• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 17 °C
  • Adana 15 °C
  • Antalya 17 °C

Brexit’in özeti: Beterin beteri varmış!

Brexit’in özeti: Beterin beteri varmış!
İngiltere’den çıkan Brexit kararı aslında AB düzeni ile sömürünün getirdiği ‘beter’ düzenin daha ‘beter’ bir yolla faşizan bir çizgiye doğru evrilmesi ve bu evrilmenin yeni aşırı sağ dikta yönetimlerine doğru kapı açmasına yol açma tehlikesi barındırıyor

Britanya’da gerçekleştirilen AB’den ayrılma referandumu ve neticesinde çıkan ayrılma kararı dünya kamuoyunu derinden sarsmışa benziyor. Lakin Britanya’daki bu ivmenin ve seçmen tabanındaki politik değişimin farkında olanlar için hiç de şaşırtıcı olmayan bir netice ile karşı karşıyayız. Aslında İngiltere’nin özel seçim günü olan ‘Perşembe’nin gelişi Çarşambadan belliydi'. 5 Mayıs 2016 günü Britanya’da gerçekleştirilen yerel seçimleri ‘Londra’da Müslüman Belediye Başkanı seçildi’ romantizminden ötesine geçiremeyen analistler elbette çıkan Brexit kararına şaşırabilirdi, lakin bu seçimlerin neticesi Brexit’in kaynağı olan muhafazakarlaşma ve aşırı sağın İngiltere’deki yükselişinin son ipuçlarını verdi bizlere.

Merkez-Çevre’ye Britanya’da Rastlamak

Ünlü sosyal bilimci Şerif Mardin’in pek bilindik tezidir merkez-çevre ve özellikle iktidara adım adım yürüyen muhafazakar sağ ve nispeten İslamcı hareketlerin yükselişini açıklarken sıklıkla kullanılır Türk siyasi hayatında. İngiltere’deki Brexit kararının detaylarına indiğimizde aslında oldukça benzer bir etkileşime rastlamak mümkün. İngiltere ve Galler’de AB’den ayrılalım diyenler çoğunlukta iken, İngiltere’nin başkenti Londra’da ise tam aksine AB’de kalalım diyenler baskın çıktı. Ada’nın diğer iki ülkesi İskoçya ve K.İrlanda ise AB’de kalma tarafında tercihte bulundu. Aslında şehirlere göre detaylı bir inceleme yaptığımızda özellikle ayrılmak isteyen Galler ve İngiltere’deki tablo çok şaşırtıcı olmayacaktır. Londra gibi daha büyük ve gelişmiş şehirler ve bu şehirlerde yaşayan nispeten eğitimli veya beyaz yakalı olarak nitelendirebileceğimiz nüfus popülasyonu için AB her zaman önemli bir kurum olarak varlığını sürdürmüştü ve bu kitle kendisini Avrupalı olarak nitelendirmekten herhangi bir rahatsızlık duymamıştı.

Peki ya diğerleri? Özellikle Galler’de görüldüğü gibi kırsal bölgelerde yoğun nüfus popülasyonuna sahip bölgelerde yaşayan vatandaşlar ne yaptı? Aslında sorunun cevabı yukarıda bahsettiğimiz Mayıs 2016 yerel seçimlerinde gizli. Bir önceki yerel seçimlerde Galler bölgesinde seçimlere katılmayan aşırı sağ parti UKİP, bu seçimlerde Galler parlamentosunda 7 milletvekili kazanmıştı. Başlı başına ilginç olan bu istatistiğin yanında daha da önemli olan husus, Galler’de Muhafazakar Parti’nin kayda değer bir oy kaybı yaşamamış olması. Yani siyasi parti yelpazesinin aşırı sağında yer alan UKİP’e oy akışı solda yer alan İşçi Partisi ve Liberal Demokratlar’dan gelmişti. Londra Belediye Başkanlığı’na Sadıq Khan’ın gelmesiyle meşgul olan analistler bu önemli gelişimi tamamıyla göz ardı etmiş ve kayda değer bulmamıştı.

Yaklaşık 2 yıldır Galler’in bir sahil kasabasında bulunan ve Galler’deki çok sayıda kırsal bölgeyi gezmiş ve popülasyonu gözlemlemiş birisi olarak, Brexit kararının mimarını bulmam zor olmadı. Yaş ortalaması ortalamanın üzerinde olan, eğitim seviyesi düşük, popülizme gayet açık, teknolojik yeniliklere ve ülke içerisindeki gelişimlere oldukça kapalı, ekonomik hayatını idame ettirmek için klasikleşmiş yöntemlerle tarım veya hayvancılık yapan bir kitleden bahsediyoruz.

İşte çevreden gelen bu kitle, UKİP’in çizmeye çalıştığı o faşizan popülizmin esiri olmak için oldukça müsait bir kitleydi. Merkezde yer alan Londralılar veya büyük şehrin insanları veyahutta refah düzeyi açısından çok daha iyi bir konumda olan İskoçya’nın vatandaşları, bu kırsal, fakir ve eğitim seviyesi düşük Galliler veya İngilizler için ‘merkez’in bir parçası olmaktan ibaretti. Ve o merkeze karşı bir çevre oluşturmak ve o çevreyi merkeze yürütmek için de muhafazakar ve hatta aşırı sağ bir siyasi partiye veya lidere ihtiyaç duyulmuştu. O lider de UKİP’in içinden çıkmış gözüküyor. Dün yapılan AP toplantısında, aynı zamanda AP milletvekili olan UKİP lideri Nigel Farage’ın sözleri aslında bu merkez-çevre dikatomisinin nasıl hayata geçirildiğinin bir kanıtı; “Küçük insanlar, sıradan insanlar, son birkaç yıldır baskı altına alınan ve hayat standartları düşen insanlar, çok uluslu şirketleri, büyük bankaları, büyük siyaseti reddetti. Ülkemizi, balık avladığımız suları, sınırlarımızı geri istiyoruz. Bağımsız, kendi kendini yöneten, normal bir ülke olmak istiyoruz dediler”.

Farage’ın bahsetmiş olduğu Galler’deki veya İngiltere’deki o sıradan küçük insanların oylarıyla Brexit ortaya çıktı. Tabi o insanların Brexit’ten veya AB’den ne anladığı veya böyle bir tepkiyi bilinçli bir şekilde verdiğini söylemek oldukça güç. Referandum sırasında İngilizlerin Google arama motorunda ‘Brexit nedir’ veya AB nedir gibi soruları araştırması herhalde ne demek istediğimi açıklayacaktır. Popülizme oldukça açık, eğitimsiz ve bu halinden memnun bir kitleden bahsediyoruz. İşte bu kitleleri neo-liberalizm denen sömürü düzeninin karşısına dikebilecek iki siyasi aktör vardır. Birincisi elbette sınıf hareketini esas alarak sömürü düzenine karşı durmaya çalışan sosyalist hareketler.

Diğeri ise kapitalizm denen canavarın karşısına popülist faşizm gibi bir başka canavarı çıkaran aşırı sağ-reaksiyonel siyasi hareketler. Britanya’daki referandum tartışmaları boyunca özellikle bahse konu sosyalist gruplar ‘Brexit’ yerine AB’den ayrılma sürecini sosyalist bir çerçeveye oturtma gayretinde olan ‘Lexit’ kampanyasını yürütmüştü. Lakin bu grupların ve onların Türkiye’deki yansımalarının çıkan ‘Brexit’ kararını sevinçle karşılaması pek hayra alamet gözükmüyor. Zira AB’den ayrılma kararının dinamosunu oluşturan kitlelerin bu hareketini sağlayan siyasi mekanizma sosyalist bir hareketten oluşmuyor, tam tersi Avrupa’da yükselişi her geçen yıl artan aşırı sağın muazzam bir başarısı ile bu kitleyi konsolide edebilmesini izledik bu süreçte. Daha da önemlisi bu aşırı sağın baskılaması sayesinde muhafazakar kanatta yer alan siyasi aktörlerin daha da muhafazakarlaşması söz konusu. Yani neo-liberal düzenin ve Farage’ın konuşmasında bahsettiği kapitalist büyük işletmelerin getirdiği sömürü düzeni ve eşitsizliklerin tek çözüm noktası ‘faşizan’ reaksiyonel sağ siyasi hareketler olarak görülmeye başlandı halk tarafından. İngiltere’den çıkan ‘Brexit’ kararı da aslında AB düzeni ile sömürünün getirdiği ‘beter’ düzenin daha ‘beter’ bir yolla faşizan bir çizgiye doğru evrilmesi ve bu evrilmenin yeni aşırı sağ dikta yönetimlerine doğru kapı açmasına yol açma tehlikesi barındırıyor.

Çağlar Ezikoğlu

Aberystwyth Üniversitesi

Uluslararası Siyaset Departmanı

Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    İlgili Haberler
    Diğer Haberler
  • TEOG bahane oyun şahane! (1)28 Eylül 2017 Perşembe 13:36
  • Orhan Kemal (4)28 Eylül 2017 Perşembe 10:03
  • Irak Kürdistanı: Halkın iradesi mi? Aşiret sultası mı?27 Eylül 2017 Çarşamba 22:01
  • Orhan Kemal (3)27 Eylül 2017 Çarşamba 00:01
  • Orhan Kemal (2)26 Eylül 2017 Salı 07:07
  • Akrep sahibine döndü: AKP kendi cihatçısıyla savaşacak!25 Eylül 2017 Pazartesi 11:47
  • Orhan Kemal (1)25 Eylül 2017 Pazartesi 11:26
  • Kalkıp göç eyleyeli 32 yıl oldu ama... Ruhi Su’nun sesi bugüne nasıl ulaştı?20 Eylül 2017 Çarşamba 17:00
  • Tarık Akan'a gecikmiş bir veda yazısı16 Eylül 2017 Cumartesi 13:39
  • Hudutların Kanunu / Lütfi Akad Yılmaz Güney'i ve Sinamasını anlatıyor-416 Eylül 2017 Cumartesi 13:32
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)