• BIST 117.559
  • Altın 161,697
  • Dolar 3,7860
  • Euro 4,6551
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Adana 14 °C
  • Antalya 11 °C

Bu KHK'nın sağlaması yapılmalıdır

Sami Günal

Toplum, KHK’lerin içeriğinin olağanüstülüklere uygun olup olmaması konusunu, örneğin “kış lastiği” ya da  “Şeker Kurumu”nun kapatılması gibi düzenlemelerin ne alakası var demeyi ister istemez bir kenara bıraktı. Gelecek hakkında infiale kapılanlar, toplum yaşamını derinden sarsacak ve dağıtacak olan bir düzenlemeyi mecburen ön plana çıkarttı. İlginçtir ideoloji ayrımı gözetmeksizin düzenlemeye karşı belli oranda bir konsensüs oluşmuş durumda. Bunun bir hikmeti yok mu? Herkes mi kronik muhalif?

Ne diyor o ilgili madde?

"Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

Bu madde öncelikle şekli ve fonksiyonel olarak “devlet” olma vasfını daraltan ve ona vurulan bir darbedir.

Hâl bu olunca devletin ve daraltılanın ne olduğuna bakmamız gerekecek.

Devlet, öz itibariyle, eğemenlik ve bağımsızlık temeline oturan siyasal bir örgütlenmedir. Bu kısa tanım içinde dikkat edilecek iki husus var. Eğemenlik ve bağımsızlık. Bunlar olmazsa ulusal ve çağdaş anlamda bir devlet oluşamaz. Olsa olsa kabile devleti olur.

Bu düzenleme, egemenliği vurulan bir darbedir.

Hemen belirtelim ki çeşitli kuramlar içinde anlatılan devlet yapılanmalarının niteliği tartışması başka bir tartışma ve konumuzun kapsamı dışındadır. Çağdaş bir devletin hukuksal bir düzeni olur. Geçerli hukuksal düzeni belirleyen otorite ve irade ise devletin “egemen olabilme” kaidesidir/yeterliliğidir. Yoksa hukuk olmaz. Egemenliği, toplum üstünde kurulan kuru bir tahakküm ya da zümre meselesi olarak algılarsak her zaman yakındığımız o meşhur kavram kargaşası içine düşmüş oluruz. Konuyu devlet kuramı açısından incelememiz hasebiyle bu “egemenlik” o egemenliktir.

Söz konusu o egemenlikse, herkesin herkesi cezalandırdığı kabile devletinden çıkılıp erkler ayrılığının hükümran olduğu ve çağdaş mahkemelerde cezaların kesildiği egemen devlete varılır. Devleti, çağdaş bir örgütlenme yapısı olması yönüyle ele almaktayız. Devlet, içinde barındırdığı öteki örgütlü topluluklar karşısında bir üst yapıdır. Bundandır ki toplum içindeki tüm diğer düzenleri de bağlar. Gerektiği hallerde tekelinde olan üstün bir merkezi otoriteye dayanarak jandarma ve polis gücüyle zora başvurma yetkisi vardır. Elbette bu zora başvurma tekelinin “gerek şartı” hukuksal bir düzene dayanmasıdır. Hukuksal düzlem dışına çıkan egemenliğin adı başka bir şeydir.

Egemenlik başka ne işe yarar? Devlet olunduğuna göre bu tüzel kişiliğin uluslararası ilişkileri de olacak demektir. İşte diğer devletlerle girilen ilişkilerde bu eğemenlik dediğimiz eldeki güç, “bağımsızlığınız” olarak kendisini dayatır. Şimdi tam da bu noktada bir Sevr’i bir de Lozan’ı düşünmenin yeridir.

Bu düzenlemeyle devletin yargı ve cezalandırma tekeli, yetkisiz kişilere devredilmek suretiyle kaldırılmış ve kuvvetler ayrılığı prensibinin bir ayağı da kırılmış olmaktadır. Suçun cezası, bağımsız mahkemelerde adil yargılama süreci sonunda hukuk nosyonu ve formasyonu olan vicdani kanaate dayalı olarak hukuk normları çerçevesinde karar veren yetkili hâkimler tarafından verilir.

Peki, şimdi bu düzenlemeyle ne olacak? Eğer düzenlemeye bakacak olursak kolluk fonksiyonunun devreye girmesiyle başlayıp soruşturmalar ve kovuşturmalar sonucu adli binalara kadar getirilen bir olay, hemen anında olay yerinde sonuçlandırılacak. Bu, hangi hukuki nosyon ve formasyona dayalı olarak yetkisiz siviller tarafından anında yerine getirilmiş olacak? İçinden çıkılmaz bu soru ve sorunları sürdürmek olasıdır.

Maddi temelleri tartışmasız fiziken oluşmuş darbe girişimlerine karşı tıpkı 15 Temmuz hain darbe girişimindeki darbecilere karşı haklı olarak kullanıldığı gibi zaten meşru müdafaa hali yasalarca tanınmıştır. Meşru müdafaanın sınırlarını belirlemede her daim aklıselim davranılamayabileceği görülmüştür. İş, meşru müdafaa sınırından çıkartılıp da “suç işleme yetkisiymiş” gibi algılanacak olduğunda diyelim ki etkisiz hale getirilen silahlı darbeciler “duygularına/öfkelerine yenilmiş kişilerce” kolluk kuvvetlerine, oradan da mahkemeye teslim edilmeksizin yerinde mi infaz edilecekler? Sorun çok!  

Yukarıdan bu yana anlatmaya çalıştığımız çağdaş devlet normu neden vardır? Kabile devleti statüsünden çıkmak için vardır. Kimmiş suç sınırlarını belirleyecek yeterliliği olan? Bunun sonu yargısız infazlardır. Yetkisiz kişilerin yetkilendirilmesi bir yana maddenin başı-sonu ne kapalı ne de kesinlik vardır. Ceza yasalarında işlenecek veya işlenmeyecek cürümler tarif edilmez ya da kişiler cürüm işlemeye yetkilendirilmez. Kesinliği olan, işlenmiş cürümlerin karşılığı yer alır.

Sivil kişilere devredilen söz konusu tartışmalı yetki içinde ne deniliyor? “… terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması…” İyi de… Öyle ya hukuk devleti değil miyiz? Bu çerçevede kısıtlandığı düşünülen bir hakkı dile getirmek için en ufacık bir gösteri ve yürüyüşe kalkışıldığında… Peki, partizan ya da art niyetli bir ajan provokatör olan birilerinin “bunlar terörist”  kışkırtmasıyla diğer birileri de kalkıp kendisine tanındığını düşündüğü bu infaz hakkını hiç yere kullanırsa ne olacak?

Bir Cumhurbaşkanı her bilim disiplinine vakıf olmak zorunda değildir. Hukuk bilimine de. Ama danışmanları vardır. Kamuoyunda çok eleştiri aldılar görevlerinde bir aksatma mı var, diye. Bir kez daha sağlama yapma zorunluluğu doğmuştur. Devletin görüntüsü aciz kılınmaktadır. Yapmayalım, etmeyelim yeniden gözden geçirelim?

Düşünür Thomas Hobbes’a atıfla bitirelim. Yasaların, gücü değil; gücün, yasaları doğurduğu bir düzende çıkarları her zaman çatışan insanlar kendilerini savunmak için birbirlerini öldüreceklerdir.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)