• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Adana 11 °C
  • Antalya 13 °C

Bir kırılma noktası olarak 15 Temmuz

Haluk ŞAHİN

Son 60 yılın siyasi tarihine baktığımızda askeri darbelerin ve darbe girişimlerinin birer kırılma noktası olduklarını görürüz. 

Şu anlamda "kırılma": Olaydan sonra birden gündem ve söylem değişiyor, yeni kahramanlar ve hainler ilan ediliyor, pek çok şey yeniden değerlendirilmeye başlanıyor. 

Bu ani değişime, bir çeşit "sarsılarak uyanma" durumu diyebiliriz. Bunu tüm kesimler yaşıyor, ama özellikle "mağdur" kesimler daha ağır yaşıyor.

1960'da Menderes'in sağ/ muhafazakar/otokratik rejiminin askeri  darbeyle devrilmesinin ardından, uzun yıllardır sol düşünceyi engelleyen bentlerin yıkıldığını biliyoruz. Yaşayanlar bilir: Değişim o kadar hızlıdır ki, sanki yeni bir ülkeye uyanılmıştır. 

Nitekim, 1961 Anayasası'nın ardından gelen 10 yılda Türkiye'nin çok canlı bir tartışma platformuna dönüştüğünü görüyoruz. Önce Kemalizm, sonra sosyalizm ve daha sonra çoğu kez ikisi birlikte, tartışmalarda belirleyici terimler oldu. Bağımsızlık, azgelişmişlik, emek, sömürü, emperyalizm, kompradorluk gibi kavramlar tartışma jargonunun vazgeçilmezleri arasına girdi. 

Bu tartışmalar sonucunda şöyle bir anlatı öne çıktı: Türkiye emperyalizm tarafından geri bıraktırılmış bir ülkedir; dış engellemeler ve gerici kadrolarının ihaneti nedeniyle çok vakit kaybetmiştir. Yapılacak en doğru şey milli demokratik devrimi gerçekleştirecek kadroları acilen iktidara getirmektir.  Bu da ancak askeri darbe ile olabilir. Koşullar buna hazırdır.

YENİDEN DÜŞÜNMEK

Acilci 9 Mart cuntası girişiminin başarısız olmasının ardından gelen 12 Mart, bir çok kişiye kazın ayağının böyle olmadığını öğretti. Olmamıştı. Bu yenilginin ardından her şeyi yeniden düşünmek gerekiyordu: Eski paradigmanın sorgulanmasına girişildi.

Her şeyden önce Türkiye'nin özgül tarihsel gelişiminin iyi analiz edilmesi zorunluluğunda birleşildi. Alelacele ve kestirme yoldan sosyalizm ve kalkınma, boş bir hayaldi. Yapılması gereken, kitleleri bilinçlendirip gerçek bir devrim yapmaktı. Bu da tabandan örgütlenme ve siyasi beceri gerektiriyordu.

12 Eylül darbesi de bu iyimser sol paradigmaya bel bağlamış olanları sert biçimde sarsarak uyandırdı. Karanlık çökmüş, solun siyasal mücadele olanakları kısıtlanmıştı. 

Beliren boşluğu Reagan-Thatcher- Özal döneminin "yükselen değerler"i ve Türk İslam sentezi ideolojisi almıştı.  Arada, tamamen törensel bir Kemalizm söylemi de devam ediyordu. Artık sol "demode" idi, Türkiye'nin geleceği tartışması bambaşka kavramlarla yapılıyordu: yap-işlet-devret, dış ticaret atağı, çağ atlama...  

Neoliberalizm ve küreselleşme ile İslamiyet soslu muhafazakarlık ve onların cilasının yapan bir çeşit siyasal liberalizm dönemin belirleyicileri oldular.

İDEOLOJİK HEGEMONYA

AKP dönemine bu ideolojik yapı ile girildi. İlk on yılda ideoloji üreten kurumların bir bir ele geçirilmesi ile, bu bakış bir çeşit ideolojik hegemonyaya dönüştü. Artık toplumsal ve siyasal tartışmalar günah, haram, helal, gıybet, fitne gibi İslami terimlerle  yapılıyor,  o çerçevenin dışından düşünenler bile onlarla uzlaşmak zorunda kalıyordu. Ki, hegemonik basınç tam da böyle bir durumdur!

Yeni milenyumun ikinci on yılı başlarken, AKP merkezli koalisyondan önce "yol arkadaşı" liberaller koptu; az sonra, rakip bir İslami kutup olduğu anlaşılan Gülen cemaati ile kavga başladı. Bu çatışma ortamında İslamcı ideolojik hegemonya, bazı yaralar aldıysa da, ağır devlet ve  medya üstünlüğü sayesinde, egemenliğini sürdürdü.

15 Temmuz darbe girişimi gerçekleştiğinde durum aşağı yukarı buydu! 

VE 15 TEMMUZ

15 Temmuz sabahı Türkiye 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinde olduğu gibi yine "yeni bir Türkiye'ye uyandı."  Şimdi o Türkiye'nin açılıp kendisini ortaya koymasını izliyoruz. Bu yeni dönemin  ideolojik kodları neler olacak? Öteki örneklerde andığım türden paradigmatik bir dönüşüm söz konusu olabilir mi? Tastamam neler değişecek? Hangi kavramlar yolcudur, hangilerinin vakti geldi?

Bu soruları yanıtlamak için henüz çok erken. Ayrıca, bu sorulara yanıt ararken yalnızca ülkenin değil, bölgenin ve hatta dünyanın ideolojik parametrelerini gözden kaçırmamak gerekiyor. Tüm kendine özgülüğüne rağmen Türkiye, dünyanın, hatta Batı dünyasının bir parçası. Yani, bir hilkat garibesi doğurması olasılığı düşük. Ama, eldeki veriler ışığında sağlıklı bir çocuk doğurması da çok kolay görünmüyor.

DEMOKRASİ VURGUSU

Ben 15 Temmuz askeri darbe girişiminin "demokrasi" vurgusu ile püskürtülmesini umut verici bir faktör olarak değerlendiriyorum. Bu vurgu güçlenerek devam etmeli. 

Evet, herkesin demokrasiden anladığı farklı, ama çoğu aktör arasında asgari bir mutabakat zemini aranabilirmiş gibime geliyor. Şu anda bulunduğumuz yer orası. Orada batağa saplanılırsa, bunu fırsat bilip örneğin siyasal İslam'ın dozunu arttırmak isteyenler çıkarsa, çok kötü şeyler yaşanabilir.  

Sürdürülebilir bir model olarak Siyasal İslam öldü. Dönem, küresel planda onun tasfiyesi, hatta jiletle kazınması dönemi. Etrafta cesedin heyulaları ya da zombileri dolaşıyor. Bunların  kötülük yapma kapasitesi var, ülke yönetme kapasitesi yok. Türkiyeyi yönetme kapasitesi de olamaz. 

Yeni dönemin yabancı düşmanı zenofobik dünyaya bakışı, Batı karşıtlığından kaynaklanan bir çeşit Üçüncü Dünya'cılığın rağbet görebileceğini gösteriyor. 12 Mart dolaylarında bunun sol versiyonu da yaşanmıştı, hala kalıntıları vardır. Bu bakış, demokrasi vurgusu ile ne kadar bağdaşabilir? Küresel dengeler yeni Üçüncü Dünyacılığa ne kadar izin verir? Yanıtlarını bilmediğimiz sorular bunlar...

Dediğim gibi, daha işin çok başlarındayız. Bırakın yanıtları, henüz sorular bile tam olarak ortaya çıkmadı. Her ne olursa olsun, bir takım bahaneler icat edip içe kapanmak ve demokrasi tartışmasına  katılmamak lüksüne sahip değiliz. 

Cumhuriyet'in hedef aldığı çağdaş uygarlık değerlerini yaşama geçiren bir demokrasi ideali yerli yerinde duruyor. Atatürkçüler için de, sosyal demokrat ve sosyalistler için de, gerçek liberaller için de... 15 Temmuz içinin doldurulmasını bekliyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.