• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 18 °C

Bilim-politika ilişkisi üzerine birkaç soru

Ender HELVACIOĞLU

Politikanın çalım atma sanatı olduğu söylenir. Ama asıl önemli olan, politikanın nelere çalım atamayacağıdır.

Herhangi bir alana vakıf olmak, o alanın sınırlarının bilincine varma düzeyiyle doğru orantılıdır. Neyi yapamayacağını iyi bilen, neyi yapabileceğini de iyi bilir ve iyi yapar.  

Örneğin politika bilime çalım atamaz. Çalım attığını sanır, ama atamaz. Bu konuda en meşhur örnek Galilei’nin başından geçenlerdir. Engizisyon’un ölüm tehdidi belki Galilei’nin düşüncelerinden taviz vermesine yol açmıştır ama insanlık fısıldamıştır: “Dünya yine de dönüyor!”

Politika dünyanın dönmesini durduramaz. Bu bir sınırdır. Bilimin politikaya çektiği aşılamaz kırmızı çizgisidir.

***

Birkaç yıl önce Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde “Bilim Tarihi” dersleri vermiştim. Öğrencilere bazı sorular yöneltmiştim. Birini seçip dönem ödevi hazırlayacaklardı. Genellikle bilim-siyaset ilişkisi üzerine olan bu soruların bazılarını ABC okurlarına sunuyorum. Yanıtlamaları için değil, düşünmeleri için… Zaten yanıtlanacak değil, düşünülecek sorulardır bunlar. Kişisel düşüncelerimiz farklı olabilir, ama asıl yanıtı tarih verir.

- İyonyalı Thales, bir gece derin düşüncelere dalmış bir halde gökyüzündeki yıldızlara bakarak yürürken, önündeki çukuru fark edememiş, düşüvermiş içine. Bu duruma şahit olan bir köylü kızı başlamış kıkırdamaya: “Yıldızları düşünüyorsun ama önündeki çukuru göremiyorsun!”

Kim haklı? Thales mi, köylü kızı mı? Veya kim ne kadar haklı?

- Marie ve Pierre Curie, yıllarca emek verip keşfettikleri radyumun patentini almayı reddederler. Oysa kendi keşiflerinin bir gramının piyasadaki ederiyle, en büyük hülyaları olan bir laboratuara kavuşabilirlerdi. Marie Curie, radyumun patentini almalarını tavsiye edenlere şaşkınlıkla şu soruyu sorar: “Radyum bir elementtir. Nasıl bir kişiye ait olabilir?”

Curie’ler “aşırı ilkeli” miydiler, “gerçekçi” değiller miydi, yoksa başka bir “gerçeği” mi savunuyorlardı?

- Kuantum kuramının temellerini atan büyük Alman fizikçi Max Planck’ın uzun yaşamı trajik bir olayla noktalanır. Yedi çocuğundan yaşamda kalan tek oğlu 1944 yılında Hitler’e suikast suçlamasıyla tutuklanır. Nazi yöneticilerinin yaşlı Planck’a önerileri “basit” olduğu kadar korkunçtur: “Nazizme inanç ve bağlılık duyurusunu imzala, oğlun idamdan kurtulsun!” Planck, oğlunun ölümü pahasına, yaşam anlayışına ters düşen bu duyuruyu imzalamaz. Oğlu idam edilir. Kendisi de bu yükü kaldıramaz ve birkaç yıl içinde ölür. (Cemal Yıldırım’ın “Bilimin Öncüleri” adlı kitabından)

Kendinizi Planck’ın yerine koyun, ne yapardınız? Neden?

- Bilindiği gibi büyük biliminsanı Galileo Galilei, savunduğu Güneş merkezli evren modelinin İncil’e aykırı olduğu suçlamasıyla Engizisyon’da yargılandı ve fikirlerinden vazgeçmeye zorlandı. Bir diğer Rönesans düşünürü Campanella (ömrünün 17 yılını Engizisyon zindanlarında geçiren, “Güneş Ülkesi” adlı ütopyanın yazarı ünlü filozof) İspanya’da Engizisyon zindanlarındayken yazdığı “Galilei Savunusu” adlı eserde, Galilei’nin fikirlerinin kutsal kitapla çelişmediğini kanıtlamaya çalışır. Ama eserinin sonunda dayanamayıp şu soruyu ortaya atar: “Çelişirse hangisini kabul edeceğiz? Doğayı mı, Kitabı mı?”

Sizce hangisini? (Dikkat: Yanıt son derece riskli. Hâlâ!)

- Döneminde kendisine yapılan övgülere Isaac Newton şöyle yanıt vermiş: “Herkes benim her şeyi açıkladığımı söylüyor. Oysa ben kendimi koskoca bir okyanusun kıyısında birkaç parlak taş bulunca sevinen bir çocuğa benzetiyorum.”

Newton’un oluşturduğu kuram ve kendisi için yaptığı bu mütevazı değerlendirmeyi “bilimin ve bilimsel yöntemin ne olduğu” sorusundan da yola çıkarak yorumlar mısınız? “Kumsaldaki birkaç parlak taş” ile “koca okyanus” arasındaki diyalektik…

- Ünlü fizikçi Richard Feynman günümüz için “Bilgi çağında yaşıyoruz, ama Bilim çağında yaşadığımız söylenemez” demiş. Feynman ne demek istemiş?

- Amerika’nın kâşifi Kristof Kolomb 20 Mayıs 1506’da hayata gözlerini yummuştu. Kolomb ölümünün 500. yıldönümünde Avrupa’da “büyük bir uygarlık kahramanı” olarak anılırken, aynı tarihte Venezüella’da yüz binlerin katıldığı mitingde “Kolomb’a ölüm!” sloganları atılıyordu.

Sizce Kristof Kolomb kimdir? Büyük bir uygarlığın doğuşunun simgelerinden biri olan müthiş bir devrimci mi? Yoksa -bilincinde olsun ya da olmasın- tarihin gördüğü en büyük kıyımlardan birinin başladığı sürecin öncüsü mü? Kahraman mı, lanetli mi? Atlantik’in iki yakasındaki insanların Kolomb değerlendirmeleri neden bu kadar birbirine zıt? İnsanlık ortak bir Kolomb değerlendirmesine ulaşabilecek mi?

***

İnsan ile insanlık, birey ile kolektif, an ile süreç bu sorulara farklı yanıtlar verir.

Bu ikililerin ve bilim-politika ikilisinin sentezinin yapılabileceği ve kimsenin birbirine böyle sorular sorma ihtiyacı duymayacağı bir toplumu özlüyoruz.  

İnsanlık böyle bir düzeye ulaşabilecek midir? “An”a baktığımızda neredeyse olanaksız; sürece baktığımızda ise eşiğindeyiz!

Bir soru sorulduysa eğer, yanıt gündeme girmiştir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.