• BIST 107.160
  • Altın 145,853
  • Dolar 3,5202
  • Euro 4,1375
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 29 °C

Biz sana nasıl güveneceğiz Sayın Erdoğan?

Torun Ahmet TÜRKMEN

Günler geçtikçe, 15 Temmuzda gerçekleşen “Darbe girişiminin” boyutu ve kapsamı daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Ortada korkunç bir tablo var. Devletin organları olarak bildiğimiz tüm kurumların Devletin kurumları olmaktan çıkmış olduğu, onu yönetiyor sandığımız Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetinin gerçekte bu kurumları yönetemediğini gördük.

Ortada sadece “Yönetiyormuş” gibi algılanacak bir tablonun olduğu görüldü. Burnunun ucunu görmekten aciz, öngörüsüz ve vizyonsuz bir yapının 14 yıl boyunca ülkede nasıl hüküm sürdürebildiğini acı bir deneyimle gördük. Bu durumun diğer yanıyla demokratik, özgürlükçü parti ve güçlerin içler acısı durumunu ortaya koyduğunu da söyleyebiliriz. Umarım bu durum bu güçlerin kendilerine çeki düzen vermeleri için iyi bir fırsat olur.

Artık Pandoranın kapağı açıldı. Baktığımızda içinden çürümüş, kirletilmiş, görüntüsü “Fetö” olan, yönlendiriciliğini uluslararası güçlerin yaptığı bir yapıyla karşı karşıya olduğumuz ortaya çıktı. Pandora’nın kapağı kolay kapanacak gibi de gözükmüyor.

Siyasi iktidar, bu yapının bu kadar güç toplamasının ana sorumlusudur. Bunlarla yıllar boyunca ”Dava arkadaşlığı” yaptılar. AKP öncelikle ülkenin bu noktaya gelmesinin, Amerikancı bu terör örgütünün bu boyutta örgütlenmesinin sorumluluğunu üslenmeli ve Türkiye halkından özür dilemelidir. Özellikle son dönemlerde AKP’nin her zora girişinde ona can simidi olan MHP’nin de bu sorumlulukta payı vardır. Aynı şekilde AKP öncesi bu yapının palazlanmasına kapı aralayan, özellikle silahlı kuvvetlerde bu derece örgütlenmelerine göz yuman başta siyasi kurumlar, şahıslar olmak üzere, her şey yeni baştan sorgulanmalıdır. Özellikle faşist 12 Eylül rejimi ve sonrası süreçler derin bir incelemeye tabi tutulmalıdır. TBMM bünyesinde kurulan “Darbeyi Araştırma Komüsyonunun” sorumluluğu çerçevesinde yapılabilir bu inceleme. Derinlere, köküne inmeyen bir araştırmanın sonuç alma şansının olmayacağını düşünüyorum. Bundan sonra bu süreci olası “Akamete uğratmaya” çalışan her çaba dikkatle izlenmelidir.

Darbe girişimi ve izleyen anların iyice mercek altına alınmasında yarar var. Bu bize iktidarın nasıl bir çizgi izlediğini ve rota değişikliğine gittiğini ortaya koyacaktır.

Belki yıllarca süren bir darbe hazırlığı oluyor, Hükümetin haberi yok. MİT, İstihbarat örgütleri, TSK uyuyor. Girişim başlıyor bir süre haber alınamıyor. Bu arada “Sağır sultan duyuyor”. Sanıyorum, haber alındıktan sonra (Devleti tanımamanın da etkisiyle) bu durumu “İktidarın hedefleri” açısından faydaya çevirme anlayışıyla bir süre “İzleniyor”. Ne zaman ki olayın boyutu bir ölçüde ortaya çıkmaya başlıyor o an büyük bir panikle önlem almaya başlanıyor. İşin en acı boyutu Devletin en tepe noktasında yer alan insanların en yakınındakilerin darbenin içinde yer aldığının ortaya çıkmasıyla panik daha da artıyor. O an kime, neye güveneceği bilinmeyen bir ortam oluşuyor.

Siyasi iktidar neye el atsa elleri boş kalıyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Güvenebileceği hiçbir kurumun kalmadığını acı bir şekilde görüyorlar. Hatta bu güvensizlik ortamında birinci ordu komutanının koruma teklifine karşı Erdoğan’ın “Sana nasıl güvenecem” dediği söyleniyor. Bu arada siyasi partilerin darbe karşıtı tutumu netleşiyor.

Ertesi sabah Siyasi iktidar aldığı kararla, bu girdaptan çıkmak için bugüne kadar izlediği anti- demokratik, saldırgan, her türlü demokratik hakkı yok sayan çizgisinden farklı olarak partilere işbirliği ve, demokratik parlamenter sistem vurgusu yapıyor. Yargı konusunda ortak anayasa çalışması kararı alınıyor. Toplumu ayrıştırıcı politikanın yerine partiler arası işbirliği elbette takdir edilecek bir olgudur. Bu politika derinleşerek devam etmelidir.

Bu noktada bir dizi konuya özel olarak vurgu yapmakta yarar var. Yakın dönem dünya ve Türkiye’de yaşanan darbe deneyimlerine baktığımızda ve özellikle ülkemiz iktidar oluşumlarında uluslar arası güçlerin sürecin tam içinde olduklarından hareketle bir takım saptamaları burada yapabileceğimizi düşünüyorum.

1)  Türkiye gibi her anlamda dışa bağımlı olan bir ülkede bu tür büyük darbe organizasyonların büyük bir gücün desteği olmadan yapılamayacağı bir gerçektir. Bu girişim Amerika desteği olmadan yapılamaz. Amerika toplumsal ve siyasal yaşamımızın belirlenmesinde en etkili güç olarak rol oynamaktadır. Bu durum devletin tüm kurumlarında olduğu gibi, siyasal partilerimizin yönetim yapılarını doğrudan etkiler pozisyondadır. Bir bütün olarak siyasal sistemimiz  köklü bir arındırılma sürecinden geçmek zorundadır.

2)  Günümüzde anti- emperyalist olmadan yurdu sevmek mümkün değildir. Bir insanı değerlendirirken ele alınması gereken temel kriterlerin başında bu gelmektedir artık. Her siyasal olgunun bu mantıkla ele alınması çağcıl gereklilik olarak önde durmaktadır.

3)  Devlet çatladı. Artık çatlağın tamir edilip kullanılması döneminden bahsedilebilir bundan sonra ve bu yapıyla başarılabilirse. Yaşanan bu süreçten sonra insanların güven içinde, özgürce yaşayacağı bir devletin ancak,  demokratik ve özgürlükçü güçlerin ortak ve kararlı çabasıyla kurulabileceğini bilelim.

4)  Bir Amerikancı örgütlenme olarak Fetö’cü yapı çeşitli derecelerde devlet kurumlarında vardır. Siyasal partilerde de bu etki baskın durumda olduğu hissedilmektedir. İktidar partisi eğer bir arınma ve temizlik yapacaksa öncelikle kendi partisi içinden başlamak zorundadır. Bunları yapmak yerine OHAL uygulamalarını fırsat bilip devlet kurumlarındaki karanlık ilişkilere asla bulaşmayan insanlar üzerinde bir “cadı avı“ başlatma yerine vatan hainlerinin ve teröristlerin üzerine gitmelidir.

5)  Şunun altını özellikle çizelim; Siyasi iradenin hiçbir iradesi olmaksızın kendi seyrini izleyen darbe girişimini önleyen güç olarak ordu içerisindeki doğal devlet refleksi gösteren Atatürkçü, Cumhuriyetçi, laik ve Alevi kadrolardır. Bu doğru değerlendirilmelidir. Bu iradenin ortaya çıkmasının ana faktörü olarak bütün siyasi parti ve vatandaşların darbenin karşısında net bir tavırla durmasıdır. Bu tablo aynı zamanda ülkenin aydınlık geleceği açısından umutlu olmamızın da ana kaynağıdır.

6)  Siyasi iktidar ve ülkedeki sağduyulu çevreler hükümetin bugüne kadar ittifak ve işbirliği içinde oldukları tarikat ve cemaatlerin aynı türden sorunlar yaratabileceğini bilmelidir. Bu çok ciddi bir tehlike olarak ülkenin önünde durmaktadır. Bu tür kurumlar ve onların çevresinde yapılanan karanlık anlayışları kontrol etmek mümkün değildir.

7)  Yaşanan sürecin ana nedenlerinden biri olarak onlarca yıldır devlette yeterliliğe, liyakata  dayanmayan yönetim ve terfi anlayışların sürecin bu noktaya gelmesinde etkili oldugunu bilmemiz lazım. Bunun tersine çevrilmesi acil bir anlayış olarak öne çıkmaktadır.

Şimdi bu verili durumda siyasi iktidarın önünde iki seçenek duruyor. Ya, OHAL’e dayanarak ülkede yeni bir şiddet ve terör dalgası yaratarak demokrasi ve özgürlükçü güçlere karşı yeni bir tur savaş açacak, yada onlarla uzlaşma yolunu seçecektir. Şimdilik ağırlıklı olarak ikinci seçeneği benimsemiş gözüküyor. Girişimden hemen sonra Tayyip Erdoğan’ın ilk konuşmasında “Demokratik parlamenter sistemin güçlendirilmesinden” söz etmesi ve ardından, HDP’nin davet edilmemesi büyük eksiklik olsa da liderleri toplayıp birlik görüntüsü vermesi önemli olarak düşünülmelidir. Ama bu eğilimin devam edip etmeyeceğinin garantisi var mı, bunu yaşayıp göreceğiz. Siyasi iktidarın bu konularda sabıkalı olduğu herkesin malumudur.

Ortaya çıkan bu tablo cumhuriyetimiz için karanlık bir tabloyu ortaya koysa da, demokrasi güçlerinin ve özellikle CHP’nin önüne çok büyük olanaklar yaratmaktadır. Bu olanaklar çok iyi değerlendirilmek durumundadır. Taksim mitingini demokratikleşmenin ilk işaret fişeği olarak değerlendirip partinin ve toplumsal dinamiklerin önüne somut bir aktivite planıyla ortaya konmalıdır. Ülke çapında seri miting ve toplantılar yapılarak bir yanıyla olumlu adımlara destek verilirken, diğer yanıyla  AKP’nin karanlık amaçlarını, darbe sürecinin gerçekleri halkımıza anlatılmalıdır. Böylelikle AKP’nin ucuz kahramanlık senaryolarını deşifre ederek halka gerçekleri anlatma şansı yakalanmış olunur. Tüm bunları yaparken, Taksim mitinginde örneğini gördüğümüz gibi mümkün olduğu kadar geniş kapsamda birliktelik ve ittifak politikaları izlenebilir.

AKP güç kazanıyor şamatasının aksine siyasal arenada “Her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran, kendi yaverini bile tanımaktan aciz” görüntüsü ve tabanda destek kaybettiği gerçeğini görmemiz gerekiyor. Çünkü her şey toplumun gözü önünde yaşanıyor. Bir çok insan konuşuyor, tartışıyor. Böylesi bir ortamda bir partinin büyümesi nasıl mümkün olabilir? Böyle düşünmek insanlarla dalga geçmek demektir. Aksine kendini güvencesiz hissediyor. Güven arayışına giriyor. İnsanları provakasyon risklerine rağmen hala sokakta tutmak istemesinin altında biraz da bunun olduğunu görmemiz gerekiyor.

Siyasi iktidar kendine yeni ittifaklar arıyor. Daha önceleri bir çok kesime yaptığı gibi “Üzerine basacağı, sorunları ve yükü üzerlerine atacağı partnerler" arıyorBunun büyük bir tuzak olduğu görülmelidir. Toplumun ve ülkenin ihtiyaçları çerçevesinde oluşacak işbirliği ve diyaloglarla ittifakları kesin olarak birbirinden ayırmak gerekmektedir.

Gözüken o ki ülkenin önünde birçok badirelerin olacağı bu girişimin devamının geleceği noktasında yorumlar yapılmaktadır. Ülkenin daha çok şeye gebe olduğunu düşünebiliriz. Tehlikenin azaltılması ve zamanla ortadan kaldırılması için darbe girişiminin tam olarak aydınlatılması, buna katılan aktörlerin ve özellikle gerçek planlayıcıların ortaya çıkarılması gerekiyor. Toplum vicdanı ancak kısmen bu yolla rahatlayabilir. Bu süreçte devlet kurumlarının başındaki insanların bu süreçteki varsa rolleri de açıklanmalıdır.

Zorlu bir süreç bizi bekliyor. Bu süreçleri başarıyla geçmek, aydınlık Türkiye’yi kurmak  önümüzde duruyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)