• BIST 107.202
  • Altın 145,752
  • Dolar 3,5195
  • Euro 4,1384
  • İstanbul 28 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 28 °C
  • Adana 30 °C
  • Antalya 29 °C

Bu kayıp cihatçılar nerede!

ABC Gazetesi Ortadoğu muhabiri Ömer Ödemiş, Ankara-İdlib hattında 'kaybolan' cihatçıları yazdı.

Ömer ÖDEMİŞ-ABC Gazetesi/ÖZEL
Yaklaşık 3 yıl önce Ankara'dan ve Türkiye'nin değişik kentlerinden Suriye'ye cihatçı devşirildiğini yazmıştık. Telefonlar ve isimler yayınlayarak devletin ilgili birimlerini uyarmıştık. Oğlu cihatçılar tarafından kandırılarak Suriye’ye götürülen Osman Söylemez ile konuşmuş, Ahmet Sönmez’in kimler aracılığıyla nasıl götürüldüğünü haberleştirip yayınlamıştık. Ankara’nın merkezinde, devletin gözü önünde cihatçı devşirip, katliamlara götüren çetenin bilgilerini vererek, yetkililerin bir şeyler yapması gerektiğini belirtmiştik.

IŞİD ve diğer cihatçı güçler resmi ve meşru örgütmüş gibi Türkiye'nin Başkentinde açık ve alenen çalışıyor, dini duyarlılığı olan gençleri etkileyerek Suriye’ye eğitime ve çoğu katliamla sonuçlanan eylemlere götürüyorlardı. Beyni yıkanan ve ölüme hazırlanan bu insanların günün birinde Türkiye’ye dönerek eylemlerde bulunabileceğini konusunda uyarmıştık. 

İnternet gazetesi ABC'yi kuran kadronun yönettiği dönemde Yurt gazetesinde bu haberleri yayınladık. Aradan 3 yıl geçti, Yurt'tan hep birlikte ayrıldık. ABC ile yeni, daha güçlü ve bağımsız bir yolculuğa çıktık. Ama Suriye ve cihatçı çetelerle ilgili haberlerimizde ortaya koyduğumuz tablo pek değişmedi. 

Ankara-İdlib Cihatçı hattı

Ankara mahreçli 11 Aralık 2012 tarihli bir haberimizde, Selefi grupların, gençlerin dini duygularını kullanarak onları kandırdıklarını saptadığımızı belirterek; bu gençlerin önce Suriye de bir kampa götürüldüğünü ve sonrasında da eyleme zorlandıklarını bildirdik. Haberimizde yer, tarih, kişi isimleri ve ilgili telefon numaralarını verdik. Olaylar tarafından defalarca doğrulanan ve hala güncelliğini koruyan haberimiz ve oğlu Suriye'de dinci terör örgütlerine katılan acılı baba Osman Söylemez'in bize anlattıkları şöyleydi: 

Suriye'de devam eden kirli savaşta taraf olan AKP hükümeti, Türk gençlerinin kandırılarak, Suriye’ye “cihat” için götürülmelerine seyirci kalıyor. Yaklaşık 6.000 gencin bu yolla kandırıldığı ve Suriye’ye terör eylemleri götürüldüğü iddia ediliyor.

Bize ulaşan acılı baba Osman Söylemez 20 yaşındaki oğlu Ahmet Söylemez ’in kandırılarak, Suriye’ye götürüldüğünü söyledi.  Hacettepe üniversitesi Türk Halk Bilimi bölümünde okuyan Ahmet Söylemez ‘in iki ay kadar önce evden ayrıldığını bir daha kendisini göremedikleri ifade eden baba Osman Söylemez; “ Başvurmadığımız yer kalmadı. Burada Emniyet Müdürlüğüne gittik. Oğlumuz kayıp dedik. Oğlunum kaybolmasından Faysal Çakar (Atik) sorumlu dedik.  Resimlerden teşhis ettik. Bu adamı bulursanız oğlumuzu da bulursunuz dedik. Ama hiç ilgilenmediler.   Oğlumuzun yirmi yaşında olduğunu ve kendi kararlarını kendisinin verebilecek yaşta bulunduğunu söyleyerek bizi gönderdiler.

Osman Söylemez çaresizlik içerisinde gitmedikleri yer kalmadığını, oğlunu bir türlü bulamadığını ve yaşamından endişe ettiğini belirterek, şunları anlatıyordu;

“Bir ay kadar önce Ahmet’in 0554 379 88 45 numaralı telefonundan bana bir mesaj geldi. Mesajda, ‘Ben Suriye’deyim. Allah yolunda cihat etmeye geldim. Beni merak etmeyin,’ yazıyordu. Hemen telefonunu aradım ama ulaşamadım. O günden beride hiçbir haber alamadık. Annesiyle birlikte Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gittik. Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü ile görüştük. Yardım istedik.  Bize orada Abu Şam isimli biri ile irtibata geçirdiler. O oğlumuzdan haber getiriyordu. Birkaç kez onun telefonundan oğlum ile görüştüm. Ama sonra ulaşamadım. Artık telefonlarıma da çıkmıyorlar. Benim Oğlumu Faysal Çakar kandırdı. Kanına girdi. Okulundan etti.  Bizim canımız yanıyor, başkalarının canı yanmasın. Çaresizce bekliyoruz. Her günümüz kâbus oldu. Her şeyimiz gitti. Diğer çocuklarımla bile ilgilenemiyorum. Biz yıkıldık. Yardım istiyorum. Oğlumu bulup, getirin bana.”

Acılı baba şöyle devam ediyordu:

“En son bir ay önce aradı. Bu şimdi ulaşamadığımız numarayı daha önce aradık. Bu numaradaki adam bize ‘Ankara’da olduğunu söylüyor’ ama biz nerede olduğunu bilmiyoruz. Ali isimli bir adam. Bizi yönlendirdi. Hatay’a gidin dedi. Orada sizi karşılayacaklar. İbrahim ve Hasan isimli iki kardeş bizi karşılayacakmış. Bunlar parayla içeriye adam sokuyorlarmış. Reyhanlı Kuşaklı köyüne gittik adamların evinde kaldık, bizi misafir ettiler. Bu 'Ebu Şam' dedikleri adam bize dedi ki, 'çocuğunuz burada'. Bu adam çocuğumuzu bize gösterecekti. Ama biz oraya gidince, aralarında bir Arapça bir Türkçe konuştular. Daha sonra gittiler ve bize çocuğumuzu göstermediler. Şimdi İbrahim bu Abu Şam’a diyor ki, sizi istihbarata veririm, o çocuğu bana getirin. Ebu Şam’da bunların başları değil de önemli bir şeyleri herhalde. Yalnız eve girince bütün telefonları kapatıyoruz. Kesinlikle kimseye ulaşılmıyor. Biz oraya gidince biri aradı. Bunlar konuştular ne konuştular anlamadım. İşine gelince Türkçe, işine gelmeyince Arapça konuşuyor. En son 3 hafta önce Perşembe günü gittik.”

Osman Söylemez, her şeyin daha oğlu lisedeyken başladığını anlatıyor.

“Bu aslında ta lisede başladı. Ben Gölbaşı'nda pazarcıyım. Ben yaz tatillerinde yanıma aldım birlikte çalıştık. Abdestli namazlı bir çocuktu.  Camiye gider gelirdi. Bu cami de Faysal Atik (Çakar)  isimli biriyle tanıştı. Terörle mücadeledeki soyadı Çakar. Bize ilk başta çok iyi yaklaştı. Lise 3. sınıftaydı tanıştığında. Bu çocuğumuzun beynini yıkadılar ve bu şekle geldi. Dekorasyoncuyum diyordu, pazarcıyım diyordu. Bizi kandırıyordu. Çocuğumuz en son Mamak, Emirler, Eryaman’da takılıyormuş. İhtiyarın yeri diye bir yerde toplanıyorlarmış. Aktarcı burası.

Ben kâğıt topladım, onun bunun çöplerini karıştırdım. Gidip tuvalet temizledim. Kapıcılık yaptım. Oğlumu ne sefillikle bu yaşa getirdim. Sen gel de bana sor. Ben kendim babasız büyüdüm. Kimseye imrenmesin diye kendim yemedim ona yedirdim. Ben kendime itfaiyeden alır kıyafet giyerdim, çocuklarıma mağazalardan alırdım ki, imrenmesin, onların yanında küçük düşmesin diye.  Bu bayram başımıza kara geldi. Biz yavrumuzun gideceğini sezemedik. Bir değişiklik hissetmedik. Bize belirtmedi gideceğini. Biraz asabiydi o kadar. Okuluna gidip geliyordu. Üniversite birinci sınıf öğrencisiydi. Ama bize öyle güzel rol yapıyordu ki biz inanıyorduk."

"Çok çaresiziz. Kim ne derse onun peşine gidiyoruz. Karakola gidiyoruz, emniyete gidiyoruz, CHP’ye gidiyoruz, AKP’ye gidiyoruz. Ama elimizden hiçbir şeyden gelmiyor. Bir gidiyoruz umutlanıyoruz, aynı bir çocuğun eline şeker verirler de sevinir ya aynı öyle ama sonra bir bakıyorsun ki boş çıkıyor. İşimizi gücümüzü bırakıyoruz burada, hadi Hatay’a, Reyhanlı’ya. Bir ay çalışmadım. Sağa gittim sola gittim. Hani derler ya denize düşen yılana sarılır diye. Kim elini uzattıysa, ama iyi ama kötü hepsine uzandım.”

Allah rızası için oğlumu verin

Anne Kezban Söylemez ise, gözyaşları içerisinde; “Oğlumu istiyorum ben.  Üniversiteye yeni başlamıştı. Faysal denen adam kanına girdi. Oğlum bizden yavaş yavaş koptu. Bana kıyamazdı. Kandırıldı oğlum benim. Biz ne zorluklarla büyüttük. Ben aç yatıp onu doyurdum. Giymedim giydirdim. Bizim Cihatla filan işimiz yok. Oğlumu kandırdılar,” diyor.

Acılı Anne gözyaşları içinde oğlunu istiyor, “ Allah rızası için oğlumu verin bana” diye şöyle sesleniyor:

“Ben oğlumun dönüp gelmesini istiyorum. Bizim her gün evimizden bir cenaze çıkıyor. Her gün ölüyoruz. Benim 4 yaşında bir çocuğum var, onunla bile ilgilenemiyorum. Çocuğum her gün ağabeyim gelsin diye dua ediyor. Ağabeyin askere gitti diyoruz. Ailesine bağlı bir çocuktu. Hele ki beni çok severdi. Anne der başka bir şey demezdi. Bana bir poşet dahi kaldırıp attırmazdı. Senin belin ağrıyor diye. Benim için ölürdü. Benim dünyam karardı artık hiçbir şeyle bağlantım kalmadı. Ben onu ne yokluklarla büyüttüm.  En son aradığında, “ Anne senin duymak için aradım. Benim canım ciğerimsiniz” dedi. Bir daha aramadı.”

Gençleri kandırıp ölüme götürüyorlar

Selefi gruplar dini inançları güçlü olan gençleri, "Allah için Cihat etmeleri" gerektiği konusunda ikna ederek, bir başka ülke halkını katletmek için, eğitip, silahlandırıyor ve eylem yaptırıyorlar. Son dönemlerde yaklaşık 600 gencin bu yolla kandırılarak Suriye’ye götürüldüğü, bir kısmının oradaki çatışmalarda öldüğü belirtiliyor. Özellikle Konya, Kayseri ve Ankara’dan kandırdıkları gençleri, önce, İdlib yakınlarında oluşturdukları kamplara götürüyorlar ve telefonlarına el koyarak, kaçmalarını ve aileleri ile iletişim kurmalarını engelliyorlar. Bu gruplara katılan gençlerin, isteseler bile geri dönüşlerine izin verilmediği, yeni eylemlere girmeleri için zorlandıkları ifade ediliyor.

İslami "sivil toplum" örgütleri aracılığı ile gençlere ulaşan Selefi grupların, AKP hükümeti tarafından Suriye'deki İslami terör gruplarına destek vermeleri için teşvik edildiği belirtiliyor. Özellikle Konya il merkezinde bu organizasyonların yapıldığı belirtilirken, diğer illerden kandırılan gençlerin de Kayseri'de toplanarak buradan önce Hatay'ın Reyhanlı ilçesine, sonrada sınıra yakın yerlerde oluşturdukları askeri kamplara götürdükleri iddia ediliyor.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun islami STK temsilcileri ile Konya'da bir toplantı yaptığı, Suriye de sürdürülen savaşa, maddi, manevi ve fiili destek istediği belirtiliyor. Davutoğlu’nun Suriye de sürdürülen savaşa destek olacak kurumların devletin her türlü katkıyı vereceğini söylediği belirtilen toplantıdan sonra Suriye ye giden geçlerin sayısının arttığı iddia ediliyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)