• BIST 116.511
  • Altın 162,254
  • Dolar 3,7374
  • Euro 4,6518
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 12 °C
  • Antalya 13 °C

Boyanın altından sırıtanlar

Boyanın altından sırıtanlar
Filli Boya’nın 8 Mart Kadınlar Günü için çektiği video hali hazırda karanlığa boğulmuş hayatımızı bir kaç dakikalığına da olsa pembeye boyadı.

Yasemin Varlık

Filli Boya’nın 8 Mart Kadınlar Günü için çektiği video hali hazırda karanlığa boğulmuş hayatımızı bir kaç dakikalığına da olsa pembeye boyadı. Yazıya başladığım sırada twitterda 73 bin rt alan klip altındaki yorumlardan anlaşıldığı kadarıyla seküler sosyal medya kullanıcıları tarafından takdirle karşılandı. Bense klibi ‘düştüğümüz yer öyle açık seçik ki’ cümlesiyle karşıladım. Bu yazıyı esasen klibi nasıl daha doğru, daha soldan okuruz ya da feminist lensten klip ne anlatıyor gibi sorulara cevap vermek üzere yazmıyorum. Yeni Türkiye’de bu türden sorgulamaların seküler kesimde bile alaycılıkla karşılandığının farkındayım. Bu yazıyı bu türden sorgulamaları yapmamanın, pembenin altından sırıtan pisliği görmezden gelmenin, tam olarak nasıl bir ’anca beraber kanca beraber’liğe davet edildiğimiz üstüne düşünmemenin somut bedelleri olduğunu savlamak üzere yazıyorum.

Video neyi tartışıyor?

Klip reklamcılık ilkeleri açısından başarılı sayılabileceği için olsa gerek asıl sorun, yani Türkiye’de kadın meselesine dair temel temaların nerelere kadar gerilediği gerçeği kimseyi dehşete düşürmüyor. Orta sınıflara (ya da kendini üst-orta sınıf sananlara) hitap eden, fonunda keyifli bir bistro/kahve bişeysi müziği, ‘orda uzakta bir köy var’ dünyasının ‘biz’den ne kadar ‘farklı’ görünse de bizim olan, o yüzden de insanın içini ısıtan tanıdıklığı, bu dünyayla kurulan hayali düşünsel ortaklık ve elbette laik şehirli-Anadolu insanı gibi karşıtlıkları yerle bir eden  ‘hepimiz Atatürk’ün çocuklarıyız’ vurgusu.  İzleyiciyi çoşturan bütün bu manevralar asıl soruyu gözlerden saklıyor; bu video neyi tartışıyor?

Hatırlatalım çok değil bundan yedi sekiz yıl öncesine kadar gündemimizde kadınların çalışma koşulları, siyasi partiler ve her türden sivil kamusal yönetim organında kadınlar için kota, eğitimde istihdamda pozitif ayrımcılık, medeni hukuka sızmış ‘aile değerleri’nden yasaların değiştirilmesi yoluyla kurtuluş, ve hatta cinsel arzunun öznesi olabilir miyiz gibi geniş bir yelpazeye yayılan konular vardı. Bugünse  açıkça kadın insan mıdır, toplumun meşru bir parçası mıdırı tartışıyoruz.. Kadın hamileyken sokağa çıkabilir mi, öldürülmesi kabul edilebilir mi, yoksa merhamet mi lazım, gülmesi caiz midir gibi sorulardan hareketle yapılan konuşmalar kadın özgürlüğünü değil AKP’nin kadın düşmanı politikaları eliyle getirildiğimiz noktayı, tam olarak çıtanın düştüğü çukuru meşrulaştırıyor. Klip aynı zamanda AKP iktidarının dayattığı, bizzat örgütlediği Vahhabi ahlakı, Filli Boya’nın bizim için canlandırdığı ‘yerli ve milli’ ahlakla karşılaştırıyor. Bu da elbette klip üzerinden sesi duyurulan ‘Anadolu yerlileri’ üzerinden yapılıyor. Kendimizi oldukça çaresiz hissediyor olmalıyız ki bu klibi Filli Boya’nın ‘bu zor zamanlarda’ bize bahşettiği bir hediye olarak alkışlıyoruz

Bir kaç soru…

Video neyi kutluyor?

Peki Filli Boya’nın bu denli geri bir noktayı 8 Mart videosuyla kutlaması neye işaret ediyor?  Elbette bu konuda cilt cilt kitap yazılır ama bu yazının sınırları içinde bu soruyu kısaca şöyle yanıtlayabiliriz; Sermaye normaldir ki kadınların pratikte düşürüldüğü yeri, kadın özgürlüğü adına çizilen çerçeveyi, kadınların kamu desteğinden mahrum bırakılışını, çaresizleştirilmemizi, toplamda neoliberal düzenlemeyi kutluyor. Videonun eni konu Erdoğan’ın ‘Kadınları insan olarak kabul edersek sorun kalmaz’ söylemini tekrarlaması tesadüf değil.

Misal videoda bahsedilen çocuk evliliğine bakalım. Bugün yeniden ısıtılan çocuklarla cinsel ilişki ta 150 yıl önce ilk olarak Tanzimatla sorunsallaştırılmış, oğlancılık geleneği de göz önünde bulundurularak cinsel rüşt yaşı 21 olarak belirlenmiş, yasayı çiğneyen erişkin ve küçüğün ebeveyni için  cezalar öngörülmüştü.  Klipten hareketle 150 yıl önceki meseleye şimdi neden, nasıl döndük sorusunu elbette soramıyoruz. Zaten de soramayız çünkü bu dönüşü videoda özgürlükçülük adına servis edilen , fakat neoliberal saldırganlıkla gayet de uyumlu bir ‘herkes serbesttir, isteyen istediği gibi yaşar’ düsturuna borçluyuz. Başka bir deyişle bu klipte biz, çocuk evliliği diye bir sorunu bizzat ortaya çıkaran, daha doğrusu hortlatan neoliberal düzenlemenin yok sayılıp, bu düzenlemenin temelini oluşturan ‘serbestçilik’ söyleminin soruna çare olarak yutturuluşuna tanık oluyoruz.

Hayallerde herkes serbest fakat AKPli yılların bize öğrettiği gerçekler şöyle; herkesin serbest olduğu yerde en serbestler sermaye ve yönetici elitler.  Sıradan kadınlar, hele de yoksul kadınlar devletin laiklikten, kamuculuktan, güvenlikten el çektiği, kadına yönelik nefret söyleminin ve ahlakçı dayatmaların serbest bırakıldığı , şiddet uygulayan erkeklerin mahkemelerce serbest bırakıldığı bir iklimde hiç de serbestçe yaşamaz, yaşayamaz. Bırakın istedikleri gibi yaşamayı sistematik siddetin,  sömürünün, hatta ‘Allah rızası için’ alınıp satılan Suriye’li kız çocukları örneğinde görüldüğü gibi köleleştirmenin nesnesi olmaktan kurtulamazlar.  Yoksul kadınlara olsa olsa 4+4+4 ün neresinden koparıldılarsa ordan sonra ‘kendini yetiştirmek’, güvencesiz, sendikasız, düşük ücretli işlerde ‘çalışıp hayatını kurtarmak’, ‘kimseye muhtaç olmamak’, erkek şiddeti karşısındaysa Anadolu insanın, yani konu komşu akrabanın  kendisine ‘sahip çıkmasına’ güvenmek gibi özgürlükler düşer.  Neoliberalizm şu son cümlede tırnak içine aldığım yalanlardan, sermayeyse bu türden bir özgürlükler ortamından beslenir.

Videoda konuşanlar kimler?

İnsan merak ediyor; madem ortalama yurttaş kadın sorunlarına bu videoda gösterildiği gibi bakıyor, o zaman otobüste bizi tekmeleyenler, parkta saldıranlar, tecavüz zinciri kuranlar,onları serbest bırakanlar, öldürenler ve tüm bunlara göz yumanlar kim? Bu insanlar ülkeye dışardan mı geliyor? Gerçek şu ki bu insanlar buralı ve bütün bunlar bu coğrafyada yaşanıyor.  Onca yılın neoliberal saldırganlığına maruz kalmış, yoksullaştırılmış ve yoksunlaştırılmış, üstüne her türden kötülüğün en yüksek mercilerden İslamcı argümanlarla meşrulaştırılmasına önce şahit, zamanla bizzat dahil olmuş kitlelere kendi ağızlarından anlattırılabilecek en inandırıcı masal kadın çiçek merhamet masalı. Klipte ölümüne sahip çıkılan, çalışıp kimseye muhtaç olmayan, bedensel bütünlük hakkına, emeğine saygına duyulan kadın ne kadar gerçekse  neoliberalizmin, küreselleşmenin değiştiremediği, naïf Anadolu insanı tiplemesi de o kadar gerçek..

Videoda direniş görenler kimler?

Türkiye’nin seksen darbesi sonrasında maruz kaldığı neoliberal deneyim bu toprakların 200 yıllık modernleşme geleneğinin bütün kazanımlarını yerle bir etti.  Anadolu insanı kadar şehirli seküler kuşakları da rüzgarına kattı. O kazanımlardan biri de içinden geçtiğimiz  tarihi şimdi ve burda, olduğu gibi görebilme yeteneği. Acı ama gerçek, kendini artık neredeyse marjinal bir kimliğin temsilcisi gibi gören, İslamcı ve Kürt kimlikleriyle rekabet içinde var olmayı alışkanlık haline getirmiş, 12 Eylül’ün sol düşmanlığını büyük oranda benimsemiş ve durmadan kendi ayağına sıkan seküler genç kuşak bu yetiye sahip değil. Hayran oldukları Mustafa Kemal’in emperyalizme ‘atarlandığı’ videolar paylaşan bu kuşak için Atatürk isminin zikredilmesi her şeyi bir çırpıda açıklıyor. Bu kuşakta Cumhuriyeti kuran kuşağın kendi döneminin evrensel kavramlarına ve tartışmalarına hakim olmasına ilişkin bir hayranlık ya da heves göremiyoruz. Payitaht dizisinde Abdülhamid isminin zikredilmesi evlad-ı Osmanlılarda nasıl bir etki yaratıyorsa Filli Boya klibinde Atatürk denmesi de bu kuşaklarda sanırım aynı etkiyi yaratıyor.  Bu kuşak neoliberalizmi, küreselleşmeyi solun kullandığı ideolojik bir kavram sanıyor. Böyle sandıkça neoliberalizm daha da derinleşiyor, kendisi daha da marjinalleşip savunmaya çekiliyor. Başta da belirttiğim üzere solun kavramlarını geçersiz saymanın, sermayeyi sorgulamamanın bedelleri var, ödüyoruz.

 

 

Etiketler: ,
      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Diğer Haberler
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)