratejimiz ne? Bu askerler oraya niye gitti? Orada ne amaçları vardı? Eğer onlar Musul'u kurtaracaksa, 600 asker Musul'u mu kurtaracak? Yoksa bizim elimizle Musul kurtarılıp birilerine mi verilecek? Biz neyi anlamalıyız buradan? Şimdi, burada yanlışlık had safhada, bakınız.

İkinci konu, biz Irak Musul'da IŞİD'le mücadele ediyoruz. Musul nerede? Bizim sınırımızda Musul'u kesen bölgesel Kürt yönetimi var, Musul daha aşağıda. Ee, peki, Mare-Cerablus hattında IŞİD var, Suriye de bizim komşumuz, niye onunla mücadele etmiyoruz? Orada niye mücadele etmiyoruz?

Bakınız, Suriye'de "Esad gitsin de ne olursa olsun." denildi. Bugün ne oldu? Suriye'nin bizim sınırımızda mücavir bölgenin çok büyük bir bölümünü, sizin terör örgütü olarak gördüğünüz PYD kontrol ediyor. Çok büyük bir bölümünü Cerablus-Mare hattını kim kontrol ediyor? IŞİD kontrol ediyor. Diğer bölgeyi El Nusra kontrol ediyor. Aşağıda Hizbullah var, daha aşağıda Esad sıkışmış. Suriye yediye bölünmüş.

Bu kadar bölünmüş bir Suriye'yi başlangıçta siz tahmin edebiliyor muydunuz? O planı yaptığınız zaman şimdi "Musul'da IŞİD sonrası plan" diyorsunuz ya, Esat sonrası Suriye'yi hesapladınız mı? Ne olacak şimdi Suriye'de?

Bakınız, Cuma günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Suriye'yle ilgili siyasi geçiş sürecini öngören takvimi onayladı. Eğer o işletilirse altı ay içerisinde geçiş hükûmeti kuruluyor, anayasa yazılacak. On sekiz ay içerisinde de ne oluyor Suriye'de? Yeniden seçimlere gidiliyor. Esat'sız bir çözümdü, şimdi Esat'lı bir çözüm var bakınız, en az on sekiz ay. PYD'siz bir çözümdü, PYD masaya geliyor. Bütün politikanız altüst olmuş. Bakınız, bunu anlamak lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim gerçeğe sirayet etmemiz lazım, gerçeğe. Gerçek nedir? Gerçek: Bölge ufalandı, küçüldü, bundan sonra da küçülüyor. Biz bir düzen tutturamadık Orta Doğu'da. Biz bir strateji uygulayamadık. Biz bir öngörüde bulunamadık. Libya'dan başlayın, Mısır'dan geçin, Doğu Akdeniz'den çıkın, ta Suriye'den Irak'a kadar bütün bölgeyle kavgalıyız, bir tane ülke kalmadı kavgalı olmadığımız. Ne olacak peki? Ya, 1 kilo domates satacağımız sınır kalmıyor aşağıda. Ya ne olacak? Türkiye diğer taraftan kavimler göçü gibi, 5 milyon insanı içimize aldık, 8 milyar dolar para harcamışız diyoruz. Bravo! Ah ne güzel, 8 milyar dolar! Kim sizi takdir ediyor? Kim sizi takdir ediyor?

Hiç kimse takdir etmiyor. 3 milyar euro veriyorlar, rüşvet veriyorlar bu 5 milyon insanı barındıralım diye. Yarın seçime girseler, emin olun barajı geçecekler bunlar! 

Bakınız, başka şeyler de oluyor dış politikada, sadece bu değil. Geçen, basına bir şey yansıdı, ne diyor? "Kıbrıs'la müzakerelerde çok ileri bir safhaya ulaşıldı." diyor. Ya Allah aşkına, biz Kıbrıs'la müzakereleri biliyoruz, bir şeyler oluyor da peki siz biliyor musunuz ne olduğunu? Kıbrıs hani yavru vatanımızdı, biz garantör ülkeydik? Ne oluyor? Bakınız, KKTC'de bütün milletvekilleri görüşme tutanaklarını giriyorlar Mecliste okuyorlar, iki lider ne görüştüyse gidip okuyorlar, bütün başlıkları okuyorlar; "Yönetim ve Güç Paylaşımı" başlığı var, onu okuyorlar; "AB" başlığı var, onu okuyorlar; "Toprak" başlığı var, "Taşınmaz Mallar" başlığı var, onu okuyorlar, en sonunda, garantilerle ilgili -henüz daha bu konulara gelinmediği söyleniyor, onları okuyorlar ama her şeyi okuyorlar. Çünkü önemli bir konu. Biz millî bir konu dediğimizde bile herhangi bir bilgimiz yok, hiçbir şey bilmiyoruz.

Bakınız, aynen Annan Planı gibi, bir gün önce basına düşecek bu ve emin olun, okuyana kadar referanduma gidecek bu, aynen Annan Planı gibi.

Bakınız, Kıbrıs'taki olay… Zannediliyor ki biz Kıbrıs sorununu çözdüğümüz zaman hemen ertesi gün bütün fasıllar açılacak, AB'ye gireceğiz; yok öyle bir şey.

Kıbrıs sadece bir tanesidir, ondan sonra Türkiye'ye uygulanan 40 tane daha şart var, Kıbrıs sorununu çözseniz bile 40 tane engel var. Peki, hâl böyleyken neyin pazarlığını yapıyoruz biz?

Kıbrıs konusunda da ben özellikle rica ediyorum, bu görüşmeleri biz de okuyalım. Biz de bu ülkenin milletvekilleriyiz ve garantör bir ülkeyiz. Bu görüşmelerin ne olduğunu, neler konuşulduğunu, nelerin öngörüldüğünü, neler verilmek istendiğini, neler alındığını öğrenmek istiyoruz, bu al-ver sürecini öğrenmek istiyoruz biz de, en doğal hakkımız. Biz neyi garanti edeceğimizi bilmek istiyoruz. Neyi garanti edeceğiz? Garantör olarak kötü bir anlaşmayı mı garanti edeceğiz, hangi anlaşmayı garanti edeceğiz? Ben inanıyorum ki burada kimse bilmiyor. Dışişleri Bakanlığında da çok az insanın bildiğini biliyorum.

Hiç kimse bilmiyor bu konuyla ilgili. Lütfen, bu konularla ilgili, Meclisi bilgilendirmenizi rica ediyoruz.

Artı, bakınız, son bir şey söylemek istiyorum. Rusya'yla ilgili kriz yaşandı. Herkes hamaset yapıyor, "Bize bir şey olmaz." deniyor. "Bizim ekonomimiz güçlü, alternatiflerimiz güçlü, o güçlü, bu güçlü, her şey güçlü." Emin olun, iki üç ay sonra, bakınız, sizi üreticiler önce eleştirecek. Göreceksiniz, belki Rusya gazı da kesecek buradan.

Hepinize saygılar sunuyorum.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)