• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Bir Kriz Üç Siyaset

Deniz YILDIRIM

Yavaş yavaş üzerinde uzlaşılan bir gerçek var: ekonomi kötüye gidiyor. İktidarı, muhalefeti durumun farkında, seslendiren seslendirene. Kuşkusuz döviz kurundaki artış ya da tersinden söylersek Türk Lirası’nın yaşadığı değer kaybı bu tartışmaları alevlendirdi ve daha da alevlendireceğe benziyor.

Olgunun nasıl adlandırıldığının çok da önemi yok; muhalefet saflarında adı kriz ya da kriz kışı öncesi sonbahar rüzgarları; iktidar içinse “dalgalanma”. Sonuçta giderek üzerinde uzlaşılan bir gerçek var: göstergeler her alanda kötüye doğru. Mesele adlandırma sorununun ötesinde, somut.

Bu yazıda yine sadeleştirmeye dayalı bir sınıflandırma yapalım; böylece gerçekçi bir çıkış siyaseti için de netleştirici olabiliriz. Çünkü her kriz okuması, aynı zamanda buna bağlı bir reçete de öneriyor.

Krizi açıklama ve krizle mücadele tarzları doğrudan sosyal-sınıfsal dinamiklerle bağlantılı. Buradan bakarsak üçlü bir tasnif mümkün. Saraycılar, Merkezciler, Halkçılar.

Birinci Grup: Saray Koalisyonu - Saraycılar

Birinci grupta iktidar partisi ve etrafındaki iktisadi koalisyon dinamikleri yer alıyor. Bu gruba göre krizin nedeni içsel değil dışsal; yani mesele Türkiye’deki yönetimden kaynaklı değil, tamamen küresel. Yine bu gruba göre “dalgalanma” tamamen ekonomik nedenlere bağlı. Teşhisi küresel-ekonomik düzlemde okuyan bu grubun liderliğini Erdoğan yapıyor. Krizin yaklaşmakta olduğunu, göstergelerin bozulduğunu saptıyor ve geleneksel olarak her türlü kötülüğün kaynağına “dış güçler”i yerleştirme siyasetini bu zeminde yeniden üretiyor. Bu birinci taktik; genel Saray stratejisiyle uyumlu. Beraberinde “ekonomik darbe” vurguları, “birliğimize yeni saldırı” kampanyaları geliyor. Bu sayede sorunları dışsallaştırıyor; “her şey çok iyi, kötülükler bizden kaynaklı değil” siyasetini pekiştiriyorlar.

Birinci grubun krizi taktik olarak dış faktörlere bağlamasının genel olarak iktidara dönük uluslararası bir komplo yürütüldüğü yönündeki senaryoyla devamlılık içinde olduğunu söyledik. Gezi’den bu yana (küresel faiz lobisi açıklamaları) artarak devam ediyor. Bu taktik; Saray’a içeride kendi etrafında kurduğu yeni milliyetçi bloğu sıkılaştırma ve dalgalanmayı “milli ekonomiye saldırı” teziyle açıklama fırsatı veriyor. Bir krizi önleyemeyecekse, kontrollü bir biçimde hızlandırıyor.

Birinci grubun bu taktiğini krizden çıkış için önerdiği siyaset tamamlıyor. Her alanda, 14 yıldır kendi elleriyle yarattıkları her sorunun çözümü için rejimi değiştirme önerisi; yani başkanlık-cumhurbaşkanlığı görünümlü otoriter Saray Rejimi’ni anayasallaştırma önerisi. Çözümleri bu. Özetle söyledikleri “başkanlık gelecek, kriz karşısında bizi ancak güçlü liderlik, hızlı müdahale edebilen, kuvvetlerin frenlemediği bir yürütme tarzı kurtarır”. Böylece birinci grup, küreselleşen krizin Batı merkezlerinde giderek güçlendirmeye başladığı otoriter sağ seçenek rüzgarıyla da birleşiyor. Bu anlamda önerilen yeni başkanlık modeli, yaklaşan kriz anını sert-diktatöryal tedbirlerle yönetme programına şimdiden dönüşüyor. En son çıkarılan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesiyle bankacılık ve ulaşım sektörlerindeki grevlerin fiilen yasaklanması bunun ön işareti. Başkanlık görünümlü dikta inşası; yeni kriz sürecinde halka karşı bir ekonomik olağanüstü hal karakteri de taşıyacak bu nedenle. Acele, bir an önce geçirme telaşı bu gidişten bağımsız değil. “Acı reçete”, “sopalı kriz yönetimi” öneriyor. Faturayı halka çıkaracağı kesindir. Halkçı değildir.

İkinci Grup: CHP Ekonomi Yönetimi, TÜSİAD, Mehmet Şimşek - Merkezciler

Farklı siyasetlerin krizi nasıl açıkladığına bakmak; aynı zamanda sınıfsal düzlemde koalisyonların siyasal alandaki koalisyonlara göre farklılaştığını da göstermek için elverişli bir araç. Bu noktada ikinci gruba bakalım örneğin.

İkinci grupta ağırlıklı olarak CHP’nin ekonomi yönetimi, TÜSİAD çevreleri ve bu çevreyle sınıfsal olarak bağımlı televizyon-gazetelerin organik aydınları ve iktidar kanadından da Mehmet Şimşek bulunuyor.

Bu gruba göre yaklaşan büyük kriz öncelikle dışsal değil, içsel nedenlerden kaynaklanıyor. İkincisi, bu krizin temel nedeni ekonomik değil siyasal. Siyasal nedeni ise AKP’nin otoriterleşmesi, hukuku askıya alması, Avrupa Birliği çıpasından giderek uzaklaşması ve sıcak paracıyı, finansçıyı ürkütmesi. İkinci grup, kriz dinamiklerinin küresel karakterini ve ekonomiyle/birikim/büyüme modeliyle olan bağını olabildiğince görünmezleştiriyor. Buna göre dünyada neoliberal model ve buna dayalı önerdikleri siyasal yönetme tarzı krizde değil; dünya bu krizin sonuçlarını yaşamaya ve neoliberalizm sonrasını tartışmaya başlamamış; her şey güllük gülistanlık, sorunlar neoliberal modeli rayından çıkaran AKP ile ilgili. AKP olmasa kriz de olmayacak. Bu grup, Batılı merkezleri birer birer kendine çeken küresel neoliberal kriz girdabının tam da Avrupa Birliği üyesi, hukukun işlediği, iyi kötü bir demokrasinin olduğu ülkelerde bu denli güç kazanmasını açıklayamıyor; zaten açıklama gibi bir derdi de yok. Bu gruba göre demokrasi varsa kriz yok; oysa bugünkü küresel kriz, tam da idealize edilen liberal demokrasi merkezlerinde en güçlü haliyle yaşanıyor.

Son kriz dinamiklerini iktidarın ve siyasal dinamiklerin hızlandırdığı gerçeğini yadsımıyorum. Payı var; fakat ikinci grubun açıklama biçimi daha ziyade belirli bir sınıfsal kesimin hegemonya stratejisinden ve “gizleme, gerçeğin bir kısmını sunma” taktiğinden bağımsız değil. Nedir o strateji? Birinci grup nasıl içsel siyasal dinamiklerin üstünü örtüyorsa, ikinci grup da dışsal-küresel-ekonomik dinamikleri görünmezleştirme çabası içinde. Konu buraya gelirse neoliberalizm tartışılacak; istemiyor. Ufku neoliberalizmi ve onun siyasal tarzını idealleştirmekle sınırlı.

Öyleyse önerdiği çare nedir ikinci grubun? Avrupa Birliği’yle ilişkileri güçlendirelim; demokrasi-hukuk standartlarımızı iyileştirelim, normalleşelim. Hal böyle olunca ikinci grup; 2001’den sonra Derviş eliyle oturtulan neoliberal yönetim modeline geri dönüş, AB, üst kurullar ve şeffaflık dışında bir program da geliştiremiyor. En sonunda bu yaklaşım AKP’nin 2002-2007 arası performansını övmeye, Ali Babacan-Mehmet Şimşek temsiliyetleriyle buluşmaya, bu temsiliyetlerin ötesine geçmemeye bakıyor. Halkın ekonomik karar süreçlerinden dışlanacağı, sermayenin yeniden doğrudan temsil olanaklarını genişleteceği bir teknokratik otoriterlik modeli bu. “Liberal demokrasi” krizde, merkezci uzlaşma faşist partileri güçlendirmeye başlamış, Avrupa Birliği krizde. “Nasıl çıkacağız krizden?” sorusuna merkezcilerin yanıtı “krizle” oluyor.

İdeolojik içeriğini daha önce “güleryüzlü neoliberalizm” olarak adlandırdığım programın oluşturduğu bu siyaset de gerçeklikle bağını koparmış durumda. Krizi sadece otoriterleşmeye bağlayan bu kanat, küresel düzeyde bizzat bu modelin krizi tetiklediğini, krizi çözmeye yetmediğini görünmezleştiriyor. Ya da idealize edilen Avrupa Birliği’nin kriz sonrasında Yunanistan’a, İtalya’ya tekno-otoriter yönetimler atadığını da. İdealize edilen “demokrasi” modeli, bugün krizle birlikte iki tür otoriterlik üretiyor. İlki birlikçilerin krizdeki ülkelere dayattığı teknokratik otoriterlik; ikincisi buna karşı tepkilerden doğan ve giderek tüm Avrupa’da güçlenmeye başlayan sağ popülist otoriterlik. Ve bu sağ popülist otoriterlik, tam da ilkine karşı “egemenlik” söylemleriyle tepkiyi politikleştiriyor.

Özetle, “merkezciler” adını verdiğimiz bu kanat tüm dünyadaki kriz dinamiklerinin “merkez”i çökerttiğinin farkında değil. Neoliberalizmin krizini görmüyor; çare olarak da 2008 krizi öncesi şartlara dönüşü öneriyor. Örtülü bir “ilk dönem AKP’si” övgüsüdür; içinde halk yoktur. Tekel’i, fabrikaları özelleştiren; işçiyi daha da güvencesizleştiren programa geri dönüş önerisidir; dünyadaki gidişat karşısında tarihin dışındadır.

Üçüncü Grup: Halkçılar

Üçüncü grupta halkçı iktisatçılar, siyasetçiler yer alıyor. Temsiliyeti geniş bir alana yayılmıştır; hem açıklama hem de program önerisi olarak dünyadaki kriz dinamikleriyle birlikte şekillenmektedir. Türkiye’nin özgün tarihsel kazanımlarıyla bütünleşen; kamusalı korumayı ve geliştirmeyi öne çıkaran halkçı bakıştır. Henüz siyasal temsiliyeti yoktur; ama bulacaktır. Program bazında müşterek çıkıştır.

Bu kanat krizi ilk iki grubun aksine, ekonomi ile siyasetin, küresel ile ulusalın kesişim kümesinde açıklamaktadır. Gerçekçidir; dünya genelindeki kriz dinamikleriyle iç siyasal tablonun bütünlüğünü kavrama ve buna uygun siyaset üretme amacındadır.

Neoliberal modelin krizini saptamaktadır. Özelleştirme, kamuyu talan, emekçi halka makarna-kömür-yoksulluk programının dışındadır. Dünya genelindeki neoliberalizmin krizi karşısında “merkezciler”in de çaresiz kaldığını görmekte; bunun karşısında bir halkçı strateji geliştirilmezse sağ popülist otoriterliğin giderek yayılacağını; barbarlık çağının derinleşeceğini saptamaktadır. Bu anlamda ekonomide ve siyasette halkçıdır. İlk iki grubun temsil ettiği kesimlerin dışında kalan büyük kütleyi, halkı merkeze alır. Kamucudur; madende göçük altında kalan işçiye, inşaatta can veren emekçiye, tarlasından sürülen köylüye göre krizle mücadele programı oluşturmaktadır. Halkçıdır.

Demokratiktir; ilk iki grubun otoriter çözümlerinin karşısına halkçı-demokratik bir model önerir. Birinci grup krizle mücadele için tek adam diktası; ikinci grup krizle mücadele için demokrasi görünümlü bir teknokratik otoriterlik önerirken; bu grup ekonomik karar süreçlerine halkın dahil edilmesini, karar süreçlerinin halkın çıkarlarına göre yeniden şekillendirilmesini önerir.

Mümkün müdür? Mümkündür; ilk grup faşizme; ikinci grubun gerçeklikle bağını koparmış zemindeki ısrarının ve bir seçenek yaratamamasının dolaylı yoldan faşizmin güçlenmesine yol açtığı ortamda üçüncü seçenek sadece mümkün değil, zorunludur da.

Deniz Yıldırım - @denizyildirim79

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.