• BIST 102.258
  • Altın 190,240
  • Dolar 4,5876
  • Euro 5,3980
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 31 °C
  • Adana 28 °C
  • Antalya 26 °C

Bu işler Filli Boya’ya mı kaldı?

Gaffar Yakınca

Ükemizde kadının Cumhuriyet Devrimi ile ulaştığı sosyal konum korunabilmiş olsaydı eğer, 8 Mart tarihi muhtemelen sadece kadınların güncel sorunlarının ve hak mücadelesinin tartışıldığı bir gün olacaktı. Ancak ne yazık ki on beş yıldır tarihin tersine akıtılmaya çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bugün için kadınlar, bırakın daha geniş haklar elde etmeyi, daha iyi bir sosyal konuma kavuşmayı, ellerindekini korumanın derdine düşmüş durumdalar.

Hal böyle olunca 8 Mart gündemi de olası yeni kazanımlar ve hak talepleri ile değil, eldekilerin korunması üzerine kuruluyor. Gönlümüzden geçeni tam karşılamasa da, içimizi acıtsa da bizim gerçeğimiz budur. İşte Filli Boya’nın 8 Mart filmi de bu açıdan değerlendirilmelidir.

En önce bu firmanın hakkını teslim etmemiz, hiç bir şey için değilse bile cesareti için kutlamamız gerekir. İktidarın neredeyse her işe burnunu soktuğu, toplumsal yaşamın her alanını kafasına göre dizayn etmeye çalıştığı bir dönemde Atatürk’e ve kadın özgürlüğüne vurgu yaparak hazırlanan bu film firmayı demokratik ülkelerde rastlanmayacak türde bazı risklerle yüzyüze getiriyor. Hepimiz bu risklerin neler olduğunu tahmin edebiliyoruz. Firmanın, büyük oranda yandaş müteahhitler tarafından domine edilen inşaat ekonomisi içinde yer alması ise bu riski bir kat daha artırıyor. Bu bakımdan film, cumhuriyet kazanımlarının korunması yönünde cesur bir girişimdir. Umuyoruz ki bu hareket başka patronlara da örnek olur, bugüne dek üç kuruş karları uğruna büründükleri sessizlikten vazgeçerler.

Firmanın cesaretinin ötesinde, filmin mesajı da son derece yerli yerinde, makul, yapıcı ve birleştirici bir mesaj. Film, kadın hakları başlığı ile yetinmiyor, bunun üzerinden çağdaş ve yaşanılası bir ülkenin nasıl bir yer olması gerektiğine dair çok kuvvetli bir mesaj veriyor, her saniyesinde Türkiye’nin aydınlık yüzünü gösteriyor ve izleyen milyonlarca yurttaşa umut aşılıyor.

Yandaş gazetecilerin “bir kadın olarak haklarımı Akparti’ye borçluyum” diyecek kadar şuursuzlaştığı, FETÖ artığı çirkin TV yorumcuları arasında Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik düşmanlığının zirveye ulaştığı bir dönemde böylesi bir mesajın verilmesi, kaynağı kim olursa olsun, son derece anlamlıdır. Yapanlar böylesi bir etkiyi tahmin ediyorlar mıydı bilmiyorum ama film, herhangi bir kutlama filmi olmanın ötesine geçerek siyasal islamcı dalgaya karşı moral üstünlüğün artık tamamen Atatürkçülük tarafına geçtiğinin açık bir göstergesi oldu.

Filme yönelik üç cenahtan eleştiriler

Filme dair çokça eleştiriler de duyuluyor. Eleştiriler başlıca üç odaktan geliyor: tescilli iktidar yandaşları/siyasal islamcılar, etnikçi feministler ve sosyalist solcular.

Filme islamcı cenahtan ve yandaşlardan gelecek eleştirilerin hepsi kadüktür. Çünkü film apaçık bir Türkiye gerçeğini, tartışmaya yer bırakmayacak denli sade bir biçimde yansıtmaktadır. Bu çıplak gerçek şudur: Türkiye’de kadın hakları anlamında ne tür bir kazanım varsa hepsinin temelinde Atatürk devrimleri vardır. Bu ülke olumlu anlamda ne yaşıyorsa -hiç abartmadan söylüyorum- hepsini en önce Atatürk’e borçludur. Ömrünü Atatürk’e ve cumhuriyete düşmanlığa adamış insanların bu filmden rahatsız olması gayet doğaldır. Film, yıllardır gizlemek için kırk takla attıkları “gerçek Türkiye’yi” adeta bu düzenbazların suratına çarpmakta ve “artık yalanlarınız, çarpıtmalarınız yeter” demektedir. Viyaklamaları boşunadır, ciddiye alınmaları yersizdir.

Etnikçi feministlere gelince, bunlar biliyorsunuz, uzun yılladır birinci gruptaki islamcılarla müttefiktirler. Kadın hakları notu sıfır olan bir hareketle kendine “feminist” diyenlerin ittifak kurması sadece bizim ülkemizde rastlanabilecek türde bir garabettir. Çünkü 12 Eylül’den sonra dejenere olmuş soldan devşirilen bu Avrupacı feministler uzun yıllar boyunca etnikçi/Kürtçü hareketin gölgesinde yeşermişlerdir. Ortak noktaları Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığıdır. Onlar için kadın hakları da, başka sosyal mücadele alanları da sadece birer paravandır. Atatürk’e, Cumhuriyet’e, devrimlere sövmek için fırsat kollarlar. Yıllarca AKP ile yan yana yürümüş,  “vesayetçi Kemalizm” palavralarının başlıca mimarlarından olmuşlardır. Filme de yine aynı ipe sapa gelmez argümanlarla itiraz etmektedirler. Filmde neden bir Kürt kadını yokmuş, kadınlara haklarını Atatürk vermemiş falanca liberal söke söke almışmış gibi eleştirilerin tek bir izahı vardır: Atatürk alerjisi ve Cumhuriyet düşmanlığı. Bunların da zerrece ciddiye alınacak yanı yoktur.

Filmi eleştirenlerin üçüncü grubunu ise sosyalist veya komünist arkadaşlarımız oluşturuyor. Aslında eleştirileri filmin kendisine değil kaynağına, yani firmaya yönelik. Eleştirenler, Filli Boya’nın sonuçta bir kapitalist işletme olduğunu, emekçi haklarına karşı özensiz davrandığını ve bu film yoluyla laiklik yönündeki hassasiyetleri istismar etmeye kalktığını söylüyorlar.

Hepsinde haklı olabilirler. Ancak eleştirirken şu gerçekleri de göz önünde tutmamız gerekir: bugün Atatürk devrimleri yoluyla elde ettiğimiz en temel hakları kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Tüm halkı teba derekesine indirme maksadını güden çirkin saldırı son aşamasına girmiş durumda. Bu dönemde Atatürk devrimlerini ve cumhuriyeti savunma mücadelesine verilecek her destek önemlidir. Keşke en temel yurttaşlık haklarımıza ilişkin böylesi bir kaygımız olmasaydı da Filli Boya ile emekçilerin haklarına dair bir kavga yürütebilseydik. Meğerse bunlar eski Türkiye’nin lüksleri imiş. Cumhuriyetin bize sağladığı görece özgür ortamda biz de emeğin hakkı için mücadele edebiliyormuşuz. Oysa bugün bırakın emekçilerin hakkını konuşmayı, bir kararname ile tüm hayatımızın karartılmasından korkar hale gelmiş durumdayız.

 

Öte yandan bir ticari işletmenin siyasi bir hareket veya parti gibi davranmasını bekleyemeyiz. Kapitalist dünyanın kuralları bellidir. Şirketler, en önce kendi karlarını düşünürler. Filli Boya’nın da böyle düşünmesi -o dünyanın kuralları içinde- gayet normaldir. Film de eni konu bir reklam filmidir, her reklam filmi sahibine şu ya da bu biçimde bir fayda sağlasın diye yapılır. Dolayısı ile Filli Boya’nın niyeti üzerine derin sorgulamalara girişmek manasızdır. Bunun yerine, bunca sosyalist, ilerici, Atatürkçü örgüt neden bu işleri başaramıyor, neden böylesi temiz bir mesajı üretip yaymak bir boya firmasına kalıyor, bunu sorgulamamız gerekir. Türkiye solunda fiyakalı isimlerle yıllardır caka satan onca örgüt, onca parti, onca lider neden böyle bir işi başaramamışlar acaba? Ülke adım adım karanlığa teslim olurken onu savunma işinin bir boya firmasına kalması o firmanın değil herkesten önce bizim utancımız olmalıdır.

[email protected]

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Yazarın Diğer Yazıları
      1234567
      Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : +90 212 963 1051 (pbx)