• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 16 °C

Bir Romanın Hikâyesi 7- Tırpan: Paranın gücünü yenen onurlu insanın destanı

Bir Romanın Hikâyesi 7- Tırpan: Paranın gücünü yenen onurlu insanın destanı
"Ağlama! Kalk işine gücüne sahip ol! Karakolsa ben giderim! Mahpusluksa, ben yatarım! İpse, uzatıverir boynumu, ben asılırım! Kalk işine! Kalk kadınım! Kalkıver; bu dünya kalmaz böyle!”

“Ağlama! Ağlayıp gözlerini kör etme boş yere! Nerden bulup, nasıl bulup asacaklar? Öteki sefer buldular diye mi korkuyorsun? O öyle bir oldu! Bir daha olmaz! İnsan bir kez basar faklara! Bak, faklara basmayalım diye yaladık yuttuk bu kez! İçimize kattık bu kez! Dünyayı ince ince eleseler, Amerikan dedektiflerini cem etseler bulamazlar! Canımızı tenimizden çekip alsalar, bulamazlar! Boş yere ağlıyorsun! Ağlama! Kalk işine gücüne sahip ol! Karakolsa ben giderim! Mahpusluksa, ben yatarım! İpse, uzatıverir boynumu, ben asılırım! Kalk işine! Kalk kadınım! Kalkıver; bu dünya kalmaz böyle!”

Tahir Şilkan

Tırpan, Ankara’nın Kızılca kasabasının Gökçimen köyündeki ondördüne yeni girmiş Dürü’yü yakın köyden, Evci’den, Kabak Musdo’nun, karısı Kamile’nin üstüne kuma olarak almak istemesinin öyküsüdür. Kızın anası sürekli, babası başlangıçta bu evliliğe karşı çıkacak, ancak Kabak Musdo’nun Gökçimen köyündeki “çanak yalayıcıları” olan Eski Muhtar Cemal, Köy İmamı Hafız Şakir ve İt Omar ve üçünün karıları, önce kızın babasın, sonra babanın da baskısı, dayağıyla anasını bu evliliğe razı edeceklerdir.

Köyde “Ulan sen bir çıplak kulsun! Bu yörenin en varsıl herifi, en büyük alışverişçisi gelmiş kızına alıcı olmuş. Daha ne istiyorsun” diyecekler. ”Erkek kısmında yaş neymiş! Paradan, varsıllıktan haber versinler! Parasız, çulsuz, birine varan üç gün sonra aç kalır, kocası iş için şehre gittiğinde onun bunun altına yatar” diyecekler. “Yarın adam öldüğünde, kız varsıl olur” diyecekler ve Dürü’nün Kabak Musdo’ya satılması desteklenecektir. Ama köyde kızın arkadaşları, köyün yoksul çoğunluğu ama en çok da Köyün Kahvecisi Koca Linlin ile Köyün “bilgesi”, en yaşlısı Uluguş, Dürü’nün Kabak Musdo’ya “satılmasına” karşı çıkacaktır. Hem de öyle bir karşı çıkış ki, devletin jandarmasının, Kabak Musdo’nun parasının gücünü yenecek bir mücadele ile… Tırpan bir anlamda bu direnişin, mücadelenin örgütleyicisi Uluguş’un, Koca Linlin’in, Dürü’nün ve arkadaşlarının destanıdır. Bu yazıda eskimeyen, güncelliğini sürdüren Tırpan’ı, daha çok da Uluguş’u anlatmak istiyoruz.

GÖKÇİMEN KÖYÜNÜN ULUGUŞ’U

Uluguş, ıssız dağların içinde, Gökçimen’de yapayalnız bir kocakarıdır. Kocası on iki yıl önce ölmüştür. Uluguş, asıl kocasının adıdır. Ölünce o ad kendine kalmıştır. Çok masal biliyor. Kuşlardan, kanatlanıp uçan, kurtulan yoksullardan söz ediyor.

Uluguş, Gökçimen köyündeki henüz 14’üne girmiş Dürü’ye göz koyup karısının üstüne kuma almak isteyen 50’lik Kabak Musdo için şunları söyleyecektir.

“Ben O Kabak Musdo’nun aklına, hemi de parasına sıçayım. Onda akıl olsa, torunu yaşında bir kıza alıcı olmaz. Allah Kabak Musdo’nun belasını versin! Hem de çabuk!" (Fakir Baykurt, Tırpan, s. 61)

Uluguş, kendinden örnek vererek yüreğinin dediğini yapmayı öğütler. “Uluguş Ahmet, Kayadipli Hayri’nin çobanıydı. Biz de gündeliğe giderdik o yandaki tarlalara. O da davarı ekin biçtiğimiz yere dayardı. Giderken gelirken görüverdik birbirimizi. Vurulduk birbirimize! Babam der olmaz, yoksul o! Anam der olmaz, çıplağın teki! Kendi kendine bırakırsan, seveni sevene vermez bu dünya! Bir gün ben, elimdeki orağı bıraktım; o çomağı bıraktı. Tuttuk birbirimizin elinden. Sırt sırta verir, gün kazanır gün yeriz dedik…”(s.85-86)

Uluguş kadınların bir cins olarak da daha fazla ezildiğinin bilincinde bir insan olarak seslenir okurlara ve “Kim takar kadını, köleyi? Kadın ev kölesi! Kadın doğurur, yener ölümü. Kocaman ölümü yener de yazgısını yenemez.” diyerek kadınları yazgısına karşın mücadeleye çağırır. (s.38)

Uluguş, sözü gediğe koymanın yanında esprilidir de… Gökçimen köyünün kahvecisi Koca Linlin’le konuşur. Kabak Musdo’nun köyü Evci’ye bulamadığı tırpanını sormak için gideceğini, gecikirse tavuklarını kümese kapatıp yem atması için karısı Azime’ye tembihlemesini ister. Koca Linlin: “Bu kış ölmezsen, valla hiç ölmezsin Uluguş! Matraksın yahu! Seni götürüp Radyoevi’ne tıkmalı. Haydi konuş demeli deli deli! Sen de konuşmalısın! Millet dinleyip gülmeli, ağlamalı! Çok eğlencelik, ibretlik olursun yaniya!” (s.111)

Uluguş kah kah kah güldü. “Hiç de gülesim yoktu! Avradın Azime’yi yollasan daha iyi olmaz mı şu Radyoevi’ne! Türkücülerin içinde bekâr oğlan çoktur. Hem konuştursalar, hem de geçinseler gözel gözel! Sen de buradan radyonun kulağını çevirip cilvelerini dinlesen, daha iyi olmaz mı?”(s.111)

KARANLIKTA YOLUNU BULAN AYAKLAR

Uluguş, Kabak Musdo’yu bu işten vazgeçirmek için onun köyüne kadar yayan gidecek, yapılması gerekeni zamanında yaparak, onu uyaracak, vazgeçirmeye çalışacaktır, Uluguş, bunu yaparken gerçekçidir.

“Bak, her şeye aklın eriyor Kabak Musdo, şu önündeki işe neden aklın ermiyor. Bu kız senin emsalin mi ulan? Bu iş, sana iyilik getirir mi? Ellisini geçmiş herifsin. Kız daha on üçünde. Yarın altmış olursun; kız da on sekiz - yirmi. Yetmiş olursun; kız yirmi beş – otuz. Sen gittin süprüntülüğe; ama kız ne olcak?”(s.116)

“(…) bak, gepegenç oğulların var, bir kız alıp getirmek ne demek onların arasına? Yarın bırakır Ankara’ya, Mudurnu’ya gidersin. Ben sana olacakları söyleyim bak; birbirine girer tohumların Dürü Kız için! Böyle yapacağına sen bir dengini alsan, Dürü bir dengine varsa, seninle yatarken başkasına imrenmese, olmaz mı? Yarın bütün ülkeye şan olursun bre akılsız! Bütün bunları iyi düşünüp yanlış tutkuları bıraksan ya! Benim dostum değilsin, düşmanın değilsin. Dürü de Allah’ın bir masumu! Çok canım yanacak bu kötülüğü yaparsan, Dürü’ye sen, çoook!..” (s.116-117)

Uluguş, Kabak Musdo’yu en gerçekçi sözlerle uyarıp geç vakit köyüne gitmek için kalktığında, “kal bu gece, korkarsın karanlıktan” dediklerinde;

“Ne korkacakmışım? Karanlığın canı cehenneme! Gözüm yitirse ayaklarım bulur yolu” diyecek ve son uyarısını yapacaktır.

“Cumhuriyet bayramı günü (gerdek günü) bütün sular buz tutacak, musmundar kalacaksın Kabak Musdo! Bunu unutma! Uluguş demedi deme!” (s.119)

SAVAŞMADAN YENİLEN EMEKÇİLER

Dürü’nün Anası, kızının Kabak Musdo’ya verilmesini hiç istememiş, ağlamış, sızlamış, direnmiş, dayak yemiş ama sonunda boyun eğmiştir.

Uluguş, Dürü’nün anasına seslenecektir. Bu seslenişin sadece Dürü’nün anasına değil bütün emekçi kadınlara, bütün emekçilere, yoksullara, halka yapıldığı açıktır. “Her zaman daha tutuşmadan pes derseniz, helbet onların dediği yürür! Benim bildiğim, her zaman budur kadın kısmındaki, yoksul kısmındaki! Dik duralım, dövüşelim, savaşalım demez kadın kısmı, yoksul kısmı! Yenilmeden yıkılıverir…”

“Boyun eğmeyin, Haydi haydi diyormuş!.. Desin!.. Ne olur demeyle? Canının ortağı mı Kabak Musdo? Tükür yüzüne, defolup gitsin nalet. Sen mi davet ettin? Ne işi var senin evinde? Defet gitsin!.." (s.127-128) Fakir Baykurt’un aynı zamanda bu sözleri ülke halkının başına çöreklenen emperyalistler için söylediğini de düşünebiliriz.

ÜRETİM ALETİNİ HANÇERE DÖNÜŞTÜREN ULUGUŞ

Uluguş, Kabak Musdo’nun yüzüne karşı söylediği “gerdek günü” kehanetinin gereğini yerine getirmek için Köyün Kahvecisi Koca Linlin ve Dürü’nün arkadaşı Zakey’i örgütleyecektir. Günlerdir aradığı yitik tırpanı bulacak, Köyün demircisi Acara’ya onartacak, bileyletecek, paslı tırpanı, güzel bir hançere dönüştürecek ve Dürü’nün çeyiz sandığına, kendisinin eve girmesi yasaklandığı için Zakey aracılığıyla yerleştirecektir.

Uluguş, Dürü’ye gerdek gecesi ne yapması gerektiğini Zakey aracılığı ile iletecektir. Dürü, o güne kadar köyleri Gökçimen’de pek çok efsaneleşen olayda olduğu gibi sevdiğine varamayınca, intihar yolunu seçen kızların tersine yılgınlık eylemi değil, yazarın nitelemesiyle “devrimci” eylemi, Uluguş’un çeyiz sandığına gönderdiği TIRPAN aracılığıyla gerçekleştirecektir. Sonra, Dürü, Koca Linlin’in yardımıyla, dağa çıkacak, Eşkıya Mevlüt’ün babası Eşrefçe’nin yanına sığınacaktır. Koca Linlin görevi yerine getirdiğini Uluguş’a müjdeleyecektir: “Tamam Uluguş! Emaneti verdim yerine! Birçook selamı var sana! Kendi kızım gibi saklarım, merak etmesin!”(s.353)

Uluguş, yaptığı eylemden dolayı Dürü’nün asılacağını düşünüp ağlayan Dürü’nün anasına şöyle seslenir: “Ağlama! Ağlayıp gözlerini kör etme boş yere! Nerden bulup, nasıl bulup asacaklar? Öteki sefer buldular diye mi korkuyorsun? O öyle bir oldu! Bir daha olmaz! İnsan bir kez basar faklara! Bak, faklara basmayalım diye yaladık yuttuk bu kez! İçimize kattık bu kez! Dünyayı ince ince eleseler, Amerikan dedektiflerini cem etseler bulamazlar! Canımızı tenimizden çekip alsalar, bulamazlar! Boş yere ağlıyorsun! Ağlama! Kalk işine gücüne sahip ol! Karakolsa ben giderim! Mahpusluksa, ben yatarım! İpse, uzatıverir boynumu, ben asılırım! Kalk işine! Kalk kadınım! Kalkıver; bu dünya kalmaz böyle!” (s.355-356)

İNSANIN KURTULUŞU KENDİ ELLERİNDEDİR

Tırpan, Fakir Baykurt’un değişmez inancının, insanın kendi kurtuluşunun kendi elinde olduğu ve içinde bulunduğu koşulları değiştirme potansiyeline olan güvencini ortaya koyduğu roman olarak değerlendirilmektedir.

Fakir Baykurt’un Uluguş aracılığıyla ortaya koyduğu düşünceler; bugün de arkasında durulacak, örnek alınacak, örnek gösterilecek sözler, düşüncelerdir.

Uluguş, hükümetin, devletin varsılların yanında olduğunu öğrenmiştir, sömürü mekanizmasını kavramış bir bilge olarak konuşur.

“Başındaki Hökümet, hökümet değil ki! Yoksulları tutacağına varsılları tutuyor!..” (s.279)

“Bre devrilesiciler! Petek petek ballarımız, (yok pahasına) kime gidiyor? Tulum tulum peynirlerimiz kime gidiyor? Onca av kuşlarını furup kırıp kime yolluyorsunuz? Size gidiyor taze kuzular, mor lahanalar! Oturup cavırlarla yiyorsunuz! Ama siz oturup hangi aşları pişirdiniz bunca yıldır yoksullara? Vergi dediniz, aldınız! Asker dediniz, yoldunuz! Oy dediniz, sandık sandık verdik, ay deşilesiciler! Hacılar sizinle, hocalar sizinle! Kurullar, üyeler emrinizde! Kalemler, tüfekler emrinizde! Alçattık belimizi, bindikçe bindiniz. Bunlar da can mı, insan mı demediniz, kıtlıklar, kıranlar oldu; hani bizim yoksullarımız deyip gelmediniz, ay devrilesiciler!..”(s.280)

Bir başka yerde Uluguş, köylülere mücadele ve eylem yollarını şöyle öğretir:

“İnsan haksız bir iş görür de, susar mı? Susmaz! Eğer susarsa, O insan mıdır? Değildir! Madem öyle, siz de susmayın. Verin el ele çıkarın sesinizi! Çıkarın, bir deneyin bakalım, ne kadar başaracaksınız? İşletin kafanızı! Kafa kafaya verin! Bugün arkadaşınızın başına gelen yarın sizin başınıza gelecek. Bunun kavgasını yapın! Başınıza gelen belayı defedin! Birleşin! Tortop ettiğiniz yumrukları başlarına bir kez vurdunuz mu yılarlar. Temelli yıldıramazsanız bile, gelecek sefer biraz korkak olurlar. Bir kez korkuttunuz mu, yere sermek kolaylaşır."(s.157-158)

“Onlar mı çok, biz mi çoğuz dünyada? Girersek, böyle bir dövüşe girelim! Görelim kim kimi tüketiyor?” (s.279)

Tırpan ve Fakir Baykurt, bugün de yakıcı güncelliğini koruyor. Uluguş nine ezilen insanı ayağa kalkmaya çağırıyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)