• BIST 97.533
  • Altın 145,901
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 19 °C
  • Adana 19 °C
  • Antalya 20 °C

Bu türbülans nasıl biter?

Haluk ŞAHİN

15 Temmuz’dan bu yana bir aydan fazla zaman geçti, ancak türbülans devam ediyor. Bu yazının 17 Ağustos’ta yazılıyor olmasından yararlanıp deprem diliyle konuşalım: Sismik dalgalanmalar devam etmekte. Daha epey bir süre de devam edeceğe benziyor.

Çünkü, tıpkı depremlerde olduğu gib, bu sarsıntıda çok miktarda enerji açığa çıktı. Onun emilmesi ve uysallaştırılması zaman alacak. Bayağı yıkım olduğu ve olacağı da ortada.

Zor günler var önümüzde. Soru şu: Sonunda Türkiye kendisini toparlayabilecek mi?

Özellikle yabancı gözlemciler arasında bunun zor olduğuna inananların çoğunlukta olduğunu görüyorum. Ben onlar kadar kötümser değilim. Sadece bizim için değil tüm bölge için çok önemli saydığım Cumhuriyet projesinin başarısına inanmak isteyen biri olarak, kendimi iyimserler öbeğinde konuşlandırmak istiyorum. Pozitif düşünmekten yanayım.

Türkiye kendisini toparlayabilir. Bu yazıda bunun nasıl olabileceği konusundaki bazı görüşlerimi paylaşacağım.

MAĞDURLARA SON

Öncelikle, Türkiye’nin mağdurlar yaratma kısır döngüsünden kurtulması gerektiğini vurgulamak istiyorum.

Son 60 yıldır Türkiye’nin hep patinaj yapıyor ve sorunlarını bir türlü çözemiyor görünmesinin temel nedeni bu kısır döngüdür.

Türkiye, adeta, tarihin sürekli olarak tekerrür ettiği bir ülkedir. Burada sürekli olarak bir “deja vu”, yani “yahu ben bunları daha önce de görmüştüm” duygusuyla yaşarsınız.

Farklı kesimlerden olsalar da insanların başlarına hep benzer şeyler gelir. Haklar çiğnenir, haksızlıklar yapılır, mağduriyetler oluşur...

Sonra, fırtına dindikten bir süre sonra, mağdurların toplarlanma, palazlanma ve mücadele süreci başlar. Derken onlar bir şekilde kazanırlar ve bu kez onlar, fırsat bu fırsat diyerek, hukuku ayaklarının altına alarak yeni mağdurlar yaratırlar...

Bu böylece sürüp gider...

Son bir aylık olaylar bu kalıbın maalesef devam etmekte olduğunu gösteriyor.

15 Temmuz’un ardından gelen dalgalı süreçte kuru ile yaşın birbirinden ayrılması zorunluluğundan sık sık söz ediliyor. Bu nasıl olacak?

Çok basit: Kuru ile yaşı birbirinden ayırırken ölçütümüz ancak evrensel hukuk olabilir. Atatürk’ün “çağdaş uygarlık düzeyi” hedefinin hukuki boyutu bence budur. Diyelim, somut olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kriterleri... Onun yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamak.

Yeni mağdurlar üretmeye engel olmanın yolu da budur.

GERİ TEPEN UYGULAMALAR

Saman altından zehirli su yürüten Gülen Cemaati’nin büyük bir tehlike olduğuna her zaman inandım. 15 Temmuz’da korkunç bir felaketin eşiğinden döndüğümüzü ısrarla yazdım, hala o kanıdayım.

Ancak, duygusal davranmayarak, kısır döngüyü kırmak için bu kez çok özenli davranılması gerektiğine inanıyorum.

Darbe girişimine fiilen katılanlar, Cemaatin çeşitli kumpaslarında etken olarak rol oynayanlar, delil karartanlar, yapay delil üretenler, devletin kendilerine verdiği yetkileri kötüye kullananlar elbette koğuşturulmalı ve kanunun biçtiği cezalara çarptirilmalıdır. Buna evrensel hukuk da cevaz verir.

Ancak insanların, yukardaki türden somut suçlara karışmadıkları halde, sırf tarikat üyesi ya da sempatizanı oldukları, Cemaat’e ait gazetelerde yazı yazdıkları, şirketlerde çalıştıkları, bağışta bulundukları için hapishanelere tıkılmaları hem yeni mağdur kitlelerinin yaratılmasına yol açar, hem de Cemaati’in işine yarar.

Tıpkı, gazetelerin kapatılması ve toplumun diğer kesimlerinden gazetecilerin, yazarların, öğretim üyelerinin ve iş adamlarının derdest edilmesi gibi...

Geçen yazımda da anlattığım üzere, Batı medyası 15 Temmuz’dan sonra “çerçeve” değiştirmekte zorlandı. Ülkede olup bitenleri “otokratik bir rejimin tüm topluma uyguladığı baskılar” olarak yansıtmaya devam ediyor. Türkiye’deki bu türden fevri uygulamalar bu çerçeveyi doğruluyor ve “darbeci Cemaat” gerçeğinin anlaşılmasına engel oluyor.

Türkiye 15 Temmuz’a 15 Temmuz’dan önce yapılan yanlışlar yüzünden geldi. 15 Temmuz’u aşmanın yolu, eski yanlışlıklara düşmemekten geçiyor.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)