• BIST 103.291
  • Altın 163,155
  • Dolar 3,9618
  • Euro 4,6494
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 8 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 12 °C

Börklüce Mustafa sempozyumu ve anti-kapitalist keçiler

Börklüce Mustafa sempozyumu ve anti-kapitalist keçiler
İlhami Yazgan, 2-5 Haziran tarihlerinde İzmir’in Karaburun ilçesinde düzenlenen ‘Börklüce Mustafa Sempozyumu’nun ardından oldukça kapsamlı bir değerlendirme yazısı kaleme alarak sempozyum hakkındaki izlenimlerini ve hayal kırıklıklarını yazdı.

2015 yılının son ayında yazar/avukat Kemal Derin, İzmir Akademisi`nin Uluslararası Börklüce Mustafa Sempozyumu kararını aldığını, sempozyuma bir bildirimle katılabileceğimi belirttiğinde oldukça heyacanlanmıştım. Kendisi, edebiyatçı, müzisyen ve oyuncuların da bulunduğu bir toplulukla 2014 Nisan’ında Karaburun`da bir araya gelerek UNESCO ve Türkiye kamuoyuna yönelik çağrı bir yapmıştı. Bu cağrı film şeridi gibi o an gözlerimin önünde geçiverdi. 2016’nın Börklüce Mustafa yılı ilan edilmesi yönündeki basın açıklamalarını desteklemiş, sonucu da sabırsızlıkla beklemiştim.

Aralarında sanatçı Zülfü Livaneli, müzisyen Emre Saltık, İlkay Akkaya, Şair Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Enver Aysever, Atilla Sertel, Ahmet Işıktaş ve genç kuşağın ünlü müzik gruplarının bulunduğu 59 kişinin çağrısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul görmesi ne kadar anlamlı ve yerinde olduğu sempozyum sonrası yapılan yorum ve kapanış konuşmalarında bir kez daha görüldü.

1416 yılındaki ayaklanmanın üzerinden tam 600 yıl geçmiş! Altıyüz yıl önce yaşananları tam olarak ortaya çıkarmak mümkün olmasa da konuya belgesel ve bilimsel yaklaşmanın zamanı çoktan gelmiş geçmişti.  İzmir Büyükşehir Belediyesi`nin 2016 yılını ayaklanmanın 600. yıldönümü nedeniyle Börklüce Mustafa Yılı ilan etmesi ve alt birimi olan İzmir Akdeniz Akademisi`nin ilk kez Uluslararası Börklüce Mustafa Sempozyumu düzenlemesi, tarihi bir sorumluluğu başarıyla yerine getirirken İzmir açısından da büyük bir “kazanç” olduğunu vurgulmak gerekir. “Kazanç” olgusunu aklım yettiğince açıklamaya çalışacağım!

Kazanımlara geçmeden önce yukarıda kendimle ilgili yarım bıraktığım “heyacan”duygusunu  okuyucuların affına sığınarak biraz daha irdelemek istiyorum. Kemel Derin`in sempozyuma katılabilirsin söyleminden sonra  gerçekten de çok heyacanlanmıştım. Nasıl heyacanlanmam, çünkü o aralar, -ki hala üzerinde çalışıyorum; Alman yazar Leopold Schefer‘in 1839 de yazdığı ‘Güneşin Altında Çarmıha Gerilenler’ adlı romanı üzerinde çalışıyordum. Romanı sempozyuma yetiştirme düşüncesi, çeviri üzerindeki çalışma tempomu hızlandırmış olsa da bu düşünceden kısa zamanda vaz geçip tekrar eski tempoma döndün. Çeviri, Börklüce Mustafa ve mücadele arkadaşlarına layık olmalıydı. Onun dışında 1830 yılında, yaklaşık bir yıl Arapça ve Osmanlıca öğrenip, 1830 yılının dört ayını İzmir-Çeşme-Karaburun üçgeninde geçiren, sosyal devrimci olarak betimlediği Börklüce Mustafa  romanını yazan  Leopold Schefer`e haksızlık etmiş olurdum.

Sempozyuma “Alman Kaynaklarında Börklüce Mustafa Ayaklanması” başlığı altında kaleme aldığım bildirimle katılmaya karar verdim. İzmir Akdeniz Akademisi`nin başvuru metnini doldurup, beklemeye başladım. Kabul göreceğinden emindim. Beklemeden hemen hazırlıklara başladım. 2016 yılının ilk ayında sempozyuma katılacağım haberini aldım. Heyacanım geçen her gün artıyordu. Nasıl artmasın ki?.. Tam 600 yıl sonra hem de Gezi ruhunun ülkenin her köşesinde dipdiri dolaştığı bir dönemde yapılıyor olması, Gezi’yi daha iyi anlamak ve değerlendirmek için insanlara bir kapı daha aralamaktı. Börklüce’nin isyanını anlamak için Gezi’nin yarattığı ivmenin bize ilham yaratacağından hiç bir kuşkum yoktu. Sempozyumu düzenleyenleyen Akdeniz Akademisi`nin tanıtım bültenlerinde Gezi`ye gönderme yapmış olmaları yaklaşımlarımın doğru olduğunu gösteriyordu.

3-035.jpg

XV. yüzyilda yüzbinleri bulan Osmanlı ordusunun, yerle bir ettiği, direnen onbinlerin sekiz binini verdiği isyan bayrağı elden ele dolaşıp Gezi eylemlerinde kendini tekrar göstermişti. Karaburun`da yakalananıp Efes`te carmıha gerilen Börklüce Mustafa`nın, Sarı Kemal`in Seyh`im Bedreddin`in Mimas/Bozdağ eteklerinde başlattığı, birlikte yaşayıp, birlikte üreten- tüketen; eşitlik ve özgürlük adına Rum balıkcıların, Yahudi esnafların ve Türk köylülerinin yaktığı ateşin Gezi eylemlerinin tam orta yerinde kendine yer bulması, 600 yıl sonra Izmir ve Karaburun`da uluslararasiıbir sempozyumla taçlandırılması, yakılan ateşin asla sönmeyecegini ve daha geniş kitleler tarafından sahipleneceğini gösteriyor.    

Ayrıca siyasal İslam’ın dibe vurduğu bir dönemde Börklüce Mustafa ayaklanmasına bakmak direnenler için bir ufuk sağlayacağından kuşkum yoktu!  Bugün içinden geçtiğimiz karanlık ve kaotik ortamın bu isyanla birlikte insanlara yeni alternatifler yaratacağı kesindi.

Bildirim hazırlığı sırasında en çok zorlandığım konuların başında verilen 20 dakikalık süreydi. Bu süreye sadık kalarak bildirim bütünlüğünü bozmadan özetin özetini çıkartıp sunmanın dinleyenler açısından yararlı olabileceği yönünde kuşkularım vardı ve sempozyum sonrası bu kuşkularımda haklı olduğumu gördüm. Eğer konuşmanızı 20 dakika ile sınırlı ise  öncesinde metnin üzerinde ne kadar çalışmış olsanız da, yerine getirmeniz zor oluyor. Benim sunumumda böyle oldu. Malesef 20 dakikayı aşmamdan dolayı, sunuma başlamadan önce yaptığım 2-3 dakilalık selamlama ve teknik açıklama bir kaç sayfayı atlamak ve sonuç bölümünü hızlı bir şekilde okumak zorunda bıraktı. Olsun.. bu ilk sempozyum deneyimim. Bir sonraki sempozyumlarda verilecek olan zaman sınırlamasının nasıl üstesinden geleceğimi; verilen zaman içersinde, vurucu ve önemli başlıkları öne çıkması gerektiğini artık biliyorum.
Giriş bölümü biraz uzattım, sonlandırıp sempozyumun kazanımlarına geçmek istiyorum. Kananımlara geçmeden önce sempozyumu A´dan Z`ye başarıyla yürüten Akdeniz Akademisi ve çalışanlarına, İzmir Büyük Şehir Belediyesi`ne, ismini bilemediğim, sempozyum sırasında katılımcıları ve sempozyum konuklarına rahat bir sempozyum geçirmelerini sağlayan herkese teşekkür etmek istiyorum.

SEMPOZYUM KAZANIMLARI

İsyandan 600 yıl sonra gerçekleştirilen Börklüce Mustafa Sempozyumu,  İzmir açısından  “yer”, “zaman” ve “dönem” olarak ele alındığında karşımıza çok ilginç verilerin çıktığını görüyoruz.

Yer: Sempozyumun isyanın ve paylaşımcı toplumun yeşerdiği topraklarda (İzmir-Karaburun) 600 yıl sonra gerçekleşmiş olması çok anlamlıydı. Bu sempozyum İstanbul´da yapılmış olsaydı, İzmirde yaşanan ve yaşatılan heyacan bu kadar görkemli olmazdı. Sempozyumda çok duygusal anların yaşandığına ben şahit oldum ve bu derin duygusallığı sempozyum süresi içersinde kendim de yaşadım.

Zaman: Yukarıda belirttiğim gibi Gezi`nin yıldönümüne denk gelmesi ve sempozyumun üçüncü gününde 1416 İsyanı ile  Gezi İsyanı arasında parelellik kurulması, ve bu parelelliği sunumlarıyla genç kuşakların üstlenmesi önemliydi.

Dönem: Siyasal İslam’ın dibe vurduğu bir dönemde Börklüce Mustafa ayaklanmasına bakmak direnenler için bir ufuk sağladı. Bugün içinden geçtiğimiz karanlık ve kaotik ortamın bu isyanla birlikte insanlara alternatifler yaratması anlamında olumlu olabileceğini muhakkak ve Börklüce ışığı, 600 yüz yıl sonra İzmir semalarında tekrar göründü.
Börklüce Mustafa Sempozyumu,  İzmir açısından “yer”, “zaman” ve “dönem” olarak ele aldık ama İzmir açısından farklı üç boyut daha karşımıza çıkmakta. Onlara mutlaka değinmek gerekli.

Dönem dönem, siyasi konjuktüre göre uygun olarak dillendirilen “Gavur İzmir” yakıştırması var ya… işte tam bu yakıştırma üzerinde durmak gerekir; sempozyum İzmir`in bir kez daha bu yakıştırmanın hakkını vererek “Gavur” olduğunu bir kez daha kanıtladı. İzmir `in 1415-1416 yılları arasında Osmanlı Devleti’ne karşı Karaburun yarımadasında örgütlenen Türk köylülerine, Rum denizcilere ve Yahudi esnaflare sahip çıkması bunun kanıtı.

İkinci olarak iktidar tarafından kuşatılmaya çalışılan İzmir´in, kuşatmaya Börklüce Mustafa felsefesini derinleştirmesi halinde güçlü bir kalkan yaratabileceğini düşünmekteyim. İzmir`de dönem dönem ortaya çıkan milliyetçi damar da Börklüce felsefesi etrafında kenetlenir, kendi çizgisini gözden geçirip, eşitlik ve paylaşımcı çizgiye yaklaşırsa, oluşmaya başlayan kalkanın daha güçlü olabileceğinden emin olabiliriz.

4-027.jpg

Sempozyum sonrası yapılan değerlendirmelerde Börklüce Mustafa`nın bir marka olduğunu ve bu markanın İzmir`e olumlu yönde yansıyacağı doğrultuda bir görüş belirtilmişti. (sanırım Levent Hocam bu tespiti yaptı) Bu doğru! Doğru olmayan, Börklüce bu sempozyumla marka olmadı, o ezilen halkın gönlüne 600 yıl önce tahtını kurmuş, O gönüllerin ışığı, güneş ülkesinin piri, ezilenlerin Dede Sultanı`ydı ….O anlamda bir marka zaten!

Yine sempozyum sonrası yapılan yorumlarda, gerçekleşen Uluslararası Börklüce Mustafa Sempozyumu`nun postmodern bir sempozyum havasında geçtiğini, bilim adamları dışında halktan insanların katılımıyla daha renkli ve heyacanlı olduğu yönündeydi.

Bu tespiti sanırım Yunanistan`dan katılan araştırmacı Dr. Dimitri Michalopoulos yapmış. Ben de bu tespite katılıyorum ve sırası gelmişken kendi gözlemlerimi de aktarmak isterim. Dinliyicilerle yaptığım bire bir sohbetlerde, sempozyum dilinin akademik olduğu, bir günde 3 bazen 4 oturumun fazla olduğu, bir konuyu özümseyemeden bir sonraki konuya geçildiği, soru ve cevap bölümüne ayrılan zamanın (genelde 20 dakika ayrılmıştı) az olduğu yönündeydi. Ama tüm konuştuğum kişilerde, 600 yıl sonra yapılan sempozyumun heyecanını gözlerinde görebilmek mümkündü. Bu heyacan sempozyumun tüm eksikliklerini olumlu yönde görülmesine vesile oluyordu.

Michel Balıvet`in sağlık nedenlerinden dolayı sempozyuma katılaması büyük bir kayıptı. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

1416 yılındaki isyanın en önemli kaynaklarından biri, hatta tek kaynak olan Bizanslı tarihçi Dukas dır. 3 günlük sempozyumda en fazla dile kişilerden biri olmasına rağmen Dukas`ı irdeleyen bir bildirim sunulmamıştır. Bu büyük bir eksikliktir.

5-009.jpg

Bir diğer eksik kalan taraf, Aydınoğulları Beyliği hakkında sunum yapılmamış olması. Aydınoğulları`nın en önemli özelliği, bölgenin halk desteğini arkasına alan isyanların beşiği olması. O bölgeyi tarihsel akış içinde biraz incelemek ve anımsatmak gerekiyor diye düşünüyorum. Aydınoğlları Beyliği’nin Ege’de deniz trafiğini ellerinde tuttuklarını, payitahtın haberi olmaksızın değişik deniz seferleri düzenleyip zaferler elde ettiklerini, Aydın Beyliği‘n, Karaman Beyliği ile birlikte Osmanlının başına dert olan iki beylikten biri olduğunu biliyoruz.

SEMPOZYUM BİLDİRİLERİNİN PERSFEKTİFİ

Sempozyumda yeni bilgi yoktu!

Sempozyum öncesi yeni olduğu varsayılan,  Tasvirül Kulüp (Kalplerin Tasviri)  kitabının her iki yazarı/çevirmeni, sunumlarında çalışmanın Börklüce Mustafa`ya ait olup olmadığı konusunda kafalarda var olan kuşkuları gideremediler! O nedenle sempozyumda yeni bir bilgi yoktu! tespiti çokça dile getirildi.

Sempozyumda Börklüce İsyanı bağlamında Osmanlı Devleti`nin kuruluş dönemini iredeleyen Prof. Dr. Levent Kayapınar`ın, Osmanlı`nın kuruluş yıllarında tüm dinlere eşit mesafede yaklaştığını, ırk dil din ayrımı yapmadığını, hatta Osmanlı sınırları içersinde bulunan Bektaşi Dergahları`nın (sempozyum sırasında örnek olması için bir belge de sundu) devlet tarafından desteklendiğini, hatta dergahın başındaki postnisin giderlerinin Osmanlı tarafından ödendiği belirtti. Sayın Levent bu yönündeki bilgileri aktarırken aslında şunu ima etmeye çalışıyordu: bu kadar hoşgörülü, her kesime eşit mesafeli, dil, ırk ve din ayrımı gözetmeyen Osmanlı‘nın bu tutumuna karşı,  1416 yılındaki ayaklanmanın arka planını anlamakta zorlanıyorum! Levent Bey, bu algısını son gün yaptığı kapanış konuşmasında şu cümlelerle (kelime kelimesine olmasa da, hatırlayabildiğim kadarıyla) destekleme ihtiyacını hissetti: „Osmanlı Devleti‘ne hangi persefektiften bakarsak bakalım, bu bizim ortak geçmişimiz, ortak tarihimiz! Bu tarihi görmemizlikten gelemeyiz“

Osmanlı hakkında ilgimi çeken bir diğer bildirim ise "Osmanlı İnanç Dünyasında Gri Alanlar" başlığı altındaki Dokuz Eylül Üniversi eğitim görevlisi sayın  Yrd. Doç. Dr Nuri Adıyeke idi. Sayın Adıyeke, 19 dakika 30 saniye  Osnmanlı`nın Gri Alanları hakkında bilgi aktardıktan sonra, son  00:30 saniyede "1416 isyanı işte bu bu gri alanlarda olmuştur!“ diyerek sözlerini sonlandırdı. Bunu söylerken Börklüce Mustafa`nın ismini belirtme ihtiyacı bile hissetmedi.

6-008.jpg

Bunun neden böyle olduğu; Börklüce İsyanını, devasa Osmanlı İmparatorluğu tarihinde devede kulak olarak mı algılamalıyız? sorusunu sorduğumda ise kendisi;  sunumunun başlığını tekrar okumam gerektiğini belirtti….

Sayın Adıyeke Hocamın 20 dakikalık sunumda 30 saniyeyi geçmeyen Börklüce Mustafa İsyan yorumu beni hayal kırıklığına uğrattığı altını çizerek tekrar vurgulama ihtiyacını hissediyorum.

Sempozyuma gitmeden önce Berlin`den bir arkadaşım "Bu devlet ve akademisyenleri neyi ele alıyorlarsa içini boşaltıp kendilerine uydurmaya çalışıyorlar!“ yorumunu yapmıştı. Berlinli arkadaşım bu tespiti çok abartılı olsa da bunun emarelerini yukarıda yazdığım gibi sempozyum sırasında gördüm.

Sempozyumda isyanın kültürel, sosyalojik, toplumsal temellerini irdeleyen uluslararası katılımcılarım katkısıyla gerçekleşen bildirimler de vardı kuşkusuz. Bunları değerlendirirken iki persfektiften bakmakta yarar görmekteyim. Birincisi, bizim gibi, sempozyumda bildirim sunan  ve sempozyuma dinleyici olarak katılanlar.

Sempozyumda yeni bilgilerin ortaya çıkmadığını ve tekrarın bolca yapıldığını yukarıda belirtmiştim. Bu belirlemenin bildirim sunan akademisyen ve yazarlar için geçerli olduğunu belirtmem gerekir! Sempozyuma dinleyici olarak katılanlar açısından oldukça verimli geçtiğini tartışılmaz. Her oturum sonrası sorusunu sormak için sabırsızlanan insanların salondaki varlığı konuya olan ilginin yüksek olduğunu bize gösterdi. Yanlız bu ilginin nedense ulusal ve yerel basın tarafından gösterilmediğini de görmek gerekir. Sempozyumun ardından bir hafta gibi bir zaman geçmesine rağmen, yazılı basında BirGün Gazetesi dışında sempozyum haberi yapan olmadı. Sempozyum sırasında tanıştığım BirGün muhabiri Onur Kılıç, -ki kendisine buradan teşekkürlerimi gönderiyorum, sempozyuma özel ilgisi olmasa, bu haber de yapılmayacaktı. Basının bu ilgisizliğini nasıl yarumlamalı bilemiyorum!

Üç gün süren sempozyumda sunulan bildirimlerin detaylarına girmek istemiyorum, çünkü kısa bir süre içersinde basılı hale gelecek, o nedenle ben kısa başlıklar ile konuyu da fazla uzatmadan bu bölümü sonlandırayım.

Sempozyum sırasında "kelaynaklar“ katogorisine koyabileceğimiz sunumlar vardı. Börklüce Mustafa ayaklanması ile uzaktan yakından alakası olmayan bu sunumları ben kendimce şöyle değerlendirdim: sempozyum komitesi üç günlük programı doldurmak için bunlara izin verdi ya da yazılı sunulan bildirim ile sempozyumda okunan bildirimler arasında farklılıklar oluştu. Bundan başka bir açıklama göremiyorum. Bu "kelaynakları“ örneklendirmek gerekirse: "Eşkiyalık“ ve "Torlak“ başlığı altındaki sunumların salonda ve sonrasında hayal kırıklığı yarattığı çok konuşuldu.
Sempozyumun en etkili bildirimleri Yunanistan`dan katılan akademisyenlerden geldi. Yunanlılar Börklüce isyanına içtenlikle yaklaşıp gönül bağına vurgu yaptılar. Bunun en bariz örneğini Yunanistan Araştırma ve Teknoloji Vakfı üyesi, doktor Marinos Sarıyannis Marinos`un BirGün gazetesine verdiği reportajdı: "Sempozyuma katılmak benim için çok büyük bir önemi var, aynı zamanda da gurur verici. Bedrettin ve Börklüce’yle tarihsel olarak bir ilişkimiz var. Bu tarih beni eskiden beri hep ilgilendiriyordu. Ayrıca bu topraklarda eskiden beraber yaşıyorduk. Börklüce’nin önderliğindeki 10 bin insanın yaptığı ayaklanmanın 600 yıl sonra anılması ve araştırılması bir borcun ödenmesi gibi görülebilir.“

"Bir borcun ödenmesi“….bu duygu dolu cümle herşeyi anlatıyor.

Bulgaristan, Romanya ve Azerbeycan'dan gelen akademisyenlerin bildirimlerinin zayıf kaldığı, sempozyum öncesi bu ülkelerden, en azından Bulgaristan ve Romanya`dan yeni daha fazla bilginin geleceğini umut etmiştim ama malesef…

"ÂDİ" BİR TÜRK KÖYLÜSÜ
Börklüce Mustafa Sempozyumu sırasında Börküce Mustafa`ya atfedilen "Âdi Bir Türk Köylüsü" söylemine ciddi itirazım olmuş sempozyum sırasında söz alarak Börklüce`ye bu yakıştırmayı yapanların farklı niyetleri! olduğunu vurgulamaya çalışmıştım.

Bu konuya da açıklık getirmek isterim...

Nazım, Bursa cezaevinde yatarken Mehemmed Şerefeddin’in Şeyh Bedreddin üzerine yazdığı kitabını okur.
O bölüm şöyledir: "Darülfünun İlâhiyat Fakültesi tarihi kelâm müderrisi Mehemmed Şerefeddin Efendinin 1925-1341 senesinde Evkafi İşlâmiye Matbaasında basılan ‘‘Simavne Kadısı oğlu Bedreddin‘‘ isimli risalesini okuyordum. Risalenin altmış beşinci sayfasına gelmiştim. Cenevizlilere sirkâtip olarak hizmet eden Dukas, tarihi kelâm müderrisinin bu altmış beşinci sayfasında diyordu ki: ‘‘O zamanlarda İyonyen körfezi medhalinde kâin ve avam lisanında Stilaryum - Karaburun denilen dağlık bir memlekette ‘‘Âdi bir Türk köylüsü‘‘ meydana çıktı.“

Buradaki "Âdi bir Türk köylüsü“ Nazım Hikmet`in dikkatini çekmiş! Okuduğumda benim de dikkatimi çekti!

Nazım Hikmet’in‚ Mehemmed Şerefeddin Efendi‘nin neden "Âdi bir Türk köylüsü“ diye bahsettiğini araştırmış olabileceğini düşündüm.

Bir şey bulamadım. Osmanlı resmi tarihçileri Nesri, İdrisi Bitlisi ve Aşıkpaşazade‘nin Şehy Bedreddin ile ilgili bölümleri inceledim. Yapıtlarında ‘‘Adi bir Türk‘‘ olarak değil,“sıradan bir köylü“ olarak ondan bahsettiklerini gördüm. Bizanslı tarihçi Dukas‘dan alıntı yapmış olan kişilerin yapıtlarını da inceledim, oralarda da yok! Mehemmed Şerefeddin’in yapıtının dışında "Âdi bir Türk köylüsü‘‘ hiç bir yapıtta geçmiyor.

Şeyh Bedreddin üzerine 1921’de doktora tezi hazırlamış olan Franz Babinger’in çalışmasında da "Âdi bir Türk‘‘ geçmemekte.

Kafayı yiyeceğim. Nerden çıktı bu "Âdi bir Türk köylüsü‘‘?

Alıntı yapılan ve olayın tek tanığı ve aktarıcısı Bizanslı tarihçi Dukas’ın notlarına ulaştım. Latincesi şöyle: "Eodem tempore Turcus quidam simplex et ağrestis innotuit in regione montis, qui sines İonii ostio adıacet et vulgo Stylarıus appellatur, Chio insülae ad örtüm obiectus. doçebat ille Turcos paüpertatem volüntariam; et praeter uxores omnia communia esse debere praedicabet, annoman, vestes, currus et arva. Ego, aiebat, tua domo ut mea otor; tu mea ut tua uteris, salva uxoris reverentia. cumque in istud doğma omnes agrestes pertraxisset, şubdole etiam Christianorum amicitiam petebat. edixit enim, quiçünque Türküs Christianos pios esse negaret, eum impium esse. quotquot igitür praeceptis eius obsequebantur, in quemcunque Cha tianum incididsent, beniğne eum anplectebantur et tanquam angelüm dei colebant.“

Evet bura da "Âdi bir Türk köylüsü“ geçmemekte!!!!! Yok yok yokkkk.

Metindeki kelimeleri bire bir çevirmem gerek, o zaman daha emin olabilirim. Kelime kelime çevirdim. Orada da yok! Tüm kaynakları araştırdım. Mehemmed Şerefeddin’in kitabında sözünü ettiği „Âdi bir Türk köylüsü“ ana kaynak olan Dukas’ın Latince çevirisinde geçmemekte. 

Mehemmed Şerefeddin attı mı dersiniz?

BAŞKALDIRININ ASKERİ KARARGÂHI KARABURUN’A YOLCULUK
Sempozyuma ilgi duyanların başında Karaburun Yarımadası`ında halazırda orada yaşayan, ya da öğle ya da böyle Karaburun`da bir dönem kalmış, görev yapmış kişilerdi. Bu kişilerin çok ama çok önemli bilgilere sahip olduklarına inanıyorum. Akademisyenlerin bazen önemsemediği, ya da ulaşamadığı özel bilgilerle donatılmış olduklarına sempozyun sırasında bir kez daha tanıklık ettik. Karaburunlu arkadaşların aktardıkları ilginç bilgiler şunlar:  Radi  Fis, “Ben de Halimce Bedreddinnem” adlı romanı için araştırma yapmaya başlar ve yolu iznik`e düşer. İznik`deki dergahta bulunan (1944 yılları olmalı) Bedreddin ile ilgili el yazmaları inceler. Bir kaç gün sonra jandarma dergaha gelip Radi Fis`in incelediği bu el yazmalara el koyup beraberinde götürür. O el yazmalar nerededir, neler içerir bilemiyoruz! Belki bu satırlar o el yazmaların bulunmasına vesile olur.

İkinci olarak Börklüce Mustafa ve müritlerinin isyan sırasında besin kaynaklarının başında "Hurma Zeytin“ geldiğini ve bu Hurma Zeytin`in Karaburun Yarımadası`nda yetiştiğini öğreniyoruz. Bu bilgi yine Karaburunda yaşayan duyarlı bir Börklüce Mustafa müridi tarafından aktarıldı. Her yıl Kasım ayı sonunda denizden karaya doğru esen rürgar, zeytin ağaçlarına mantar bulaştırdığını, bu mantarın zeytinin nemini gidermesi sonrasında, zeytinin dalında tatlandığını öğreniyoruz.

İkinci olarak Karaburun Keçisi gelmekte. Bu keçi hakkında Internet sayfaları şu bilgileri vermekte: “En uç noktadaki yeni filizlenip tomurcuklanan yeşilleri, otları, çiçekleri yerler ve onlardan beslenirler. Onların uzandığı bu yerlere kimse ulaşamaz. O nedenle sütü ve eti dünyanın en sağlıklı ürünüdür.” Bu kapitalistler tarafından tasvip edilen bir durum değildir. Neden? İnsanların sağlıklı olması, ilacın az kullanılmasını, diğer hayvan etinin az tüketilmesini beraberinde getirir. (koyun, tavuk gibi kontrol edilebilen hayvan türleri). Bu nedenle ben bu Karaburun Keçileri`ne Antikapitalist keçiler adını taktım! Karaburun Keçileri Karaburun yarımadası ve Börklüce felsefesine yaraşır bir hayvan.

11-002.jpg
Yarımadadaki zenginlikler bir tek bununla bitmiyor. Yarımadaya son günde yapılan yolculuğunuzda 600 yüzyıldan bu yana süren bir etkinliğe de tanıklık etmiş olmamız. Kırkım Şenliği: Şenlik Kavaklıkuyu olarak adlandırılan bir alanda yapılıyor. Buraya ulaşmak için araba ile 15-20 dakika yukarıya doğru tırmanmak gerekiyor. Keskin virajları soluk soluğa geçtikten sonra, düz bir ovaya geliyoruz. Ovanın tam ortasında ulu bir çınar….

ULU BİR ÇINAR 
Öğle bir çınar ki kelimelere sığmıyor. Gövdesi siz deyin 5 ben diyeyim 10 kişi; ancak el ele tutarak ölçebilir… Ben ömrümde böyle devasa çınar görmedim. Yaşı kimilerine göre 600, diğerine göre 1000-1500. Ama en az 500 yüzyıl olduğu kesin, Kırkım Şenlikleri bu Ulu Çınar`ın etrafında yapılıyor. Yüzyıllar öncesine  dayanan keçilerin yaz mevsimine hazırlanması için kıllarının kırkılması işlemi imece usulüyle yapılıyor. Karaburun her yıl yapılan Kırkım Şenlikleri bölgedeki keçi yetiştiriciliğine sosyal bir boyut kazandırırken, Börklüce Mustafa`nın toplumsal dayanışma felsefesine, birlik ve beraberliğini de yaşatmaya devam ediyor.

12-002.jpg

SONUÇ OLARAK
Sonuç olarak denilebilir ki:
•        600 yüzyıl aradan sonra sempeyumun ilk olmasından dolayı çok anlamlıydı.
•        Sempozyumun İzmir ve Karaburun da gerçekleşmiş olması, İzmir`in “gavurluğunu” bir kez daha tecsil etti.
•        Ayaklanmanın olduğu dönemde Osmanlı’nın sınıfsal, idari, sosyolojik ve hatta ekolojik yapısına vurgu yapıldı. Börklüce Mustafa’nın bugüne dek kamuoyu tarafından bilinmeyen yönlerine de ışık tutuldu.
•        Girit Üniversitesi’nden Doç. Dr. Elias KovolosAnadolu’da köylülüğün tarih yazımına girmesinin bu ayaklanma sayesinde olduğunu çarpıcı bir tespiti yerinde oldu. Elias Kovolos, Torlak Kemal`i unutmamamız! gerektiğini bir kez daha bize hatırlattı.
•        “Tasvirü’l-Kulüb adlı çalışma ile sempozyuma katılan Mehmet Işıktaş`ın: “Bugüne dek herkes Bedrettin’i yazmış. Nazım Hikmet, Erol Toy, Radı Fis, herkes ‘Bedrettin esastır’  düşüncesiyle konuyu ele aldı. Oysa bu hareketin taşıyıcısı Börklüce’dir. Karaburun’da pratiği üreten, savaşı yapan, komünü kuran, her şeyi yapan Börklüce’nin önderliğidir” tespitine katılmamak mümkün değil.
•        Börklüce’nin isyanını anlamak için Gezi’nin yarattığı ivmenin bize ilham yarattığını söylemeliyim. Siyasal İslam’ın dibe vurduğu bir dönemde Börklüce Mustafa ayaklanmasına bakmak direnenler için bir ufuk sağlayabilir.
•        Sunum yapanları en fazla zorlayan konuların başında bildirim başına verilen 20 dakikalık süreydi. Sınırlı dakikalar içersinde insanın meramını anlatabilmesi zorlaşıyor ve özetin özetini verme gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor.
•        Buna karşı ne yapılabilinir? Katılımcılar ve sunum yapanların daha fazla tartışabileceği soru/cevap bölümünün biraz daha uzun tutulması ya da bu tür sempozyumları daha katılımcı olmasını saylayan yeni yaklaşımlar olabilir. Bu konuda yeni konsepler geliştirmek gerekir.

Not: Bu yazı İlhami Yazgan'ın kişisel blogundan alınmıştır.
 

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • Utanmazlık!10 Kasım 2017 Cuma 18:20
  • Atatürk’e Hakaret Eden Fethullahçıları Korumayı Bırakın!09 Kasım 2017 Perşembe 19:59
  • Haddini Bil Fethullahçı Şaklaban Engin Ardıç Efendi!08 Kasım 2017 Çarşamba 13:51
  • Nazlıgül Üsteğmen kendini neden vurdu?06 Kasım 2017 Pazartesi 18:21
  • İyi Parti’nin İşlevi: Tarihi Tekerrür Ettirmek03 Kasım 2017 Cuma 17:19
  • İyi Parti alternatif mi?31 Ekim 2017 Salı 12:55
  • Cumhuriyet'e sol lazım!29 Ekim 2017 Pazar 12:51
  • Liyakat25 Ekim 2017 Çarşamba 10:12
  • Yok mu Fethullahçı Örgütün Sempatizanı Rasim’den Hesap Soracak?23 Ekim 2017 Pazartesi 18:23
  • Popülizm Etkisi Avusturya’yı da Sağa Taşıdı19 Ekim 2017 Perşembe 11:36
  • 123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)