• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 11 °C
  • Adana 17 °C
  • Antalya 14 °C

Bugünün talebi demokratik özgür Türkiye

Torun Ahmet TÜRKMEN

Bu günlerde, özellikle 15 Temmuz sürecinden sonra bir tarih tartışmasıdır sürüp gidiyor. Öylesine kabaca, hoyratça bir tartışma ki sanırsınız tarih bulunduğu yerden alıp kaçırılacak. Tam panikle; bir bakış açısı, bir format dayatılmaya çalışılıyor. Tarihteki; zorba, insanlıkları ve yönetim anlayışları son derece tartışmalı kişilikler topluma örnek kimlikler olarak sunulmaya çalışılıyor. Bununla da yetinilmeyip despot padişahların, Müslümanlara halife olabilme adına soykırımlar yapmaktan çekinmeyen kişiliklerin adlarını hastanelere, köprülere veriliyor. Peki, tüm bunlar neden ve hangi amaçla yapılıyor, bunları yaparken kullandıkları argümanlar nelere hizmet ediyor? Bir siyasal süreci, bir dönemi değerlendirirken ilgili dönemde hükümet edenlerin topluma ne verip ne vermediğine bakmamız gerekmektedir. Toplumsal barışın olup olmadığına, huzur ve güven ortamının tesis edilip edilmediğine bakılmalı. Bugün toplumun her kesimi için net bir tanımlama yapmamız mümkün; İnsanlar mutsuz, huzursuz. Yaşamsal olarak güvence altında olmamanın tedirginliğini yaşıyorlar. Bu durum köyde de, kasabada da, şehirde de böyle. Her gün 20- 25 insanın öldürüldüğü, toplu cinayetlerin işlendiği, binlerce insanın haksız yere işlerinden atıldığı bir ortamda huzurlu bir ortamın olması mümkün mü? İşte buna benzer nedenledir ki, ülkeyi yönetenler tarihin olumsuz, kıyıcı ve ezici yöneticilerini örnek olarak sunmaya, yaptıkları karanlık işleri toplum gözünde olağanlaştırmaya çalışıyorlar. Her şeyin sıradanlaştırıldığı, zorbalığın kol gezdiği, en küçük demokratik hakkın bile kullanılmasının önünün sert bir şekilde kesildiği, basit insani değerlerin lütuf gibi sunulduğu günümüzde yeni bir bakış açısının, düşünce sistematiğinin gündeme getirilmesi gerekiyor. Bunları yapanlara karşı olan tüm çevrelerin, tüm insanların farklılıkları öteleyerek tek bir amaç için birlikte davranması gerekiyor. AKP’nin tekçi devlet anlayışına, despotizme, evrensel hukukun yok edilmesine, parlamentonun yok sayılmasına, demokratik hakların yok edilmesine karşı “DEMOKRATİK, ÖZGÜR BİR TÜRKİYE “ şiarıyla bir araya gelinmek zorunludur. Bunun dışındaki taleplerin karşılanması buna bağlıdır.

Demokrasinin olmadığı yerde ekmek olmaz. Üretim olmaz. Üretim ekonomisinin olmadığı yerde istihdam, kalkınma olmaz. Kalkınmanın olmadığı yerde toplumsal refah olmaz. Refahın olmadığı yerde huzur ve mutluluk olamaz. Barış soyut bir kavram değildir. Ülkede tümden bozulan barış ortamının sağlanmasının anahtarı demokrasidir. Yakın dönem yaşam pratiğimizde acı bir şekilde gördük ki, tartışma ortamının, demokratik ortamın olmadığı yerde barış da, kardeşlik de kurulamıyor. Kürt sorununun demokratik çözümü ancak demokratik bir Türkiye’de gerçekleştirilebilir. Bu süreçte ne kadar zorluk, derin acılar çekilmiş olursa olsun bu gerçek asla değişmiyor. Demokratik Türkiye’de sorunlar “ birlikte yaşam” perspektifiyle konuşulursa çözümlenmeyecek hiçbir sorun olamaz. Öncelikler bu çerçevede yeniden tanımlanmalıdır. Yol arkadaşlığı kavramı bu kritere göre şekillenmelidir. Her ne yapılacaksa bu öncelik dikkate alınarak belirlenmelidir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde olduğu gibi yeni bir iradeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu irade günün gerçeklerine ve ihtiyaçlarına uygun olarak şekillenebilir. Böylesi bir anlayışın oluşmasının anahtarı siyasal partilerdir. CHP’nin bu süreçte etkin rol üstlenmesi gerektiği demokratik güçlerin tümü tarafından kabul edilmektedir bugün. Öne çıkması, özel bir misyon üstlenmesi istenmektedir.

Eğer CHP, bu misyona uygun davranır “ Kim ne der” paranoyasından kurtulabilirse bunun gerçekleşmemesinin hiçbir nedeni yoktur. Önderlik, bu sürece uygun projeleri de gerektirir elbette. Kürt siyasal hareketi Türkiye ve bölgemizde yaşanan gelişmeler ışığında gerçekleri görmek, Dünyadaki ve bölgemizdeki yeni güç dengelerini görüp ona göre politikasını oluşturmak zorundadır. En azından yakın dönemde gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallerden sıyrılıp, Kürt insanının da çıkarına olan gerçekçi politikalara yönelmelidir. Terörün ve şiddetin hiçbir fayda sağlamadığını görmelidir. 7 Haziran öncesi kısa bir dönem küçük bir adım atsa da “Kürtlerin partisi” bile olmayı beceremeyen HDP artık cesaretli bir tavır, bir çizgi ortaya koymak zorundadır. Parti olmak için temsil ettiğini söylediğin kitleye nasıl bir yaşam önerdiğini ve bunu nasıl yapacağını ortaya koymak zorundasın. Aksi halde çabaların parti değil bir dernek faaliyetlerinden öteye geçemez. Bu iki partinin ilk aşamada en azından kendi kimliklerini ve programlarını netleştirip toplum karşısına net bir profille çıkması diğer demokratik ve özgürlükçü güçlerin bir potada toplanmasının önünü açacaktır.

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)