• BIST 107.202
  • Altın 145,263
  • Dolar 3,5161
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 29 °C
  • Antalya 29 °C

Biz bu filmi daha önce izlemiştik!

Çağlar Ezikoğlu yazdı: 11 Eylül AKP’yi ortaya çıkardı, peki 13 Kasım?

Paris’te geçtiğimiz günlerde yaşanan katliam dünya kamuoyunda büyük bir şok ile takip ediliyorken, aslında bu katliam bizi yıllar önce izlediğimiz bir senaryoya götürüyor. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD önderliğinde yeni bir dünya düzeni kuruluyorken, bu düzenden Türkiye’de dahil olmak üzere birçok bölge ülkesi derinden etkilenmişti. Aslında Paris saldırıları da benzer bir şekilde bölgede kartların yeniden dağıtılması ve belki de yeni bir düzenin ilk adımlarının atılacağına delalet. Peki ne oldu, daha doğru bir ifade ile Paris saldırıları yaşandıktan sonra neler değişmeye başladı?

Çok İyimserseniz Şirinleri de Görebilirsiniz

Özellikle Türk medyasındaki muhalif kanadın ve şu anda türlü zorluklarla baş etmeye çalışan Gülen Cemaati’nin saldırının akabinde AKP-IŞİD bağlantılarından ötürü mevcut iktidarın zorda kalacağını dillendirmeye başladılar. 1 Kasım’dan beri hala Pollyana’cı iyimserliklerini bir kenara bırakmayan bu cenahların saldırının hemen akabinde yaşanan gelişmeleri okuyamadıkları da açık. Gelin saldırının öncesine bir dönelim. Suriye’de IŞİD tehdidi yıllardır süre giderken, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin IŞİD’e yönelik operasyonlarda etkisiz olduğu aylardır konuşuluyordu. Bunun üzerine Esad yönetiminin de ‘ricası’ ile Rusya sahneye çıkmış ve Suriye’de İslamcı militanlara karşı geniş çapta bir operasyon başlatmıştı. Bu operasyon sadece IŞİD’e karşı değil, aynı zamanda hem Türkiye’nin hem de Batı ülkelerinin desteklediği ‘ılımlı’ addedilen İslamcı gruplara da yönelmişti. Aynı zamanda Rusya, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin Suriye’de hiçbir surette operasyon yapmamasını istemiş ve koalisyon güçlerinin etkinliliğini tamamen sıfıra indirgemişti. Paris saldırısından birkaç gün önce de Suriye ordusu Rus hava desteği ile büyük bir operasyon başlatmış ve muhaliflerin etkin olduğu Halep kırsalına yaklaşmıştı. İşte Suriye’de durumun Esad ve Rusya’nın lehine, Batılı güçlerin ve Türkiye’nin desteklediği ılımlı İslamcı muhaliflerin aleyhine olduğu bir anda bu saldırılar meydana geldi. Ve saldırıların akabinde yaşananlar Suriye’de ve bölgede kartların yeniden dağıtılmasına yol açacaktı.

Saldırıdan hemen sonra, başta Fransa olmak üzere Batılı devletler ve ABD, IŞİD’e karşı daha da acımasız olacaklarını deklare ederken, o esnada Viyana’da Birleşmiş Milletler’in 5 daimi üyesi Suriye meselesini tartışıyordu. Viyana toplantısında gücü elinde bulunduran Rusya, ‘Esad’lı geçiş süreci’ni ve 18 ay sonra Suriye’de yapılacak erken seçimi kabul ettirirken, öte yandan Suriye’de askeri açıdan elinde tuttuğu o gücü tekrar koalisyon güçleriyle paylaşmak zorunda kalacaktı. Özellikle dün gece Rakka’da Fransız ordusunun yoğun operasyonu da bunun bir örneği. Bu saldırıların özellikle IŞİD’e yoğunlaşması ve Rusya’nın da diğer İslamcı güçlere yönelik süre giden saldırılarının koalisyon güçlerinin etkisiyle nispeten zorlaştırılması aslında Paris saldırılarının nasıl sonuçlar doğurduğunu kabak gibi gösteriyor bizlere. Peki bu siyaset ve güç savaşında Türkiye nerede? İşte esas burada Paris saldırılarının nasıl 11 Eylül’ün bir benzeri etki yaratacağını söylemek yanlış olmayacak.

11 Eylül AKP’yi ortaya çıkardı, peki 13 Kasım?

11 Eylül saldırılarından sonra başta ABD olmak üzere Batılı güçlerin Ortadoğu’yu radikal İslamcılardan koruyabilecek ve onlara örnek gösterilebilecek bir ‘Müslüman Demokrat’ prototipi aradığını biliyoruz. Hatta bu prototipin 2002’de Türkiye’de kurulan ve ‘muhafazakar demokrasi’ ideası altında bir program vaat eden Adalet ve Kalkınma Partisi altında hayat bulduğunu söylememiz de yanlış olmayacaktır. AKP’nin ilk döneminde hem Batılı ülkeler hem de ABD tarafından sonsuz bir kredi ile desteklenmesinin başlıca ana sebebi de 11 Eylül’den sonra oluşan bu tablodur. İşte bu süreçte AKP özellikle 2007’ye kadar ABD’nin ve Batılı güçlerin kredisi ile ülke nezdinde gücünü arttırmıştı. 2008’de dünyadaki ekonomik kriz ve ABD hegemonyasına karşı Rusya ve Çin olmak üzere farklı güçlerin ortaya çıkması AKP’nin başta dış politika olmak üzere ekseninin kaymasına yol açacaktı. İşte AKP’nin lideri Erdoğan bu süreci gayet akıllıca değerlendirmiş, otoriterliğini ülke nezdinde daha da arttırmıştı. Bu durumdan hem ABD’nin hem de Batılı güçlerin rahatsızlığı aşikarken, Erdoğan bu rahatsızlığı dengelemek adına Şanghay Beşlisi’ne katılma gibi kartlarını oynamaya devam ediyordu. Ta ki Paris saldırılarına gelene kadar. Saldırılardan öncesine dönelim, Antalya’da G-20 zirvesi için başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Türkiye’yi ‘basın özgürlüğü, insan hakları vb.’ konularda ciddi bir şekilde uyaracağına dair haberler geliyordu.

Peki Antalya’da ne oldu? Tam tersine Erdoğan ve onun Saray ekibi (Veziri-Azam Damat Berat Paşa ve heyeti) başta Obama olmak üzere Batılı devletlerce büyük bir memnuniyetle karşılandı. Obama’nın yanağını okşayan veya önünde ceketini iliklettiren bir Cumhurbaşkanı servis edildi basın kuruluşlarına. Kendisini ‘Başkan’ olarak takdim ettirmekten ziyade, ‘Başkan’ olarak kabul ettiren bir Erdoğan’ı izledik bu iki günde. Tabi bu süreçte Erdoğan’ın pazarlık unsuru olarak masada bıraktığı ‘Esed’ oldu. Esad’lı geçiş sürecine izin vermem diyen Erdoğan bu ısrarını bir kenara bıraktı, hatta IŞİD’e karşı önemli bir güç olarak duran Kürt hareketi YPG’ye de bu toplantılar boyunca herhangi bir eleştiri getiremedi. İşte burada çok basit bir farktan her şey anlaşılabilir. G-20 toplantılarına Türkiye’den yıllardır Başbakan düzeyinde katılım sağlanırken, şimdi neden Davutoğlu Antalya’da gözükmedi? Osmanlıcılık ile süslenmiş dış politika vizyonunda Esad’ın olmaması ve Suriye’de Sünni İslamcı bir devlet hayali mi Davutoğlu’nu dışarıda bıraktı? İşte bu sorular aslında değişen durumu bize gösteriyor. Erdoğan hayalindeki ‘tek adam’ rejimi için dış politikada her zaman izlediği o pragmatist vizyonu ile tekrar NATO düzlemine geldi. Bu bağlamda Çin ile yapılan füze ihalesi jet hızıyla iptal edilirken, IŞİD hücrelerine son gaz operasyonların ardı arkası kesilmiyor. Her ne hikmetse Ankara katliamından önce görülmeyen IŞİD hücreleri bir bir tespit ediliyor. Nasıl Fransız istihbaratının ‘her ne hikmetse’ kendi ülkesindeki IŞİD hücrelerini sadece seyretmesinde ve katliam yaşandıktan sonra harekete geçmesinde olduğu gibi. Kısacası, 11 Eylül AKP’nin gücünü arttırması için en önemli dış faktörlerden birisi olmuşken, aynı şekilde 13 Kasım Paris saldırıları da Erdoğan’ın Başkanlık hayalleri için benzer bir belirleyici olacağına benziyor.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)