• BIST 102.381
  • Altın 197,740
  • Dolar 4,7193
  • Euro 5,5360
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 24 °C

Bir türlü başlatılamayan iki kampanya

Burak Cop

Geçen ay OHAL mecliste beşinci kez uzatıldı. Her zaman olduğu gibi 3 aylığına. Böylece 2018’e OHAL altında gireceğiz. AKP-MHP ikilisinin gelecek Ocak ayında bunu bir kez daha uzatmaları değil, uzatmamaları sürpriz olacaktır.

Böyle böyle Türkiye, “başkanlık” rejimine resmen geçeceği tarihe (yani milletçe heyecanla beklediğimiz müteakip genel seçime) kadar fiili olarak “başkanlık” rejimini tecrübe edecek gibi görünüyor. Zira OHAL KHK’ları pratikte, henüz hayatımıza girmeyen Başkanlık Kararnameleri’nden farksız. Adeta bu kararnamelerin provası yapılıyor.

Meclisi baypas eden bu KHK’ları bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi de denetlemeyeceğini ilan etti. Yani ortada şekilsel olarak dahi bir denetim mekanizması yok.

İktidarın ülkeyi seçime kadar OHAL’i her üç ayda bir uzatarak yönetmesi, kimilerince çok umut bağlanan (fakat adil seçim koşulları sağlanamadığı müddetçe nasıl olup da bazılarına bu kadar umut verdiğini benim bir türlü anlayamadığım) genel seçime olağanüstü koşullar altında gireceğimiz anlamına geliyor. Tıpkı geçen referandumda olduğu gibi.

Bunun ne kadar mahzurlu bir şey olduğunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok sanırım.

***

Gövdesini CHP’nin oluşturduğu, ancak kesinlikle CHP’den ibaret olmayan cumhuriyetçi/demokrat muhalefet bloğunun yurt genelinde bir “OHAL’e son!” kampanyası başlatması için yalnızca koşullar fazlasıyla olgunlaşmış değil, bu aynı zamanda tarihsel bir görev. Vakti gelip de geçmekte olan bir görev.

Yaz sıcağında adalet talebi etrafında harekete geçen, heyecanlanan bir halk kitlesi ve türlü siyasi aktörlerin, “OHAL’e son!” başlığı altında, gene hiçbir partinin sembolünü, sloganını taşımayan kapsayıcı bir kampanya ile güç gösterisinde bulunması; gündemi belirleme imkânının muhalefetin eline geçmesi anlamına gelecektir.

Parti içi tasfiyelerle, gülünç “Atatürk açılımı”yla, yan kuruluşu MHP’nin genel başkanının çıkışlarıyla inisiyatifi yapay bir şekilde de olsa eline geçirmiş olan RTE/AKP iktidarının böyle bir meydan okumadan hiç hoşnut olmayacağı açıktır.

Kaldı ki OHAL’in sona erdirilmesi demokrasi güçleri için gerçekten yaşamsal bir ihtiyaç. Yasama ve yargı yolları tamamen kapalı olduğuna göre bunu zorlamanın yegâne yolu da, Erdoğan’ı bile “Atatürkçü” yapmayı başaran halk yığınlarını harekete geçirmektir.

***

Erdoğan’ı bile “Atatürkçü” yapan kitlenin en büyük kaygılarının başında eğitim sisteminin dinselleştirilmesi, iktidarın sistematik bilim düşmanlığının müfredattaki yansımaları geliyor. Laik eğitim için Maltepe Meydanı’nda düzenlenecek bir mitinge, aynı yerde ‘adalet’ için Temmuz’un ortasında toplanan 2,5 milyon kişiden daha az sayıda insan gelmeyecektir.

“Laikliği savunmayalım mütedeyyin seçmen rahatsız olur” gibi bir öğrenilmiş çaresizlik tavrının, ilkesel yanlışlığı bir yana, pratikte de hiçbir karşılığı olmadığı tecrübeyle sabit. Ana muhalefetin son yıllardaki pek çok tartışmalı “açılım”ının seçim sandığında ne kadar randıman verdiği ortada. Israrlı denemelere rağmen göl maya tutmuyorsa, o zaman o gölde başka bir şey yapmak gerekir.

Laikliği, daha belirginleştirerek söylemek gerekirse laik eğitimi toplumu mobilize edecek bir kampanyanın konusu haline getirmemek, CHP için, varlık sebebinin reddi olur. Elbette Türkiye’de laikliği savunan siyasi güçler CHP’den ibaret değil, ancak diğerlerinin de Adalet Yürüyüşü (ve mitingi) benzeri, o denli kitlesel bir halk hareketini gerçekleştirecek gücü yok.

***

AKP iktidardaki ilk yıllarında siyasal İslamcı toplumsal dönüşüm gündemini bütünüyle saklamıştı. 2002-2007 döneminde laikliğe kurumsal bir zarar verilmedi. Hatta 2007-2011 arasında da, imam hatip liselilerin üniversiteye girişteki katsayı “sorunu”nun giderilmesi, imam hatiplerin ve buralarda okuyanların sayısının arttırılması gibi birkaç şey dışında önemli bir anti-laik atılım yapılmadı.

AKP’nin bu konuda amiyane tabirle gaza basması 2011’den itibaren gerçekleşti. Artık kendilerini yeterince güçlü hissediyorlardı ve laiklik sadece kurumsal bir saldırı altına alınmadı; aynı zamanda çeşitli sembollerle, alternatif tarih anlatısıyla, “Arap Baharı” ile kabaran İslamcı bir ihtirasla, iktidarın söyleminin açıkça İslamcılaşmasıyla; cumhuriyete yönelik topyekûn bir cihat başlatıldı.

Uzun lafın kısası AKP zamanında yeterince “sabırlı” davrandı. Erken harekete geçmedi. Şayet günümüzde muhalefet saflarında AKP’nin geçmişte yaptığını tersten yapma eğiliminde olanlar varsa, yani 2019’da RTE/AKP’yi iktidardan indirmeden evvel laikliği savunmanın bir zamanlama hatası olacağını düşünüyorlarsa, o zaman biz de 2019’da işlerin yolunda gitmemesi ihtimaline binaen bir B planları olduğunu umarız. 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    1234567
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)