• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

'Bölüneceğiz' değil, 'bölündük'

Tayfun TALİPOĞLU

Bunca kargaşa ve bilgi kirliliği içinde şu ana kadar emin olduğum konu "bu ülke bölünüyor" saptamasının iyimser bir yaklaşım olduğu. Çünkü bu ülke çoktan bölündü.

“Bölünme” deyince aklınıza Kürt-Türk, Alevi-Sünni şeklinde "bölüneceğiz" korkusu geliyorsa şüphelerinizde haklı olabilirsiniz ama bu sadece şüphe. Bana kalırsa yersiz bir kuşku. Ülkem insanı ne kadar birbirine kızsa bile söylemlerindeki sert ifadeler gerçek hayatta yerine çok oturmaz.

Yoo, yanlış anlamayın, sözü öyle “etle tırnak gibi olmuşuz” saçmalığına getirmeyeceğim. Kim et, kimler tırnak o çok tartışma götürür ama şu da bir gerçek ki etnik, dini veya mezhepsel düşmanlıklarımız öyle sanıldığı gibi savaş boyutunda değil. Çünkü birbirlerinin inandığına inanmayanlar arasında çok güzel dostluklar var. Kimse kimseyi topyekûn mahkûm etmiyor yani.

Hep duyduğumuz, söylediğimiz cümleleri bir anımsayın: 

"Alevi komşularımız var bizim, hepsi çok iyi insanlar"

 "Namazında niyazında bir adamdır, bunlar gibi Müslümanlığı kullanmaz"

 "Her Kürt vatandaşını PKK’lı sayamayız ki"… 

En çok şehidin geldiği günlerde bile, "Bunlar Kürt olamaz kardeşim. Kürtler mert insanlardır" gibi beyanları duymuyor muyuz? Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu yüzden bazılarımızın bu tür bölünme konusundaki kuşkuları yersizdir diyebilirim.

Peki, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde neden "zaten bölündük" diyorum. Çünkü "siyaseten bölündük." Kavramlar konusunda anlaşamıyoruz. Parti taassubu içinde -kör- olduk. Karşıtımız ne derse haksız, ne yapsa kötü; biz ne söylesek doğru, ne yapsak olması gereken. Hatta geçmişte bizim doğru dediğimize şimdi karşıtımız doğru diyorsa, o bile yanlış.

Bu yargılarımızda “acaba”ya yer yok. Çünkü “acaba” dediğiniz anda döneksiniz hatta hain ilan edilebilirsiniz. Daha da yetmedi, kendi tarafınız tarafından öyle linç edilirsiniz ki, inatlaşıp karşıtınızın cephesine geçer, mide  bulandırıcı bir yandaşlıkla kendinizi yeni mahallenize kabul ettirme çabası içine girebilirsiniz. Çünkü biz artık beyinlerimizi -keşke ideolojimizin emrine vermişiz diyebilseydim- kimliğimizi bulacağımız alan neresiyse oranın emrine vermişiz.

Sınıf bilincine erişmemiş toplumlarda, ayrılıklar "güce sahip olma" ekseninde şekilleniyor. Bu kimlik arayışı, aklın yavaş yavaş yitirilmesine neden olurken “biz ve onlar” olarak belirginleşiyor. Bizim ve onların içinde her mezhepten, dinden, sınıftan, ırktan insanlar aynı potalarda eriyebiliyor.

Siyasi erk sahipleri ise bu keskin ayrışmanın hesaplaşmalara kadar gitmesinden memnunlar. Çünkü sahip oldukları alanı koruma avantajını yakalıyorlar. Bu nedenle kin ve nefrete giden bu yolun ateşini körükledikçe körüklüyorlar. Hatta karşı tarafın yaşam hakkını elinden almaya gidecek noktayı aramaya başlıyorlar ki bunun adı faşizmdir.

İşte bu aşamaya gelindiği için bölündük diyorum. Üstelik ve ne yazık ki bu bölünme felsefi anlamdan çok uzak. Ya biat eder iktidar nimetlerinden -ki bu bir siyasi parti de olabilir bir sivil toplum kuruluşu da- yararlanırsınız ya da varınızı yoğunuzu yitirmeyi göze alır kavgaya girersiniz.

Peki, bu aşamaya nasıl gelindi? Yavaş yavaş mı, baş döndürücü bir hızla mı? Ben ikincisi diyorum. Ne zaman ki tüm yetkileri kendi kullanmaya karar vermiş zatın sanki çok doğru ve tarihi bir sözmüş gibi "bitaraf olan bertaraf olur" diyerek yoluna çıkabilecek herkesi bertaraf etmeye başladığı gün geri dönülmez noktaya gelmiştik. Bu söz üzerine Mecburen tarafımızı belirledik. İster istemez elimizdeki tüm silahları, ne dediğine ne yaptığına bakmadan düşman bellediğimizin üzerine yönelttik.

Artık bir “kör dövüşü”dür yaşadığımız. Siyasi partilerin ve liderlerinin söylemlerinin doğruluğu yanlışlığı sorgulanmıyor. Kemikleşmiş yapılar çıktı ortaya. Bulunduğumuz tarafın doğruluğundan emin bir şekilde birbirimizden uzaklaştıkça uzaklaştık. Bundan daha iyi bir bölünme nasıl olur, daha ne bekliyorsunuz.

Bu memleketin yarısı, lider belledikleri kişinin -birbiriyle çelişse bile- her sözünü Allah kelamı gibi görüyor ve zulmetme konusunda birbirleriyle yarışa giriyor. Son  söylediklerini liderleri istedi diye 24 saat bile geçmeden inkâr ediyor ve “reis” gibi düşünmenin erdem olduğuna inanıyor.

Bu yüzden de yeni politikalar üretmek bile anlamsızlaşıyor. Yani dostlar sadece siyaseti değil renkleri bile kendisine kayıtsız şartsız biat edilen kişi belirliyorsa yapacak bir şey yok artık.

Ya yandaş olup uzun vadede tükeneceksiniz ya birey olup “benim de aklım var” diyenlerden olacaksınız ki bu meşakkatli bir yol. Biz de o zor olanı seçtik.

Yani "bize yine hüsran / bize yine hasret var"

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.