• BIST 106.521
  • Altın 145,483
  • Dolar 3,5222
  • Euro 4,1188
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 34 °C
  • Adana 34 °C
  • Antalya 31 °C

Bestseller Okuma Kılavuzu’nun estet süzgeci

Bestseller Okuma Kılavuzu’nun estet süzgeci
Parisli argosunda söylendiği haliyle bu işlerin bir tür “raquette”(organize işler) kayırmaca olduğundan iyice şüpheleniyor insan

Alper Yalman

Fransız toplumunda bilinen ve hep tekrarlanan ironidir. Fransa’da entelektüel sayılmanız için diğerlerinin yanı sıra, sine-qua-non, olmazsa olmaz iki koşul vardır. Birincisi, Fransa’nın en önemli ve etkili yayınevlerinden biri olarak değerlendirilen, özellikle günümüz ve yirminci yüzyıl edebiyatının önemli yazarlarını yayın kataloğunda bulunduran Edition Gallimard’ın bir kitabınızı yayınlamış olması; ikincisi, ister evlilik ister iş ortaklığı bir biçimde bir yerinizden ibranilikle bağınızın bulunması. Bu önemli yayınevinin 2011 yılında yayınladığı kataloğunda 36 yazarın Goncourt ödülü, 38 yazarın Nobel edebiyat ödülü ve 10 yazarın Pulitzer ödülüne layık görüldüğünü okuyoruz. Bütün bu yazarlar Yahudi mi gerçekten? Bilmiyorum. Araştırmayı da düşünmüyorum.

Bilindiği üzere Yahudilik, en az Hıristiyanlık kadar batı kültürünün yapı taşlarından biridir. Fakat bu doğallık ve sıradanlık, bir dönem Nazi yanlısı olmanın ve Yahudi soykırımına bir yerinden ortak olmanın verdiği utancı silmek adına, ikinci savaştan sonra yerini, Yahudi olanın korunup kollanması ve önünün açılması olağandışılığına bırakmıştır. Bu o kadar ileri boyutlara vardırılmıştır ki, yetenekleri sınırlı bir Yahudi bile, görünmeyen bir elin araladığı kapılardan zorlanmadan geçebilmiş, hak etmediğinden herkesin açıkça şüphelendiği yerlere kolayca gelebilmiştir. Yetenekli ve çalışkan olanlara kimsenin diyeceği olamaz. Bu durumu en iyi, o günlerde, “Ben entelektüel biri değilim ama iyi bir pratisyenim, başkaları düşünür ben uygularım” diyerek, Fransa cumhurbaşkanlığına seçilen göçmen bir Macar Yahudisi’nin oğlu olan Nicolas Sarkozy’nin açık sözlülüğü özetler.

ZÜLFÜ LİVANELİ’NİN DETONE KİBRİ

B. Sadık Albayrak’ın önceki hafta Doğu Kitabevi’nden çıkan son kitabı Bestseller Okuma Kılavuzu isimli kitabından, Zülfü Livaneli’nin “Konstantiniyye Oteli” isimli romanının eleştirisini okurken düşündüm bunları. Yıllar önce Paris’teyken, bir kitabın peşinde ünlü yayınevi Gallimard’ın bulunduğu adrese gittiğimde, hemen girişte, diğer büyük yazarların arasında Yaşar Kemal’in de büyük boy bir fotoğrafı bulunuyordu. Gururlandım haliyle. Yine girişte, bir panonun üzerinde, ayın kitabı olarak Zülfü Livaneli’nin bir romanı vardı. Haliyle buna da çok sevindim ve göğsüm kabardı. Fakat ne yana baksam, Yalçın Küçük hocanın “Net-Work- Şebeke” isimli kitabı gözümün önündeydi.

Zülfü Livaneli’nin zaman zaman okuduğum günlük yazılarında, geçerken öylesine değinilmiş izlenimi vermeye özen gösterilmiş, o destansı şımartılmış küçümen şık ama detone kibriyle, kendisiyle ilgili bu gibi büyük gelişmeleri mümkün olduğunca minimize ederek duyurma lütfunda bulunduğu, yok ayın kitabıymış, yok kırk dile çevrilmişmiş mevzuunun köklerini, Hocanın süzgecinden geçirerek düşünmekten kendimi alamıyordum.

Az daha araştırınca, Parisli argosunda söylendiği haliyle bu işlerin bir tür “raquette”(organize işler) kayırmaca olduğundan iyice şüpheleniyor insan. Seçilmiş olmanın da bir getirisi olmalı elbet. İlber Ortaylı’nın kulağa pek hoş gelen telaffuzuyla, ya bu kefere Evropalılar çok hoşgörülü kibar insanlar hiç seslerini çıkarmıyorlar ya da biz bunları abartıyoruz. Her şey bir pazarlama stratejisi, bir kapalı devre ilişkiler ağı içerisinde olup bitiyor. B. Sadık Albayrak’ın pek de üzerine gitmekte değer bulmadığı izlenimi edindiğim işin bu yönüyle birlikte, herhangi bir eşya gibi tüketilip unutulup gidiyorlar.

B. SADIK ALBAYRAK’IN DEDEKTİF TİTİZLİĞİ

Kimseden modern bir Balzac olmasını bekleyemeyiz. Yabancı bir yazarın Orient kontenjanından bir kitabının Gallimard’dan çıkmış olması elbette kendi başına önemli ve gurur vericidir. E, bir kitap bir şekilde çıkınca, içeriği edebi değerine bakılmaksızın pazarlama departmanlarının sürekli işleyen çarkında döner. Orta halli her entelektüel evde bulunması şartlandırılan, haksız yere havalandırılmış, şöhreti kendinden büyük kitaplardan birine, B. Sadık Albayrak’ın çıkıp bütün kibarlığıyla “Bir dakika (van minüt değil) durunuz, bu memlekette bin bir zahmet, mücadele, göz nuru ve çabayla oluşmuş estet süzgeci var, o kadar da değil demesi, Bestseller Okuma Kılavuzu’nun edinilmesi ve okunması için kendi başına bir nedendir.

Ahmet Ümit, bir televizyon programında “ben tarih romanı yazıyorum, roman okuyanlar bonus olarak tarih öğreniyorlar” mealinde sözler sarf etmişti. Bu, tembel okuyucunun Kemal Tahir okuyarak kolayından tarih öğrendiğini sanmasına benziyor. Albayrak, bir dedektif titizliğiyle, Ahmet Ümit’in Elveda’sının ne kronoloji ne de kurgu olduğunu, dolayısıyla tarih olamayacağına bizi ikna ediyor. Dönem romanı mutlaka tarih, iktisat, estetik, kurgu, karakter ve daha pek çok şey demektir.

Ahmet Ümit’in, altını doldurmaktan imtina ederek ve geçerken tekrarladığı, çok bilinen turistik tanıtım klişesi “Sanatın ve aşkın başkenti Paris” eleştirisi çokça çağrışıma neden oluyor. (Sayfa 162) Albayrak, “Hangi sanatın hangi aşkın şehridir Paris?” diye haklı olarak soruyor.

PARİS’TE YAŞAMANIN EKONOMİ POLİTİĞİ

Şimdi biraz Paris’te sanat ve aşkın ekonomi politiği...

Elbette, hangi dönemde olursa olsun, Paris, aşkın, sanatın ve tabii devrimin esas kentidir kenti olmasına da... bugünün şartlarından bakacak olursak, aylık satın alma gücünüzün kiradan ve vergiden arındırılmış haliyle şöyle bir on bin kayme evro civarında olmasında sonsuz fayda vardır. Tarihin diğer kesitlerini bu ölçüye vurmak yanıltıcı olmaz. Bu yetmez, paralı hödük her yerde bulunur, yanı sıra, sıkılmadan Fransızca roman okuyabilecek ve berberde, çiçekçide, müdavimi olduğunuz bistrolarda dedikodu yapabilecek kadar akıcı dil bilmek… roman, tarih, estetik, müzik, dans, operadan, örneğin Paris’e sığınmış devedişi gibi mülteci bir ressamın atölyesine gidip, gelecekte çok para edeceğini bilecek ve hiiç gözünün yaşına bakmadan ucuza kapatacak kadar resim ve heykelden anlamak… tercihen Sorbonne’a yakın Quartier Latin’de Odeon civarında 3+1 dairede oturmak, arada bir çizgi dışına taşmak, uçuk kaçık çırılçıplak girilen gece kulüpleri vs. devam etmeyelim bu kadarcığı bile nefes kesmeye yeter.

Ernest Hemingway, Parislilerin gökyüzü fareleri de dediği çatılarına konmamaları için önlem aldıkları tembel güvercinleri yakalayıp yiyerek epey bir süre yaşamını idame ettirdikten sonra, paralı ve tanınmış bir yazar olarak geri geldiğinde, kentin en şık restoranlarından birinin defterine, (bilenler bilir La Closerie des Lilas) “Paris şenliktir” diye not düşmüştü. Bu, Paris’in her koşulda sevilebileceğine bir işaret olabilir ama gene de siz siz olun aylık on bin Evrodan aşağısına razı olmayın.

Bir roman, Bir Sürgün-Yakup Kadri, kimsesizler mezarlığına gömülen Dr. Hikmet isimli bir Jön Türk, yıl 1905’ten nerelere geldik… (Sayfa 163)

ELEŞTİRİNİN YENİDEN DOĞUŞU

Albayrak, Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’un "Kafamda Bir Tuhaflık" kitabının hakkını vererek ve derinlemesine ele alıp, aslında Pamuk’un yazmayı bilmeyen kindar bir küfürbaz olduğunun delillerini ortaya koyuyor. (Sayfa 211 ve sonrası) Son yıllarda sesi boğulmaya çalışılan eleştirinin bulunduğu yerden nasıl sıçradığına ve yükseldiğine tanık oluyorsunuz. Kitap aynı zamanda edebiyat tarihimizin Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul gibi çok değerli eserlerine göndermelerle dolu olduğundan adeta bilgiye doyuyorsunuz.

Kitabın edinilmesi ve okunmasına birden fazla neden var. Ahmet Ümit, Ahmet Altan, Hamdi Koç ve Orhan Pamuk okuyucuları için bulunmaz bir çalışma. Elif Şafak’ın olmamasına hayıflanıyor insan.

B. Sadık Albayrak bu yazarların bir romanının konusunu tarihsel dönem ve çerçevesini, kurgusunu, dilini, estetiğini ele alıyor. Deyim yerindeyse kılcal damarlarına kadar inceliyor. Bazen “yok yahu” dedirtiyor bazen de ortaya koyduğu delillerle karşı duruşunun nedenlerine zorlanmadan ikna ediyor.

bestseller-okuma-kilavuzu220cab706d20507dc1e2a8514348e26a.jpg

B. Sadık Albayrak- Bestseller Okuma Kılavuzu- Doğu Kitabevi- Kasım 2016

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)