• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 2 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 9 °C
  • Adana 10 °C
  • Antalya 11 °C

Brexit: Parlamenter sistem nasıl aşılır?

İrfan TAŞTEMUR / Londra

İngiltere AB üyeliğinden ayrılma (BREXIT) kararı aldıktan sonra bu sürecin gerektirdiği hukuksal hazırlık ülkede anayasal kriz başlattı. Daha doğrusu erki kullanan organlar arasında bir güç çatışmasından ziyade ülkenin Anayasal örgütlenişini yeniden öğrenme süreci. Olay bir daha gösteriyor ki, zaman olur yüzyılların birikimi olan Anayasal düzenin ve parlamenter demokrasinin temel unsurları iktidarların gündelik hayatı içinde bilince çıkarılmamışsa, hükümete dersini vermek gerekebilir.

Bilindiği üzere, AB'den  ayrılacak bir üyenin Lizbon Anlaşmasının 50’nci maddesi gereği Birliğe (AB)  müracaat ederek ayrılma sürecini ve koşullarını kararlaştırması gerekiyor. İngiltere AB'den iki nedenle ayrılmak istediğini ileri sürmüştü. Birinci ve esas neden Parlamentonun bazı  egemenlik haklarından  AB karar mekanizması lehine vazgeçmek durumunda kalmasıydı. İkinci neden ise AB'nin  serbest dolaşım politikası nedeniyle İngiltere'nin üye ülkelerden göç alması ve bunu kontrol edememesiydi. Ancak gözlemcilerin sezdiği kadarıyla İngiltere'yi bu karara zorlayan AB'nin tamamen Almanya'nın hegemonyası altına girmiş olmasıydı. Yani İngiltere Almanya karşısında yenilerek havlu atmıştı.

İngiltere'yi bu sürece zorlayan ise iktidardaki Muhafazakar Partinin milliyetçi sağ kanadı olmuştu. AB düşmanlığını her fırsatta dile getiren bu kanat partide azınlık olmasına rağmen militanlıkları ile parti yönetimine başağrısı veriyordu. Roma Anlaşmasının imzalanmasından yıllarca sonra  1970'lerin sonunda yapılan bir referandumla 2'ye karşı 1 oyla üyeliğe en sonunda karar vermiş olan İngiltere bu grup tarafından devamlı meşgul ediliyordu. En sonunda bu grubu susturmak için eski Başbakan David Cameron referandum kararı aldı. Bunu yaparken Birlik'ten yana bir sonuç çıkacağından emindi. Ancak geniş kitlelerin ekonomik krizin sonuçlarından memnuniyetsizliği milliyetçi popülist sağ tarafından başarılı bir şekilde istismar edilince sonuç bilindiği gibi oldu. Referandum konusunda yanılan Cameron istifa etti, yerine de yine Cameron gibi AB'den yana oy kullanan Theresa May geldi.

Başbakan Theresa May AB'den yana olmasına rağmen referandum sonucuna saygı duyacağını ve 50. Madde gereği AB yönetimine başvuracağını açıkladı. İşte Anayasal kriz bundan sonra başladı. Bir şahıs mahkemeye başvurarak 50’nci maddeyi devreye sokmak için hükümetin Parlamentoya bir kanun teklifi hazırlayarak izin alması gerektiğini iddia etti ve davayı kazandı . 

Mahkeme ülkenin tek egemen gücünün (Erkin)  Parlamento olduğunu, kanun yapma veya mevcut kanunları değiştirme yetkisinin ona ait olduğuna karar verdi. İngiltere AB'den ayrıldıktan sonra üyelik nedeniyle kabul ettiği kanunlarda değişiklik yapmak durumundaydı. Zaten Parlamentonun paylaştığı yetkilerini geri almak asıl amaç değil miydi? Başbakan May'in kararı Kraliyet otoritesinin hükümete verdiği yetkiyi kullanarak aldığını iddia etmesine karşılık  Mahkeme adeta İngiltere'nin Magna Carta ile başlayıp 1668'deki "Muhteşem Devrimine"(Glorious Revolution) kadar süren monarşiye karşı 500 yıllık mücadelenin hükümet için değil Parlamento için yapıldığını hatırlatmak zorunda bırakılmıştı. Kendi tarihini unutmuş olan hükümet ve popülist sağcı basının "Sen nasıl olur da halkın iradesine karşı gelirsin?" şamatasına karşı mahkemenin cevabı bir o kadar öğretici olmuştu: 

“Demokrasilerde Erkin tek sahibi seçilmiş parlamentodur ve Parlamento halk dahi olsa bu erki kimseyle paylaşmak zorunda bırakılamaz. Bu anlamda, Parlamento referandumun sonucunu kabul etmek zorunda değildir. Eğer kabul etmez ise hesabını bir dahaki seçimde verir. Temsili demokrasinin temel prensibi budur.” 

Mahkemenin bu kararlı turumu anayasa hukuku konusunda dünyanın önde gelen ülkesi olan İngiltere'de büyük destek görüyor. O nedenle Başbakan Thresa May, itiraz hakkını kullanıp Yüksek Mahkemeye (Anayasa Mahkemesi) gidip gitmeme konusunda tereddüt ediyor. Ya kaybederse? O zaman Avrupa Mahkemesi’ne itiraz hakkı var. Eğer bu yolu seçerse de referandumun amacına ters düşmüş olacak. Erkini geri almak isteyen Parlamentonun bu gücünü kendi dışında sorgular hale getirecek. Bir bilgisizlik nedeniyle başlayan Anayasa krizi  İngiltere'ye 500 yıl boyunca adım adım yazılmış İçtihatlar şeklindeki anayasasını tekrar öğrenme fırsatı verdi.

Gelelim bize. AKP başkanlık sistemine geçmek için TBMM’ne bir yasa sunacak ve eğer sonuç 330 ila 367 arasında olursa referanduma gidecek. Yani İngiliz Mahkemesi'nin hükümetine yapamazsın dediği şeyi yapacakken Parlamentonun erkin tek sahibi olduğu gerçeğini işte bu yolla aşacak. 

İngiltere'de millet danışmak için varken AKP iktidarında Parlamentoyu aşmak için kullanılacak. İşte iki parlamenter anlayış ve iki Anayasal hukuk düzeni.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.