• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 32 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Adana 32 °C
  • Antalya 31 °C

Bilimsel sorumluluk ve kahramanlık

Haluk ŞAHİN

Bir aylık bir ziyaretten sonra henüz döndüğüm ABD’deki en önemli haberlerden birisi Michigan eyaletinin 100 bin nüfuslu Flint kentinin suyunununun kirlenmiş olmasıydı. Yapılan ölçümler, kentin içme suyunun tehlikeli düzeyde kurşun bulundurduğunu ve bu suyu içen binlerce çocuğun ağır sağlık rizikolarıyla karşı karşıya bulunduğunu gösteriyordu.

Ve,  dolaylarında irili ufaklı pek çok üniversitenin bulunduğu Flint bu “keşfi” başka bir eyaletten bir biliminsanına borçluydu: Virginia Tech Üniversitesi’nden Profesör Marc Edwards’a!  

    Kentin içme suyu ile ilgili gerçek o yörenin bilim insanları tarafından ya görmezden gelinmiş ya da bilindiği halde dile getirilmemişti. 

Çünkü, yalnızca Türkiye’de değil, Amerika’da da bazı bilimsel gerçekleri dile getirmenin sakıncaları vardı. Halk sağlığını ilgilendiren böylesine yaşamsal bir konuda bile gerçekleri söyleyebilmek için “yüksek ahlaki cesaret” gerekebiliyordu.

    Şimdi Flint’te bir kahraman muamelesi gören Prof. Edwards bunun farkındaydı: Aynı şeyi daha önce yaptığında başı belaya girmiş, ağır bedeller ödemek zorunda kalmıştı. 

Sistem bu türden Doğrucu Davut’lardan haz etmiyordu. Sistem derken öncelikle Amerikan üniversite sistemini kastediyorum.

    Son 50 yıl içinde bu sistemin ödül-ceza mekanizması bozulmuştu: Devletten ve dev şirketlerden araştırma-geliştirme parası alabilen, eyalet sözleşmeleri kazanan “parabulur” hocalar krallaşmıştı. Bu türden paralar bulabilmek akademik başarının da baş göstergesi olarak görülmeye başlanmıştı.

İşte bu yapısal yozlaşma “kamu yararına bilim” yapılmasını zorlaştırıyordu. Üniversiteleriyle ünlü bir eyaletin, örneğin Michigan’ın fonladığı üniversitelerden birinde, baş sorumlusu yine o eyalet olan bir konuda özgürce araştırma ve yayın yapmak ne kadar mümkündü?  Böyle bir şey yapan genç bilim insanının terfi etmesi, yükselmesi, çalıştığı bölüme bol araştırma parası getirmesi ne kadar gerçekçi olurdu?

   Son onyıllarda bu ülkede üniversitelere egemen olan “akademik kültür” bu sorunun yanıtların olumsuz olmasını kaçınılmaz kılıyordu. Araştırmalar, “kamusal yarar için bilim” amaçlı olmaktan çıkıyor, özgeçmiş cilalamak için parlatılan kof projelere dönüşüyordu. 

Doğruları söylemeyi etik bir yükümlülük sayan biliminsanının işi epeydir Amerika’da da zordu.

Prof. Edwards kendisyle yapılan bir görüşmede şöyle demiş:

  “Ben bilim tapınağında ibadet ederek büyüdüm.  Bilim insanlarının bu duruma düşebileceğine kesinlikle inanmazdım. Bu durumu açıklamak için aklıma gelen tek şey şu: Bu insanların bilimle ilgisi yok diyorum. Bilimin amacı hakikati aramak ve insanlara yardım etmek olmalı.  Eğer amacın başka bir şey ise, biliminsanı kendisini sorgulamalı.”

                                                     *    *   *

Yaptığı bilimsel müdahalelerle bir çeşit bilim kahramanı haline gelen Prof. Edwards üniversitesi Virginia Tech’te kahramanlıkla ilgili bir de etik dersi veriyormuş. Öğrencilerine yalnızca insanların değil, hayvanların bile doğasında kahramanlık olduğunu anlatıyor, sisteme karşı direnmenin ve doğruları söylemenin önemi üzerinde duruyormuş. Ama bunun bir faturası olacağını da hatırlatıyormuş.

   Ya bizim üniversitelerimiz?  Bizde kaç üniversitede böyle bir ders verileblir?

Bu tartışmayı şöyle toparlayalım:

   Bilimsel doğruları söylemek bilim insanları için etik bir yükümlülüktür. Türkiye’de de böyledir bu, Amerika’da da.  “Çağdaş” bir ilkeden söz ediyorum.

Bilimsel doğruları söylemek ahlaki bir sorumluluktur da diyebiliriz.

“Doğrular” derken bilimsel yöntemlerle doğrulanmış olgu ve gerçeklerden söz ediyorum.

   Bilimsel doğruların özgürce dile getirilemeyeceği bir ülke tekin bir yer değildir. Bilimsel doğruların söylenmemesinin ya da söylenememesinin bedelini çok ağır biçimde öder.

Bilimsel olguların özgürce dile getirilemeyeceği ya da getirilmediği bir ülke, yangın alarmları kapatılmış eski bir ahşap binaya benzer.

   Tıpkı basın özgürlüğünün olmadığı, soruşturmacı gazetecilik yapılmayan ya da yapılamayan ülkeler gibi.

Cayır cayır yanma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ya da yanıyordur!

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)