• BIST 83.456
  • Altın 147,099
  • Dolar 3,7651
  • Euro 4,0462
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 3 °C
  • Adana 9 °C
  • Antalya 9 °C

Bir de buradan bakalım

Cüneyt AYRAL / Paris

7 Ağustos 2016 günü (bugün) yapılacak olan demokrasi mitingine Fransa’da yaşamakta olduğum için katılamıyorum.

Bu nedenle, Haziran 2015 ve hemen ardından yapılan Kasım 2015 genel seçimlerinin bende yarattığı kuşku ve rahatsızlık nedeniyle durdurmuş olduğum yazılarıma yeniden başlamaya karar verdim...

Mitingin adı “DEMOKRASİ VE ŞEHİTLERİ ANMA MİTİNGİ”, o halde önce “demokrasinin” ne olduğunu anlamayı deneyelim.

Benim, öğretmenlerimden Prof. Mümtaz Soysal’dan öğrendiğime göre, demokrasi azınlığın çoğunluğa iktidarıdır.

Bu ne demek?

Bir seçim yapılır ve çok partili parlamenter rejimlerde bu partiler belli sayılarda milletvekiline sahip olurlar. Örneğin partilerden bir tanesi %30 gibi bir oy ile en çok oy alan parti olur. Demek ki bu partinin dışında, diğer partilere dağılmış %70 daha oy vardır, ama hiç birisi %30 dan daha çok değildir. O halde %30 oy alan parti “uzlaşmalar” yoluyla bir hükümet kurar ve ülkeyi yönetmeye başlar, ancak en çok oyu onlar almış olduğu için politikalarda da belirleyici olurlar.

Peki %70 farklı görüşlerde olanlar, %30 ile ülkeyi yönetenleri nasıl denetleyecekler?

Onların en önemli güvenceleri “kuvvetler ayrılığıdır”, yani hukuk devleti yönetenleri denetler, öte yandan parlamentoda yapılan çalışmalarda, koalisyonun ortağı da olsalar, her yasaya evet oyu vermeyerek hükümetin icraatları denetlenebilir.

Parlamentodaki çeşitli faaliyetleri ve hükümetin ve bağlı organlarının tüm çalışmaları ayrıca Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Sayıştay vb. özerk hukuksal kurumlarla da denetlenebilir.

Bütün bunlardan başka, halkın karşı çıkma hakkı da saklıdır. Bir patiye oy vermek demek, o partiyi körü körüne desteklemek anlamına gelmez. Hükümetlerin çalışma ve çabaları toplumun belli kesimlerini rahatsız ettiğinde ya da belli kesimlerce onaylanmadığında onların meydanlara çıkıp karşı olduklarını seslendirme hakları vardır...

GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ DEMOKRASİ ÇOK ZOR BİR İŞTİR !

Ben demokratım diyerek, demokrat olunamayacağı gibi, demokrasiye inanıyorum diyerek de bu inanç ispat edilemez. Demokratlığın ve demokrasi inancının tek yolu vardır o da icraattır...

15 Temmuz kanlı darbe girişimi, Türkiye’nin çok ince bir çizgi üzerinde olduğunu ve demokrasisinin çok kırılgan olduğunu göstermiştir. 

İşte bu yüzden gerçek Lâik Demokratik Parlamenter rejim içinde olduğumuzu ispat etmek için dev bir miting düzenlemek yeterli olmayabilir, asıl olan bu mitingten sonrasıdır.

Ellinci yılına çok yaklaşmış olan ve hiç bir siyasi partiye bağlı olmadan geçirmiş olduğum gazetecilik yaşamım boyunca demokrasiye karşı girişilmiş pek çok eylemin ve darbenin tanığı oldum. Hemen hemen hepsinin ardından “Atatürk’ün ilke ve devrimlerine” sadık kalınacağına dair yeminler edildi, ama bu yeminlerine kimse sadık kalmadı. Fakat görünen o ki, Türkiye için lâiklik en vazgeçilmezdir.

Uzun yıllardır yaşamakta olduğum Fransa “lâik” bir cumhuriyettir ve iki parlamentolu bir sistem olmasına karşın, her parlamentoda kabul edilmiş olan yasalar, hiç bir diğer çabaya gerek duyulmadan, yayınlanmadan önce Anayasa komisyonundan geçer ve ancak onların onayı olursa yayınlanır ve yürürlüğe girer. Burada güçler ayrılığını net bir biçimde görebiliyoruz.

Ayrıca %14-16 gibi müslüman bir nüfusa sahip olan ve pek çok etnik gurubun yaşamakta olduğu Fransa’yı ayakta tutan “lâiklik” ilkesinden başka hiç birşey değildir. Burada, ırkçılık ve dinin istismarı kesinle yasaklanmıştır. Özellikle devlet dairelerinde hangi dine bağlı olursa olsun dinsel simgelerin giyinilip kuşanılması da yasalara aykırıdır. Böylelikle bu ülkede yaşayan insanlar renklerinden, cinsiyetlerinden ya da dinlerinden ötürü ayrımcılığa uğramayacaklarının güvencesini hissederler.

Aynı “lâiklik” ilkesi okullardaki eğitimin de temelini oluşturmaktadır, böylelikle bilimsel çalışmalar tamamiyle bilimsel verilere dayanılarak yürütülür.

Kısacası lâik olmak demek, yalnızca dinin devlet işlerine karıştırılmaması anlamına gelmez, bu bir yaşama biçimi, demokrasinin kurulmasındaki temel taşların başında gelendir.

Fransa bu gerçeği 1789 devriminde keşfetmiştir. Ünlü düşünür Voltaire aydınlanmanın parlamenter rejimin yolunu açması gerektiğini savunurken, Montesquieu halkın yönetime katılması gerektiğini savunmuştur, Jean Jacques Rouseau ise insanların doğuştan eşit olduklarını bu nedenle de çoğunluğun iradesinin siyasal rejime hakim olması gerektiğini vurgulamıştır. Kısacası bugün Türkiye için yeni keşiflere gerek yoktur, tarihin her sayfasında aydınlanmanın ne olduğunu, demokrasinin erdemlerini ve lâikliğin gerçekliğini bulmak mümkündür.

Türkiye Kurtuluş Savaşı ile dünyaya “halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı” olduğunu göstermiş ve öğretmiştir. Bu Türkiye açısndan üzeri örtülmemesi gereken bir gerçekliktir, ancak gerçeğin anlaşılması ve kabulü gerekir, bu da ancak uygulama ile sağlanır.

Türkiye pek çok farklı din, etnik kökenin birlikte yaşamakta olduğu bir coğrafyadır. Bunun dünyada pek çok örneği vardır. ABD, Fransa, İngiltere, Kanada ilk akla gelen örneklerdir. O halde bu etnik ve dinsel kökenler arasında ayrımcılık yerine, birliktelik yaratmak, dünyadaki örneklerine bakılarak mümkündür. Çeşitli nedenlerle ayrıştırılmış olan toplumun yeniden birleştirilmesi de aslında hiç zor değildir; demokrasi ve şehitleri anma mitingi bunun ilk adımı olabilir.

Türkiye’nin, dünyanın baş belâsı olan terör ile mücadelesini sürdürmesi doğaldır, gereklidir. Ancak  bunun sınırları da kuvvetler ayrılığı prensibi ile denetlenebilir olmalıdır.

Türkiye’nin birlikte yaşamakta olduğu Kürt Halkı’nın parlamentoya girmiş olan siyasi temsilcilerini herhangi bir nedenle ötekileştirmesi, yok sayması olanaksızdır. Bu gerçeğin ve var olan halkın yok sayılması anlamına gelir ki en azından ülkenin geleceği için tehlikelidir.

Yazımın başında da söylemiş olduğu gibi, demokrat olmak için “ben demokratım” demek yeterli değildir. Bu çok zor işi özümsemek, sindirmek ve öyle eylemde olmak gerekir.

Paris, 06 Ağustos 2016

 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.