• BIST 108.362
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,5059
  • Euro 4,1249
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 30 °C
  • Adana 33 °C
  • Antalya 30 °C

Bir düğün hikâyesi: Sümeyye'nin düğününe davetliydim(!)

Bir düğün hikâyesi: Sümeyye'nin düğününe davetliydim(!)
Sami Günal yazdı...

Paslanan dişli misali yağlanma ihtiyacı içine girdiğim zamanlar oluyor. Belki faydası olur diye eski bir yazımdan alıntıyla yola çıkma ihtiyacı içindeyim.

“Aşağı yukarı lisede düşünmeye başlamıştım… Sıralaması şöyle idi:

Bir, hukukçu ya da gazeteci bir sevgilim olsun… İki, Neden hep kızlar istenir ki, beni istesinler… Üç, bir oğlum olsun, Yeşilçam Sineması’ndaki Ömercik gibi sarı saçlı, güzel gözlü olsun.

Üçü birden gerçekleşmesin mi!

(…)

Kamu Yönetimi öğrencisi bir kız buldum! (…) Senden, bir hukukçu çıkartacağım, deyip hukuk fakültesine hazırladım... (…) Bir gün, hazırlan seni ‘gasteci’ yapacağım deyip, onu da yaptım. Sonunda tiyatrocu-sinemacı… Ve… Yazar bile yaptım.

Ne mutlu bana! Tahmini zor hayatların avcısıyım ben. Tarlada sosyete çıkartma hayaline bile kapılacak kadar romantik bir devrimciydim... Bu yüzden de kaybetmeye mahkûmum!

(…)

Ben, oralı olmayınca, kız baktı ki bu kadar ‘organizatör’ bir çocuk elden kaçacak… (…) şapadanak bana evlilik teklifi yapmasın mı? (…) Bu da oldu... Sonunda, kavliyle ‘istenilmeyi’ de başardık.”

İşbu hikâye alıntısında önemli olan unsur, bendenizin romantikliğidir. Bu romantiklik beni çeşitli jest ve sürprizli arayışlara sokacaktı. Romantikliğimin beni bırakacağı yer, eninde sonunda bir uçurumun dibi olacaktı.

Tabii, bu “istenilme” faslının bir de öncesi var. Birazcık oraya dönelim isterim.

Eh, fena kız da değil hani, “helal süt emmiş.” Ondan, evlilik teklifi alalı yıl oldu, halen cevap veremedim. Bir yandan da kıvranıyorum kaçar maçar, diye. Onun kaçmasından korkarken, öte yandan ben formel bir hayata yatkın olmadığım için evlilikten kaçıyorum. Bir şişmanın makarnayı sevmesi gibi bir şey! Eh, bu kaçışın sonu da yok! Nasıl etsem de bir cevap bulsam, hem şeklen hem manen bir cevap bulmalıyım. Yaşamımın mihenk taşlarının illaki özgün olması gibi bir felsefenin sahibiyim. Bu belaya girmesine gireceğim de bari özgün bir evlenme şekli olsun arayışı içindeyim. Tüm acemilikler bende; nasıl bir düğün ritüeli hazırlayacağımı da tasarlayamıyorum.

Bir akşamüzeri televizyonda bir haber çaldı kulağıma:“İtalya’nın sularla kaplı olan tarihi ve turistik Venedik kentini, yağan aşırı yağmur neticesinde, su bastı.” Hoppalaaa! Durumu kavramaktan zorluk çektim. İronik gelmesine geldi de hakikaten ironisi var mı diye bizimkisinin program yaptığı televizyon kanalının haber merkezini aradım.

-Buyur enişte, bugün o davudi sesinizi kırk sekizinci duyuşumuz ama yine de memnun olduk. Ayol, seninkinin haber sunmadığını bir türlü sana öğretemedik… Seni kültür-sanat bölümüne aktaralım, dediler. Hadi oradan sizi gidi ukala kızlar, dedim.

Takılmalarını bertaraf etmek için, onun yüzünü şeytan görsün, bana, bültende geçen Venedik’ten haber verin, dedim. Su içindeki kenti, suyun basması gerçekten doğruymuş!

Sarıldım telefona…Romantizmin, Venedik’ten daha güzel bir mekânı neresi olabilirdi ki? Nikâh akşamı mehtaplı bir Venedik gecesinde gondollar içinde temaşa etmek ne de güzel olurdu… Romantizmime uygun jesti bulmuştum. Teklifi kabul zamanım geldi işte.

Fakat ah bu köylü yanım! Zaman zaman romantikliğime galebe çalıyor. Böyle de iş saatinde, iş yerinde telefonla evlilik kabulü mü olur? Ben, benim işte. Bizim Antep’te benim gibilerine “çeşit” derler. Önce, telefonda deriiin bir nefes aldım,

-Hazırlan, Venedik’te evleniyoruz, dedim.

- !..

Hem romantik hem asiyim. Folklorumuzdaki kurulu düzene bile karşı gelesim var. Sadece bununla kalsam iyi, herkesler gölgesinden acizdir (geçim derdi) diye eş-dost; hısım-akrabadan okuntu (hediye) bile kabul etmedim. Nitekim evlenirken teyzelerim bana azarı çektiler ama onları yine de dinlemedim.

-Deh de, külbaşına (sevimli bir ilenç sözü) ettiğimin densizi, bütün elden ayrıksılıklar zaten sende olur; eski köye yeni adet mi getireceksin, dediler.

Düğün gibi folklorik olayların bir disiplini ve sırası olur. Bendenizin “istenilmeden” öncesini, evlilik kararımızı hikâyeleştirdikten sonra şimdi sırasıyla gidelim.

Söz konusu evlenme-düğün olunca, yukarıdaki hikâyeden anlaşılacağı üzere birinci kural olarak; kızı, bizim istememiz gerekirken, biz istendik...

Ulan dedik bir de karşı bir aile var, mürüvvetlerinden önce folklorik ritüellerini yaşamak isterler, haklarıdır da. E, n’apalım, madem öyle bir koşu göz boyamacagidip, geleyim dedim.

İsteyeceğim kızı,-ne bir sağdıcım ne de bir aile mensubum olmadan-Ankara’da Begoş’umun arabasına attım, ailesine götürüp orda isteyeceğim.

Aydın’ın Sultanhisar’ında bir çiftlik evinin kapısına dayandık. Çiftliğin sur kapısının üzerinde soğuk sevimsiz-itici, becerilememiş bir hiyeroglif (resimyazı) gördüm. Sordum bu nedir, diye. Efendim, aile, kökenlerinin Mısır’a dayandığını ileri sürmekte ve onun nişanesi olarak da sülale adları olan “Yıkımoğulları”nı ve soyluluklarını Mısır hiyeroglifiyle yazmışlar. İhtimal ki Kleopatra soyundan biriyle evleneceğim. Hiyeroglifik sülalenin adı içimi ürpertti. Nedense hiyeroglifte kazma-küreğin temsil ettiği harf yoğunluğu var!

Yalnızlığım tuhaf bir durum! Doğal olarak cenazeye giden başsağlıkçısı gibi karşılandım. Kuru gönülsüz hoşbeş; yeme-içme derken akşam oldu. Allah taksiratını affetsin geride kalanlara uzun ömürler versin havası bir durum söz konusu.

Ağzımda dil var ama ses yok! Elimi göbek üstüne koysam olmuyor, göğsümde bağlasam yine olmuyor… Ara sıra parmaklarımı birbirine geçirip dizimi kavrayarak yukarı kaldırıp gözümü tavana diker gibi oluyorum… Görüntüm, beni ortama karşı pek umursamaz kılıyor. Bu adam da çok rahat oldu, gibisine etraftakilerin gözleri çakmak çakmak… Beni kovdu kovacaklar.

Saatler ilerledi gece yarısı oldu… Bu adam, ailesiz tek başına gelmiş, bari söze girse de “Allah’ın emri… Kızınızı…” dese diye bekliyorlar ya... Yok, ben kararlıyım! Ne folkloru, ne ritüeli? Asiyim ve illa ki formel dayatmalara karşı çıkacağım. Ne istemesiymiş? Pazarda koyun mu almaya geldim? Aileyle tanışır, kararımızı deklare eder gideriz işte… Kızcağız, farkında olduğu, benim bu ifrit etme durumumu kurtarmaya kalkıştı.

-Efendiiim, biiiz… düşündüüük taşındııık evlen… Diyemeden dayısı,

-Eee, yetti beee! Kızımızı da mı biz isteyeceğiz? Ana yok, baba yok; herifin ağzında laf hiç yok; bizim kızımız, kendi kendisini, bizden, bu oğlana istemeye kalkışıyor!..

Ben, gayet sakinim… Taşkınlık yapamazdım tabii. Ne de olsa damat adayı bir misafirim. Durumu düzeltme ve gönül alma babında bir toparlama yapmam lazım.

- Efendim, hakkı aliniz var. Tabii ki ben istemedim. Kendisi kendisini istemeye kalkıştı. Olacak iş mi bu… Kız dediğiniz biraz ağır başlı olmalı dimi efenim, dedim.

Dedim ama bunlar iyice kudurdular. Neredeyse beni arsızlıkla itham edecekler yahu! Onlara fırsat vermemek için güya öfkelerini yatıştırmaya çalışayım bari diyerek,

- Efenim, kız çocuklarını üniversite için bir başına büyük şehirlere göndermenin tabiatıyla mahsurları olmuyor değil, hani bir atasözümüz var, kızı serbest bırakırsanız ya davul…

Sözümü bitiremedim ki! N’olduysa kakofonik bir uğultu içinde kendimi çiftliğin birköşesindeki misafir odasına kaçırılmış olarak buldum. Kız,

- Yat, uyu da sabah kimseye gözükmeden Ankara’ya kaçalım, dedi.

Sülalenin adı ve içindeki temsili harf yoğunluğu dikkatinizi çekmiş miydi hiç?

“Yıkımoğulları”

Kazmayı, küreği çeken geldi…

“Benim evimi yıkanlar / Evimi yapanlar idi / Sonunda bir meltem esti / Ve geldi geçti.”

Bu düğünü icmal edelim:

“Yanlış kurulan, yanlış yıkılır.”

***

- İtalya’daki düğün ne mi oldu? Bir başka hikâyede anlatırız efenim.

-Nee, efenim! Hani Sümeyye’nin düğününe gitmiştim onu mu yazacaktım?

- “Mahkûmla, zindancının” yan yana ne işi olabilir ki? O, merak uyandırıp yazıyı sonuna kadar okutmak için taktik başlık atma oyunuydu.

Oyunsuz düğün mü olur?

SAMİ GÜNAL

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)