• BIST 106.239
  • Altın 161,321
  • Dolar 3,8713
  • Euro 4,5671
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Adana 21 °C
  • Antalya 17 °C

Çağımızın iktidar anlayışı

Tayfun TALİPOĞLU

Foucault, "Hapishanenin Doğuşu" adlı kitabında 18. yüzyılda işlenen suç ve bu suça verilen cezaları anlatır. Örneğin Fransa Kralı XV. Louis'i bıçaklayan kişiye ölüm cezası verilir. Ancak bu cezanın infazı bildiğimiz giyotinle boynunu kesme, darağacına urganla asma ya da kurşuna dizme şeklinde değil, kızgın maşaların kullanıldığı, kızgın yağların döküldüğü işkence şeklindedir.

Bu örnekten de anlaşılacağı üzere 18 ve 19. yüzyıllarda Monarşik yapılı yönetimler suçluları en ağır şekilde bedensel olarak cezalandırırdı. Yani bu dönemde işkence, sorgulama ve infazda yasal bir yöntemdir. Yöntemin bu derece ağır olmasının nedeni iktidarın kudretini göstermek ve halka ibretlik bir örnek vermektir.

Bu dönemde suçun niteliği ve hedefi ne olursa olsun aslında iktidara yani krala karşı işlenmiş kabul ediliyor ve kral da kudretini göstermek için halkın gözü önünde mahkûma en ağır işkenceleri yaptırıyordu.

Avrupa'da cezalandırma yöntemi böyleyken Osmanlılarda da ağır cezalar vardı: kafa kesme, el kesme, kolda bıçak gezdirme, alna mühür vurma gibi... Tabi bu cezalar da halkın gözü önünde infaz ediliyordu.

Foucault, bu dönemde iktidarın ayrıcalıklı olduğunu yani yaşam ve ölüm hakkında karar verme ayrıcalığına sahip olduğunu söylüyor. Foucault'a göre iktidar, bir el koyma aracıdır. İktidara sahip olanlar, yönettikleri insanların; emeklerine, ürettiklerine, sevdiklerine, kanına hatta canına el koyabilir. İktidarın bu kadar geniş yetkilere sahip olmasının nedeni, Ortaçağ’dan beri süregelen feodal yapının ortadan kaldırılması ve devlet yapısının kral ve hükümdar aracılığıyla sağlamlaştırmasının amaçlanmasıdır. Böylece Batı'da iktidar yasaklama içgüdüsüyle hareket etmiş, iradelerini yasayla özdeşleştirmiş, iktidarın talepleri kendisine ait bir hukuk sistemini de birlikte getirmiştir.

18. Yüzyılda iktidara ilişkin eleştirilerde, iktidarın evrensel hukuk kurallarına uymamasından, siyasetin hukuku yönlendirmesinden yakınılmaktadır. Çünkü iktidar; yasaklar, reddeder, sansürler, cezayla tehdit eder... Bu eleştiri günümüzde bile güncelliğini korumaktadır.

Öte yandan cezaların infazı 19. yüzyıldan itibaren hafiflemeye başlar ve bedensel cezalardan uzaklaşılır. Bu süreçte cezanın sınırının insanlık olması gerektiğini üzerinde durulur. Böylece iktidarın da sınırı insanlık olarak çizilir. Aslında bu durum iktidarın toplumu daha derinden ve hissettirmeden egemenlik altına almasından başka bir şey değildir.

Geçtiğimiz yüzyılda mülkiyet ve zenginleşme ön plana çıkar. İktidarın yeni görevi de belirginleşir: mülkiyeti korumak ve zenginliğe giden yoldaki pürüzleri kaldırmak. Bunun için de ceza daha hafif ama toplumu da kapsayan biçimiyle ortaya çıkar. Bu yeni sistemin temelini hapishane oluşturur.

Geçen yüzyıllarda işlenen suç hakkında gerçeklere ulaşmak ve cezalandırmak amaçken, günümüzde insan davranışları ve bu davranışların ıslahı amaçlanmaktadır. Bunun için etkinlikler, çalışma, sessizlik, saygı ve iyi alışkanlıklar araç olarak kullanılmaktadır. Böylece otoriteye boyun eğmiş, itaatkâr bir birey yaratılmaktadır. Yine günümüzden örnek verecek olursak geçen 10 yılda kumpasla içerde tutulanların, içerden çıktıktan sonra sergiledikleri davranışlara bakmak gerekir. Bu insanlar kenara çekilmiş, uysal, sesi soluğu çıkmayan birer vatandaş haline gelmiştir. Bu ve benzeri örneklerden de anlaşılacağı gibi artık geçmişteki iktidarın egemenliğini kurmak, kudretini göstermek amacıyla şiddetli cezalar vermesi dönemi bitmiştir. İktidar-ekonomi ilişkisi ön plana çıkmıştır. Bu iktidar biçimi olumlu, üretken ve yaşamı destekler niteliktedir. Bu yeni iktidar, iki biçimde karşımıza çıkar:

Birincisi insana makine olarak bakar ve disiplincidir. Amacı disipline etmek, yetenekleri geliştirmek, uysal kılmak ve ekonomik üretimde bulunmasını sağlamaktır.

İkincisi ise insanı doğal bir tür olarak görür ve sayısını denetim altına alır. Yani ne şekilde, ne kadar çoğalacağına karar verir. Çünkü kapitalist sistemin vazgeçilmezi olan bu yeni iktidar için insan bedeni üretim aracıdır ve insan sayısının, üretilen artı değere zarar vermeyecek sayıda olmasını planlar.

Bu yeni iktidar bedene, cinselliğe, aileye, okula, fabrikaya, orduya müdahale eder ve kendi sistemini kurar. İnsan, bu yeni iktidar biçiminde cezalandırılanlar, denetlenenler, ehlileştirilenler, ıslah edilenler, deliler, çocuklar ve yaşamının sonuna kadar aynı yerde aynı işi yapmaya mahkûm olanlar şeklinde sınıflandırılır. Çünkü bireyin yaşamı ve onun yönetilmesi artık iktidar için vazgeçilmez bir unsurdur. İktidar, insanın sahip olduğu güçleri engellemek ve yok etmek yerine teşvik etmek, güçlendirmek, denetlemek, en iyi şekilde kullanmak ve örgütlemek zorundadır.

Kralın, suçlunun yaşamını alma hakkı yerini iktidarın yaşamı koruma, emniyete alma ve geliştirme hakkına bırakmıştır. Çıplak yaşamın kendisi artık politikanın tam merkezindedir ve ona yönelik şiddet karşısına iktidarı alır. Çünkü toplum ve toplumu oluşturan birey, iktidarın üretim işçileridir.

---------------------------------------

* Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, 1975

* Ferda Keskin, Foucault’da Şiddet ve İktidar

      UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
      Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları
    123456
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 ABC Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 212 963 1051 (pbx)